Ana içeriğe atla

PEMBE RENK VE ALGI YÖNETİMİ



Bugün "pembe renk" dediğimiz zaman genelde bayan giyim modası akla gelir. Ancak bu kökü eskiye dayanan bir durum değildir. Pembe rengin bayan kıyafetleriyle ilişkilendirilmesi 20.yüzyılda geniş reklam ve algı yönetimi faaliyetleriyle olmuştur.

Walt Disney'in çizgi film ve filmlerindeki "güzel prensesler" bilinçli şekilde sürekli "pembe" renklerle giydirilmiş ve kız çocuklarına yönelik üretilen oyuncak bebeklerde ağırlıklı olarak "pembe kıyafetler" kullanılmıştır. Bu sebeple 1950 sonrası insanların ama  özellikle kadınların zihni çocukluklarından itibaren "pembe" renk algısıyla yoğrulmuştur.

Moda ama özellikle giyim, aksesuar ve ayakkabı sektörleri tamamen insanların algısının doğru şekilde yönlendirilmesine dayanır. Bu sektörlerde doğru Algı Yönetimi teknikleri kullanabilirseniz her türlü ürünü bir "çekim odağı" haline getirebilirsiniz. Ancak bunun tam tersi olarak bilmeden kullanacağınız yanlış mesajlarda en kaliteli kıyafet veya ayakkabıların bile ilgi görmemesine sebep olabilir.

Eğer moda alanında iş yapıyorsanız bilmeniz gereken tüm başarınızın insanların psikolojisini doğru etkilemeye dayalı olduğudur. Yan yana açılmış iki giyim mağazasından birinin yüksek satışlar yapmasına rağmen diğerinin zorlanmasının sebebi budur. Büyük yatırımlar yapmasına rağmen Internet üzerinden ürünlerini pazarlayamayan firmanın hatası "verdiği yanlış algıdadır". 

Doğru mesajı ve doğru Algı Yönetimi tekniklerini uygulayanlar çok küçük yatırımlarla ürünlerini Sosyal Medya üzerinden bile pazarlayabilir.

Moda,giyim,aksesuar ve ayakkabı sektörleri insan psikolojisini doğru etkilemenin en önemli olduğu alanlardır.

(Algı Yönetimi Eğitimleri hakkında bilgi almak lütfen Ayça Kuru Akademiyle temasa geçiniz.)

AYÇA KURU AKADEMİ 
https://aycakuru.com.tr/
Tel: 0554 280 44 84

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SANAL KUMAR: PARA DEĞİL DOPAMİN OYNUYORSUN

SANAL KUMAR: PARA DEĞİL DOPAMİN OYNUYORSUN Ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak uzun zamandır yazı yazmıyordum; “yazının devri bitti” diye kendimi videoların ışığına kaptırmıştım. Sonra içimdeki yazar çıktı, yakama yapıştı ve klasik cümleyi kurdu: “Kes sesini.” (Evet, yine yazıyoruz.) Bugün konu şu: Yakın çevreme kadar dalgaları vuran sanal kumar pandemisi. Pandemi diyorum çünkü otobüste yanına oturan amcadan tut, kafede kapüşonunu geçirip telefona gömülmüş liseliye kadar… çok kişi aynı şeye bakıyor: ekrandaki o “bir tur daha” düğmesine. Ve burada mesele “ahlak” değil. Bu yazı ahlak dersi değildir; kimseye “ben sizden daha akıllıyım/ahlaklıyım” diye vaaz verecek bir özgüven deliliğim yok. Benim derdim şu formül: bağımlılık + toplu kandırma + toplu çöküş. Şimdi bilimsel yerden gidelim; ama sıkıcı akademik dil de yapmayalım. (Okurken esneme refleksi olanlar için… evet, seni görüyorum.) I) OLUŞUM MEKANİZMALARI a) Beynin ödül sisteminin ele geçirilmesi (değişken pekiştirme) Bak dostum, sa...

TELEFONUNU SIK DEĞİŞTİRMEYEN İNSANLARIN PSİKOLOJİSİ

  TELEFONUNU SIK DEĞİŞTİRMEYEN İNSANLARIN PSİKOLOJİSİ sevgili dostlar, geçenlerde düşündüm. bazı insanlar vardır, telefon firması daha yeni modelin tanıtım videosunu yayınlarken kredi kartını çıkarmaya başlar. kamera artık geceleri ayın üzerindeki kraterleri de çekiyormuş. işlemci yüzde 14 daha hızlıymış. telefonun köşeleri geçen senekinden 0,7 milimetre daha yuvarlakmış. arkadaşımız hemen heyecanlanır: “abi bu başka olmuş.” bir başka insanın elinde ise dört senelik telefon vardır. ekranında ufak bir çizik. pil eskisi kadar iyi değil. kamerası yeni modeller kadar şahane değil. sorarsınız: “telefonu değiştirmeyi düşünmüyor musun?” cevap: “niye değiştireyim? çalışıyor.” işte bu “çalışıyor” kelimesi benim ilgimi çekti. çünkü mesele her zaman para değil. parası olduğu halde telefonunu yıllarca kullanan insanlar da var. ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak biraz araştırdım. meğer telefonunu sık değiştirmeyen insanların davranışının arkasında oldukça ilginç psikolojik sebepler olabiliyo...

GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ HAYATIMIZA NASIL SOKULDU ?

  Sevgili dostlar, Yaz bitmek üzere. Yaz demek de güneş gözlüğü demek. Ama eskiden sadece gözlerimizi güneşten korusun diye taktığımız şu basit gözlükler, zaman içinde milyarlarca dolarlık bir sektöre dönüştü. Hatta iş öyle bir noktaya geldi ki güneş gözlüğü artık yaz kış dinlemeden kullanılan bir aksesuar oldu. Geçen gün otobüste gidiyorum. Neredeyse benim dışımda herkes güneş gözlüğü takmıştı. Bir anda kendimi binlerce kara merceğin altında incelenen ufak bir kurbağa gibi hissettim. Bir de bunların kötü tarafı şu: Karşındaki insanın nereye baktığını da anlayamıyorsun. Dolayısıyla hepsi sana bakıyormuş gibi geliyor. Peki bu iş nasıl başladı? Şimdi ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak konuya bir bakalım. **1) Üretim devrimi: Lüksü ucuzlatmak** 1929 senesine kadar güneş gözlüğü denen mesele daha çok zenginlerin ulaşabildiği bir şeydi. Çerçeveler fildişi, kaplumbağa kabuğu ve elle işlenmiş metaller gibi pahalı malzemelerden yapılıyordu. Yani öyle herkesin gidip alacağı bir şey değil...