TELEFONUNU SIK DEĞİŞTİRMEYEN İNSANLARIN PSİKOLOJİSİ
sevgili dostlar,
geçenlerde düşündüm.
bazı insanlar vardır, telefon firması daha yeni modelin tanıtım videosunu yayınlarken kredi kartını çıkarmaya başlar.
kamera artık geceleri ayın üzerindeki kraterleri de çekiyormuş.
işlemci yüzde 14 daha hızlıymış.
telefonun köşeleri geçen senekinden 0,7 milimetre daha yuvarlakmış.
arkadaşımız hemen heyecanlanır:
“abi bu başka olmuş.”
bir başka insanın elinde ise dört senelik telefon vardır.
ekranında ufak bir çizik.
pil eskisi kadar iyi değil.
kamerası yeni modeller kadar şahane değil.
sorarsınız:
“telefonu değiştirmeyi düşünmüyor musun?”
cevap:
“niye değiştireyim? çalışıyor.”
işte bu “çalışıyor” kelimesi benim ilgimi çekti.
çünkü mesele her zaman para değil.
parası olduğu halde telefonunu yıllarca kullanan insanlar da var.
ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak biraz araştırdım.
meğer telefonunu sık değiştirmeyen insanların davranışının arkasında oldukça ilginç psikolojik sebepler olabiliyormuş.
tabii hemen:
“eski telefon kullanan insan mükemmel karakterlidir.”
diye yeni bir burç yaratmayalım.
ama bazı ortak mekanizmalar var.
vatana millete faydamız olsun, bakalım mesele neymiş.
1. “işimi görüyorsa neden değiştireyim?” zihniyeti
bence en temel fark burada.
bazı insanlar bir ürünü satın aldıktan sonra ona şu soruyla bakıyor:
“hala görevini yapıyor mu?”
evetse konu kapanıyor.
telefon WhatsApp'ı açıyor mu?
açıyor.
fotoğraf çekiyor mu?
çekiyor.
internete giriyor mu?
giriyor.
beni arayan ulaşabiliyor mu?
maalesef ulaşabiliyor.
o zaman niye değiştireyim?
nitekim tüketici davranışı araştırmalarında mevcut telefonundan memnun olan insanların yeni modele geçme isteğinin azaldığı görülmüş.
yeni telefon daha hızlı olabilir.
daha iyi kamera olabilir.
daha güzel olabilir.
ama beyniniz:
“bunların hangisine gerçekten ihtiyacım var?”
diye soruyorsa pazarlamacının işi biraz zorlaşıyor.
çünkü pazarlama çoğu zaman ihtiyacınız olmayan bir gelişmeyi önce size gösterir, sonra da onsuz yaşamayı eksiklik gibi hissettirmeye çalışır.
240 megapiksel kameranın varlığını bilmeden önce gayet mutluydunuz.
sonra reklamı izlersiniz.
birden 48 megapikselle yaşamaya utanmaya başlarsınız.
işte bazı insanlarda bu mekanizma daha az çalışıyor.
2. telefon onlar için kimlik kartı değil, tornavida
bu kısmı özellikle ilginç buldum.
bir ürünün iki ayrı değeri olabilir.
birincisi:
ne işe yarıyor?
ikincisi:
beni başkalarına nasıl gösteriyor?
telefonun ikinci işlevi bazı insanlar için oldukça önemli.
masaya son model telefonu koyduğunuzda yalnızca telefon koymazsınız.
bazen para,
statü,
teknoloji bilgisi,
zevk
ve hatta:
“ben de çağın gerisinde değilim kardeşim.”
mesajı koyarsınız.
araştırmalarda da sosyal etkinin ve telefonun sosyal değerinin değiştirme isteğini artırabildiği görülüyor.
ama bazı insanlar için telefon hâlâ bildiğiniz alettir.
yani tornavida gibi.
tornavidanın yeni modeli çıktı diye elinizdeki çalışan tornavidayı çöpe atmıyorsunuz.
dolayısıyla telefonu sık değiştirmeyen bazı insanların zihninde şöyle bir ayrım olabilir:
“Benim değerimi cebimdeki cihaz belirlemiyor.”
bu illa yüksek özgüven göstergesi midir?
hayır.
ama statü tüketimine daha az ihtiyaç duyan insanlarda bu davranışın görülmesi bana hiç şaşırtıcı gelmiyor.
3. yenilik herkesi aynı miktarda heyecanlandırmıyor
psikolojide ve tüketici davranışında “novelty seeking”, yani yenilik arayışı denen bir özellik var.
bazı insanların beyni:
“yeni bir şey çıkmış!”
deyince canlanıyor.
kurcalamak istiyor.
denemek istiyor.
ilk kullananlardan olmak hoşuna gidiyor.
bazı insanlar ise:
“güzel kardeşim siz bir kullanın bakalım, patlıyor mu çatlıyor mu, seneye bakarız.”
modunda.
ben ikinci gruba bazen teknoloji mayın temizleme ekibini önden gönderenler diyorum.
araştırmalar da yenilik arayışı yüksek insanların yeni ürünleri daha erken fark etme ve deneme eğilimlerinin yüksek olduğunu gösteriyor.
dolayısıyla telefonunu sık değiştirmeyen kişi teknoloji düşmanı olmayabilir.
sadece beyninin ödül sistemi “yeni” kelimesine sizin kadar alkış tutmuyor olabilir.
4. yeni telefon almak aslında küçük çaplı taşınmadır
işte benim çok hak verdiğim bölüm.
telefon değiştirmek sadece:
eskisini kapat,
yenisini aç
değildir.
fotoğraflar.
WhatsApp.
banka uygulamaları.
şifreler.
e-Devlet.
mail.
Bluetooth.
kulaklık.
ayarlar.
iki aşamalı doğrulamalar.
sonra bir uygulama:
“eski cihazınızdan gelen güvenlik kodunu giriniz.”
eski cihaz nerede?
kutuda.
kutu nerede?
Allah bilir.
bir anda telefon değiştirdiğinize pişman olup eski Nokia 3310'unuzu özlemeye başlayabilirsiniz.
davranış biliminde buna yakın çalışan önemli mekanizmalardan biri statüko yanlılığıdır.
insan bazen mevcut durum mükemmel olduğu için değil, değiştirmenin zihinsel maliyeti yüksek olduğu için mevcut durumda kalır.
2026 tarihli güncel smartphone araştırmasında da statüko yanlılığının yükseltme isteğini azaltan etkenlerden biri olduğu görülüyor.
yani adam cimri olmayabilir.
sadece:
“iki gün bunun ayarlarıyla uğraşamam kardeşim.”
diyordur.
bence son derece anlaşılır.
5. bazı insanlar paranın fiyatına değil, kullanım ömrüne bakıyor
bir telefon 60 bin liraysa bir insan şöyle düşünebilir:
“çok pahalı.”
başka bir insan ise şöyle düşünür:
“bunu beş yıl kullanacağım. yılda 12 bin lira.”
işte ikinci zihniyet biraz farklıdır.
burada tutumluluk devreye giriyor.
tutumluluk cimrilik değildir.
cimri insan para harcamaktan rahatsız olur.
tutumlu insan ise ödediği paranın karşılığını sonuna kadar almak ister.
2025 yılında Japonya ve Almanya'daki kullanıcılarla yapılan bir çalışma da tutumluluğun telefonların uzun süre kullanılmasını açıklayan önemli mekanizmalardan biri olduğunu ortaya koyuyor.
bu insanlar genelde:
“parasını verdim, suyunu çıkaracağım.”
ekolündendir.
telefon son nefesinde:
“abi artık bırak beni.”
diyebilir.
sahibi:
“daha iki taksidin psikolojik amortismanı kaldı.”
diye direnebilir.
6. bazen eski telefon gerçekten “eski bir dost” oluyor
burada iş biraz duygusallaşıyor.
telefonlarımız artık yalnızca arama yaptığımız cihazlar değil.
içinde hayatımız var.
annemizin fotoğrafı.
ilk tatil.
eski mesajlar.
çocuğun videosu.
bir zamanlar dinlediğimiz şarkılar.
telefon elimizde binlerce saat geçiriyor.
düşürüyoruz.
kılıfını değiştiriyoruz.
ekranını kırıyoruz.
tamir ettiriyoruz.
ve zamanla nesneye bir miktar duygusal değer yükleyebiliyoruz.
2025 yılında 579 kişi üzerinde yapılan bir araştırmada telefona duyulan duygusal bağlılığın, insanların cihazı elden çıkarma ve geri dönüştürme niyetlerini azalttığı bulunmuş.
yani bazen elinizde tuttuğunuz şey sadece elektronik değildir.
biraz hafıza deposudur.
hatta araştırmalarda mevcut telefonun duygusal değerinin, aynı ürünü tekrar tekrar kullanmaktan doğan bıkkınlığı azaltabildiği de görülüyor.
başka bir deyişle:
telefonunu seviyorsanız eski gelmesi biraz daha uzun sürüyor.
7. ama şimdi eski telefon kullanan arkadaşlar da “gördünüz mü ne karakterli insanım” diye fazla havaya girmesin
çünkü telefon değiştirmemek her zaman bilinçli tüketim göstergesi değil.
bazen sadece:
üşenmek,
teknolojiye uyum sağlayamamak,
karar vermeyi ertelemek,
değişimden hoşlanmamak,
alışkanlıklara fazla bağlanmak
da olabilir.
hatta işin eğlenceli tarafı şu:
“çevreci insanlar telefonlarını kesin daha uzun kullanırlar.”
diye düşünürsünüz.
o bile her zaman doğru değil.
bazı araştırmalarda çevre konusunda çok bilinçli kişilerin, ellerindeki eski cihazı çevresel açıdan verimsiz gördüklerinde onu daha çabuk değiştirmek isteyebildikleri görülmüş.
insan psikolojisi böyle işte.
tam:
“hah çözdük.”
diyorsunuz.
arka taraftan başka bir araştırma çıkıp:
“o kadar kolay değil şampiyon.”
diyor.
evet dostlar,
bence telefonunu yıllarca kullanan insanla her sene değiştiren insan arasındaki asıl fark telefonda değil.
“yeni” kavramına verdikleri anlamda.
birisi yeniyi gördüğünde:
“bunu istiyorum.”
diyor.
diğeri:
“buna ihtiyacım var mı?”
diye soruyor.
ikisi aynı soru değil.
ve günümüzde şirketlerin milyarlarca dolar harcayarak bize sürekli:
“elindekinin artık yeterince iyi olmadığı”
duygusunu sattığı bir dünyada, bazen çalışan bir telefonu cebinden çıkarıp:
“gayet güzel çalışıyor kardeşim.”
diyebilmek de küçük bir psikolojik bağımsızlık biçimi olabilir.
tabii telefonunuzun ekranı artık sadece penseyle açılıyorsa, şarjı İzmir'den Manisa'ya gidene kadar bitiyorsa ve karşı taraf konuşurken telefonu pencerenin kenarında belli bir açıyla tutmanız gerekiyorsa...
orada da fazla felsefe yapmayın.
telefonu değiştirin.
sevgilerimle
not: bu yazıyı beş yıllık telefonundan okuyan arkadaşlar hemen eşine gidip “bak gördün mü bilim insanları beni onaylıyor” demesin. bilim insanları sizi değil, bazı psikolojik mekanizmaları inceliyor. arada önemli fark var.
not 2: psikoloji, insan davranışı ve algı yönetimi gibi konular hoşunuza gidiyorsa ve “şöyle güzel bir YouTube kanalı olsa da arada izlesek” diyorsanız, tesadüfe bakın ki bir tane biliyorum.
mekânımız burada efendim:
https://www.youtube.com/c/AydinSerdarKuru

Yorumlar
Yorum Gönder