Ana içeriğe atla

FİLENİN SULTANLARI NEDEN BU KADAR SEVİLİYOR?


 

FİLENİN SULTANLARI NEDEN BU KADAR SEVİLİYOR?

sevgili dostlar,

Filenin Sultanları gene yaptı yapacağını.

İtalya’yı 3-2 yenerek 2023’ten sonra ikinci kez Avrupa şampiyonu oldular. Üstelik bu yaz Milletler Ligi’ni de kazanmışlardı.

Yani kadınlar artık işi seri üretime bağladı.

Ben voleybol uzmanı değilim. Bana libero rotasyonu, blok yerleşimi falan uzun uzun anlatırsanız bir süre sonra gözlerim kararabilir.

Ama ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak başka bir şey dikkatimi çekiyor:

Türk toplumunun belli bir kesimi bu takımı sadece desteklemiyor.

Bu kadınları sahipleniyor, rol model yapıyor ve başarılarını kendi hayat görüşünün başarısı gibi görüyor.

Peki neden?

biraz psikolojisine bakalım, vatana millete faydamız olsun.

1. başkasının zaferinden kendimize pay çıkarıyoruz

Psikolojide buna “Basking in Reflected Glory” deniyor.

Kabaca, başkasının başarısının ışığında güneşlenmek.

Vargas smaç vuruyor, Zehra blok yapıyor, siz evde koltukta çekirdek yiyorsunuz ama maç bitince:

“Aldık kupayı!”

diyorsunuz.

Hocam sen ne aldın?

Maç sırasında iki kere mutfağa gidip geldin.

Ama insan zihni böyle çalışıyor. Kendimizi ait hissettiğimiz grubun başarısını bir miktar kendi başarımız gibi algılıyoruz.

Milli takım işin içine girince bayrak, marş ve ülke kimliği de ekleniyor.

Artık maç sadece spor olmaktan çıkıyor, “biz kazandık” duygusuna dönüşüyor.

2. güçlü kadın görüntüsü yaratıyorlar

Bence esas meselelerden biri burada.

Türkiye’de kadınlar yıllarca medyada birkaç klasik rolle gösterildi:

güzel kadın,

fedakâr anne,

iyi eş,

şarkıcı,

oyuncu...

Sonra bu kadınlar çıktı.

Terliyorlar.

Bağırıyorlar.

Düşüyorlar.

Kalkıyorlar.

Kasları var.

Hırslılar.

Rakibin gözünün içine baka baka smaç vuruyorlar.

Ve dünya çapında başarı kazanıyorlar.

Bu özellikle genç kızlar açısından çok güçlü bir görüntü.

Çünkü rol model dediğimiz şey sadece:

“Bu insanı seviyorum.”

demek değildir.

Asıl mesaj:

“Ben de böyle biri olabilirim.”

Bir kız çocuğunun karşısına sürekli prenses koyarsanız kendisini prenses olarak hayal eder.

Karşısına güçlü, bağımsız, disiplinli ve başarılı kadınlar koyarsanız ihtimaller biraz genişler.

Kadın sporcular üzerine Türkiye’de yapılan güncel çalışmalar da fiziksel ve zihinsel dayanıklılığı yüksek kadın sporcuların özellikle kadınlar ve kız çocukları açısından güçlü rol model işlevi görebildiğini vurguluyor.

3. statüleri lafla değil performansla geliyor

Toplumda meşhur ve önemli olmanın envaiçeşit yöntemi var.

Bazısı torpille yükselir.

Bazısı ailesinin soyadıyla.

Bazısı televizyona çıkar; ne iş yaptığı pek anlaşılmaz ama bir süre sonra herkes adamı ünlü kabul eder.

Sporun güzel tarafı şu:

skor tabelası torpili pek sevmez.

İtalya karşısında “bizim dayımız çok güçlü” diyemezsiniz.

Top yere düştü mü sayı gider.

Bu yüzden sporcularda çok güçlü bir hak edilmiş statü algısı oluşuyor.

Antrenman var.

Disiplin var.

Yenilgi var.

Sakatlık var.

Tekrar kalkmak var.

Ve sonunda sonuç var.

Bir de bunu tekrar tekrar başarıyorlarsa artık “şansları yaver gitti” deme imkânınız da azalıyor.

4. bazı insanlar onlarda kendi Türkiye hayalini görüyor

Bence işin en ilginç tarafı burası.

Filenin Sultanları’nın toplumun belli bir kesiminde bu kadar büyük duygusal karşılık bulmasının nedeni yalnızca voleybol değil.

Bu takım bazı insanlar için küçük bir Türkiye modeli haline geldi.

Oyuncular birbirine benzemiyor.

Karakterleri farklı.

Hayat tarzları farklı.

Kökenleri farklı.

Melissa Vargas Küba’da doğmuş ama Türk Milli Takımı’nın yıldızlarından biri.

Ebrar başka bir karakter.

Eda başka.

Zehra başka.

Ama sahaya çıktıklarında üzerlerinde aynı forma var.

Birbirlerine benzemeleri gerekmiyor.

Aynı hedef için beraber hareket etmeleri yetiyor.

Toplumun bir kısmı burada kendi idealini görüyor:

“İnsanlar aynı olmak zorunda kalmadan da beraber başarılı olabilir.”

Nitekim Filenin Sultanları üzerine 2026’da yayımlanan akademik bir çalışma da takımın Türkiye’de yalnızca spor üzerinden değil; kadınlık, milli kimlik, yaşam tarzı ve farklı Türkiye tasavvurları üzerinden tartışılan sembolik bir alana dönüştüğünü gösteriyor.

İşin güzel tarafı şu:

Takımı sevenlerle takımdan rahatsız olanların bir kısmı aslında aynı şeyi görüyor.

Sadece gördükleri şeye farklı anlam yüklüyorlar.

Algı dediğimiz şey zaten biraz böyle bir şey.

5. futbolun dışında yeni bir kahramanlık alanı açtılar

Türkiye’de spor deyince yıllarca otomatik olarak erkek futbolu anlaşıldı.

Üç büyük kulüp.

Hakem.

Transfer.

Ofsayt.

Başkan kavgası.

Sonra kadın voleybolu geldi ve başka bir kahramanlık hikâyesi oluşturdu.

Burada Fenerbahçeli, Galatasaraylı, Beşiktaşlı aynı oyunculara bağırabiliyor.

Bir süreliğine kulüp kimlikleri geri plana çekilip daha büyük bir ortak kimlik ortaya çıkıyor.

İnsanları birbirine düşürmek konusunda hayli yetenekli bir ülkede, arada bir milyonlarca insanın aynı şeye sevinmesi de fena bir şey değil.

evet dostlar,

Filenin Sultanları’nın neden bu kadar sevildiğini sadece:

“çok iyi voleybol oynuyorlar.”

diyerek açıklamak bana eksik geliyor.

Bu kadınlar aynı anda birkaç düğmeye basıyor:

başarı,

milli gurur,

güçlü kadın imgesi,

rol model ihtiyacı,

aidiyet

ve bazı insanlar açısından “nasıl bir toplum olmak istiyoruz?” sorusu.

Bu yüzden bazen bir voleybol maçı yalnızca voleybol maçı değildir.

İnsanlar sahada sadece bir takım izlemez.

Bazen kendileri hakkında inanmak istedikleri hikâyeyi izlerler.

sevgilerimle

not: Algı yönetimi, psikoloji ve insan davranışı gibi konuları seviyorsanız ve “şöyle güzel bir YouTube kanalı olsa da arada izlesek” diyorsanız tesadüfe bakın ki böyle bir yer biliyorum.

mekânımız burada efendim:

https://www.youtube.com/c/AydinSerdarKuru

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SANAL KUMAR: PARA DEĞİL DOPAMİN OYNUYORSUN

SANAL KUMAR: PARA DEĞİL DOPAMİN OYNUYORSUN Ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak uzun zamandır yazı yazmıyordum; “yazının devri bitti” diye kendimi videoların ışığına kaptırmıştım. Sonra içimdeki yazar çıktı, yakama yapıştı ve klasik cümleyi kurdu: “Kes sesini.” (Evet, yine yazıyoruz.) Bugün konu şu: Yakın çevreme kadar dalgaları vuran sanal kumar pandemisi. Pandemi diyorum çünkü otobüste yanına oturan amcadan tut, kafede kapüşonunu geçirip telefona gömülmüş liseliye kadar… çok kişi aynı şeye bakıyor: ekrandaki o “bir tur daha” düğmesine. Ve burada mesele “ahlak” değil. Bu yazı ahlak dersi değildir; kimseye “ben sizden daha akıllıyım/ahlaklıyım” diye vaaz verecek bir özgüven deliliğim yok. Benim derdim şu formül: bağımlılık + toplu kandırma + toplu çöküş. Şimdi bilimsel yerden gidelim; ama sıkıcı akademik dil de yapmayalım. (Okurken esneme refleksi olanlar için… evet, seni görüyorum.) I) OLUŞUM MEKANİZMALARI a) Beynin ödül sisteminin ele geçirilmesi (değişken pekiştirme) Bak dostum, sa...

GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ HAYATIMIZA NASIL SOKULDU ?

  Sevgili dostlar, Yaz bitmek üzere. Yaz demek de güneş gözlüğü demek. Ama eskiden sadece gözlerimizi güneşten korusun diye taktığımız şu basit gözlükler, zaman içinde milyarlarca dolarlık bir sektöre dönüştü. Hatta iş öyle bir noktaya geldi ki güneş gözlüğü artık yaz kış dinlemeden kullanılan bir aksesuar oldu. Geçen gün otobüste gidiyorum. Neredeyse benim dışımda herkes güneş gözlüğü takmıştı. Bir anda kendimi binlerce kara merceğin altında incelenen ufak bir kurbağa gibi hissettim. Bir de bunların kötü tarafı şu: Karşındaki insanın nereye baktığını da anlayamıyorsun. Dolayısıyla hepsi sana bakıyormuş gibi geliyor. Peki bu iş nasıl başladı? Şimdi ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak konuya bir bakalım. **1) Üretim devrimi: Lüksü ucuzlatmak** 1929 senesine kadar güneş gözlüğü denen mesele daha çok zenginlerin ulaşabildiği bir şeydi. Çerçeveler fildişi, kaplumbağa kabuğu ve elle işlenmiş metaller gibi pahalı malzemelerden yapılıyordu. Yani öyle herkesin gidip alacağı bir şey değil...

PSİKOLOJİK BASKI TEKNİKLERİ

PSİKOLOJİK BASKI TEKNİKLERİ Sevgili dostum, Bugün üzerinde uygulanıyor olabilecek yada gelecekte karşı karşıya kalabileceğin bazı psikolojik baskı tekniklerinden örnekler vermek istiyorum. Her zaman dediğim gibi seni ancak bilmediğin yumruklar devirebilir ama geldiğini gördüğün her tür saldırıya karşı önlem alabilirsin. 1 ) Öncelikle üzerinde psikolojik olarak baskı kurmaya çalışan insanlardan acıma falan bekleme. Yaptıklarında da bir mantık filan arama. Neden benim üzerime geliyorlar gibi saçma sorular seni sadece daha zayıflatır. Bu tür şeytanlar başka insanların acılarından beslenir. Sen ne kadar acı ve sıkıntı çekersen o oranda zevk alırlar. Öncelikle böyle bir saldırıyı mantığınla çözmek için zaman kaybetme. Zaten sen baskı görmen için bir sebep aradıkça kendi kendini de suçlamaya başlarsın, bu da tam saldırgan manyağın istediği şeydir. Çünkü kendini suçladıkça acın daha da artar ve acın arttıkça o pisliklere daha fazla zevk verirsin. 2) Sana saldıranlar genelde sosyop...