SANAL KUMAR: PARA DEĞİL DOPAMİN OYNUYORSUN
Ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak uzun zamandır yazı yazmıyordum; “yazının devri bitti” diye kendimi videoların ışığına kaptırmıştım. Sonra içimdeki yazar çıktı, yakama yapıştı ve klasik cümleyi kurdu: “Kes sesini.”
(Evet, yine yazıyoruz.)
Bugün konu şu: Yakın çevreme kadar dalgaları vuran sanal kumar pandemisi. Pandemi diyorum çünkü otobüste yanına oturan amcadan tut, kafede kapüşonunu geçirip telefona gömülmüş liseliye kadar… çok kişi aynı şeye bakıyor: ekrandaki o “bir tur daha” düğmesine.
Ve burada mesele “ahlak” değil.
Bu yazı ahlak dersi değildir; kimseye “ben sizden daha akıllıyım/ahlaklıyım” diye vaaz verecek bir özgüven deliliğim yok.
Benim derdim şu formül: bağımlılık + toplu kandırma + toplu çöküş.
Şimdi bilimsel yerden gidelim; ama sıkıcı akademik dil de yapmayalım. (Okurken esneme refleksi olanlar için… evet, seni görüyorum.)
I) OLUŞUM MEKANİZMALARI
a) Beynin ödül sisteminin ele geçirilmesi (değişken pekiştirme)
Bak dostum, sanal kumar dediğin şey “basit bir oyun” değil. Bu uygulamalar ve sistemler çoğu zaman davranış bilimi, tasarım, UX, ödül döngüsü gibi konulardan beslenen mekaniklerle çalışıyor. Yani ekranda gördüğün “masum” renkler, bildirim saatleri, bonus ritmi… bunlar çoğu zaman rastgele değil.
Sanal kumarın en güçlü hamlesi şu:
İnsan beyninin en ilkel ve en güçlü devresine oynar: ödül–beklenti döngüsüne.
Bu döngü dopaminle çalışır: “olabilir” ihtimali dopamini kabartır.
Şimdi kritik nokta:
Bir davranışı her seferinde ödüllendirirsen etkisi düşer. Beyin “tamam anladım” der, büyü biter.
Ama davranışı belirsiz aralıklarla ödüllendirirsen… işte orada beyin delirir.
Bunu günlük hayata indirgersek (komik ama öğretici):
Sevgiline çiçek aldığında her seferinde seni öpüyorsa, beyin bunu öğrenir, sıradanlaşır.
Ama birinci çiçekte öpüyor, ikinci çiçekte bağırıp kafana fırlatıyor, üçüncüde çiçeği eziyor, dördüncüde seni ilkinden daha ateşli öpüyorsa… sen ne olursun? Takip edersin.
Çünkü ödülün ne zaman geleceği belli değildir.
(Bunu okuyup evde “ilişki yönetimi” diye denemeye kalkan olursa kendisini Firavun Amenhotep’in 8 numaralı lanetiyle lanetlerim. İyi niyetle uyarıyorum.)
Sanal kumarda da aynısı olur:
Üç kez kaybedersin, bir kez kazanırsın. Sonra iki kez kazanır, beş kez kaybedersin. Sonra bir anda altı kez kazanıp tekrar kaybedersin. Yani düzen yoktur.
Mantığın “zarardasın bırak” der.
Dopaminle bulanmış zihin der ki: “Bak oluyor işte.”
Burada asıl hedef senin kazanman değil.
Hedef şu illüzyonu canlı tutmak: “Kazanma ihtimali var.”
Kurbanlar büyük kazançla değil, ufak ama düzensiz kazançlarla avlanır.
Sanal kumarda para kaybetmezsin; “kazanma ihtimalini” satın alırsın.
b) “Neredeyse kazanıyordum” illüzyonu (algısal çarpıtma / near-miss etkisi)
Kumar oynayanların klasik cümlelerini bilirsin:
“Ah be son ayakta yattı.”
“Poff bir rakamla gitti.”
“Bir sembol daha gelse alıyordum.”
İşin garibi şu: Bu “kılpayı kaybetmeler” çoğu zaman gerçek kazançtan daha fazla hırs üretir. Çünkü beyin bunu “kaybettim” diye değil, “çok yaklaştım” diye kodlar.
Bir koşucu düşün: bitiş çizgisine üç adım kala tökezliyor.
O koşucu “bu iş bitti” demez; “tamam az kaldı” der.
Sanal kumarda da beyin aynı yanlışa düşer, ama burada bir fark var:
Gerçekte ortada bitiş çizgisi yok.
Örnekleri hepimiz gördük:
Rulette top senin sayının yanına düşer.
Slotta iki sembol gelir, üçüncüsü milim milim dönerek kaçar.
Bahiste 90. dakikada gol yersin.
At yarışında burun farkıyla kaybedersin.
Bu “neredeyse” hissi moral bozmaz; tam tersine kamçılar. Çünkü beyne şunu fısıldar:
“Demek ki doğru yoldasın.”
Ve burada algı yönetimi devreye girer:
Kişi bir süre sonra şunu sanmaya başlar: “Stratejiyle, zamanlamayla, tüyoyla bu iş çözülür.”
Oysa çoğu zaman senin yaptığın şey “strateji” değil; rastlantıyı anlamlandırma çabasıdır.
“Az kalsın” hissi, bağımlılığın en pahalı yemidir.
c) Kontrol yanılsaması (zihin avukatlaşır)
Sanal kumar ilerledikçe daha tehlikeli bir aşama gelir:
Kişi rastlantısal bir sistemi beceriye bağlıymış gibi görmeye başlar.
Bu bana hep Skinner’ın güvercin deneyini hatırlatır:
Makine belirli aralıklarla yem atar.
Güvercinlerden biri “ben gagalayınca yem geliyor” diye yanlış bağlantı kurar ve çılgın gibi gagalamaya başlar.
Yem onun gagasıyla ilgili değildir ama güvercin artık “kendi ritüeline” inanmıştır.
Bizdeki versiyonu da şu:
“Ben rastgele oynamam.”
“Şu saatlerde daha çok veriyor.”
“Ben oyunu çözdüm.”
“Benim bir stratejim var.”
Bu aşamada bağımlılık “davranışsal” olmaktan çıkar; bilişsel bir bağımlılığa dönüşür.
Yani artık mesele sadece “oynamak” değil, oynamayı haklı çıkarmaktır.
Zihin burada “hakim” değil, “avukat” olur:
Kaybedince: “şanssızlıktı / zamanlama yanlıştı.”
Kazanınca: “benim zekâm / benim becerim.”
Kontrol yanılsaması başladığında kumar “şans oyunu” değil, “ego sporu” olur.
II) ÇIKIŞ VE KURTULUŞ MEKANİZMALARI
a) Bilişsel kopuş: öldürücü döngüyü fark etmek
Şimdi gelelim çıkışa.
Burada işe yaramayan cümle şu: “Ben artık bırakıyorum.”
Keşke o kadar kolay olsa.
Asıl kırılma anı şudur:
“Ben kumardan para kazanmıyorum; dopamin kazanıyorum.”
Yani kişi bunun para için değil, haz ve rahatlama düzenlemesi için yapıldığını fark eder.
Bu farkındalık geldiğinde başka şeyler de görünür olur:
Kazansa bile rahatlayamaz, devam etmek ister.
Kaybedince durmaz, daha çok oynar.
Oynayınca mutlu değildir, oynamayınca huzursuzdur.
Çünkü mesele para değil, döngüdür.
Ve döngü, görünmez kaldığı sürece güçlüdür.
Gördüğün zincir, artık eskisi gibi bağlayamaz.
b) Çevresel kontrol: iradeye değil sisteme güvenmek
Bağımlılıklarda temel ilke şudur:
İrade güçlendirilmez; çevre düzenlenir.
Çok basit örnek:
Tulumba tatlısı bağımlılığın varsa ve alt katta tatlıcı varsa, “irade” bir yere kadar.
(İrade var ama tulumba daha parlak.)
Sanal kumarda çevresel kontrol daha da önemlidir çünkü tetikleyici cebindedir: telefon.
Uygulanabilir hamleler:
Uygulamaları silmek
Bildirimleri kapatmak / numara engellemek (SMS tetikleyicileri dahil)
Kart ve banka limitlerini minimuma çekmek
Gerekirse kredi kartını kapatmak
Gece yalnızlık saatlerinde telefona erişimi kısıtlamak
Mümkünse güvenilir birinin “hesap soran” rolü üstlenmesi (takip, kontrol, şeffaflık)
Bu “kendime güvenmiyorum” değil; “beynimin otomatik pilotunu tanıyorum” demektir.
Otomatik pilot devredeyken irade çoğu zaman sonradan gelir.
Bağımlılığı iradeyle değil, tetikleyiciyi keserek yeniyorsun.
c) Kapanış: kayıp dosyasını kapatmak
Birçok kişi “bırakır” ama tam kurtulamaz.
Çünkü kafasında açık bir dosya kalır: kayıp.
Zihin şunu fısıldar:
“Bir gün param olursa geri alırım.”
“Şimdi değil ama sonra çıkarırım.”
“Ben aslında çözdüm, sadece zamanlama…”
Bu cümleler dosyanın açık olduğunu gösterir.
Dosya açıkken o ışıklı ekranlar insanı geri çağırır.
Psikolojik çıkış şurada başlar:
“Kaybettiğim para, benim çıkış bedelim.”
Bu teslimiyet değil; zihinsel kapanıştır.
Kapanış yapılmadan beyin hâlâ “tamamlama” ister.
Kayıp kovalamak, bağımlılığın kendisidir.
Son söz:
Sanal kumar “eğlence” diye paketlenen bir şey olabilir; ama bazı beyinlerde çok hızlı şekilde bağımlılık döngüsüne dönüşür.
Hiç girmemen dileğiyle. Girdiysen de çıkışın mümkün olduğunu bil:
İrade değil, mekanizma + sistem + kapanış.
Sevgilerimle.
Not: Bu konuyu daha sakin bir dille anlattığım “Kumar oyunlarının psikolojik tuzakları” temalı bir videom da var; merak eden kanalımda bulur.
https://www.youtube.com/c/AydinSerdarKuru

Yorumlar
Yorum Gönder