Ana içeriğe atla

CAN SIKAN BİR MESELEYİ HAYATIMIZDAN NASIL KOVARIZ?

 


CAN SIKAN BİR MESELEYİ HAYATIMIZDAN NASIL KOVARIZ?

sevgili dostlar,

hepimizin hayatında zaman zaman canımızı sıkan bir mesele oluyor. işyerinde yaşadığınız saçma bir olay, biriyle ettiğiniz kavga, beklediğiniz halde gelmeyen bir telefon, yanlış verdiğiniz bir karar veya sizi sinir eden bir insan...

işin kötü tarafı şu ki olay bazen on dakika sürüyor ama siz meseleyi üç gün boyunca kafanızda taşımaya devam ediyorsunuz.

yani adam size bir laf söylüyor, gidiyor hayatına devam ediyor; siz eve gidip duşta, yatakta, otobüste, kahvaltıda aynı konuşmayı tekrar tekrar yapıyorsunuz.

karşı taraf belki sizi çoktan unutmuş, siz zihninizde onunla hâlâ dördüncü raundu dövüşüyorsunuz.

psikolojide buna kabaca ruminasyon, yani zihinsel geviş getirme deniyor.

inek ot yer, sonra dönüp tekrar çiğner. insan da bazen başına gelen olayı dönüp dönüp tekrar çiğner.

peki bu can sıkıcı meseleleri kafamızdan nasıl kovacağız?

ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak birkaç yöntem paylaşayım, vatana millete faydamız olsun.

1. önce yapabileceğin bir şey var mı ona bak

canınızı sıkan meseleyle ilgili gerçekten yapabileceğiniz bir şey varsa yapın.

telefon açmanız gerekiyorsa açın.

özür dilemeniz gerekiyorsa dileyin.

birinden hesap sormanız gerekiyorsa sorun.

bir karar vermeniz gerekiyorsa verin.

çünkü insanı en çok yoran şeylerden biri belirsizliktir. yapılabilecek bir şey olduğu halde yapmadan oturup düşünmek, yangını söndürmek yerine karşısına sandalye çekip seyretmeye benzer.

ama yapabileceğiniz şeyi yaptıysanız artık aynı meseleyi yüz kere düşünmenin hiçbir faydası yoktur.

o saatten sonra problem çözmüyorsunuz, problemi besliyorsunuz.

2. dikkatinizi meseleden kesin

insan zihni neye sürekli dikkat ederse onu önemli kabul eder.

bir meseleye sabah kalkınca bakıyor, öğlen tekrar düşünüyor, gece yatarken yeniden hatırlıyorsanız beyninize sürekli şu mesajı veriyorsunuz:

“bu konu çok önemli, sakın unutma.”

beyin de emir eri gibi çalışıyor ve unutmuyor.

bu yüzden bazı meseleleri çözmenin yolu onlarla daha çok uğraşmak değil, onlara verdiğiniz dikkati azaltmaktır.

gidin yürüyün.

film izleyin.

kitap okuyun.

arkadaşınızla konuşun.

spor yapın.

işinizle uğraşın.

yani zihninize hayatta o meseleden başka şeyler de olduğunu gösterin.

bir sivrisinek odanıza girdi diye bütün evi sivrisineğe tahsis etmeyin.

3. meseleyi büyütmeyin

insan zihninin başka bir kötü huyu da küçük meselelere destan yazmaktır.

patronunuz size ters baktı diye işten atılacağınız anlamına gelmez.

arkadaşınız mesajınıza geç cevap verdi diye sizden nefret etmiyor olabilir.

bir toplantıda saçma bir şey söylediniz diye bütün dünya sizi konuşmuyor.

insanlar zaten çoğunlukla kendi dertleriyle uğraşıyor.

biz ise bazen kendi yaşadığımız olayı dünya tarihinin dönüm noktası sanıyoruz.

biraz mesafe koyunca şunu fark ediyorsunuz:

“ben bunu niye bu kadar büyütmüşüm?”

4. bazı dosyaları kapatmayı öğrenin

hayatta her mesele çözülemez.

bazı insanlar özür dilemez.

bazı soruların cevabı gelmez.

bazı haksızlıklar düzelmez.

bazı insanlar da gerçekten odun olarak doğar ve odun olarak yaşamaya devam ederler.

siz bütün hayatınızı bunları düzeltmeye harcarsanız kendi ömrünüz gider.

bu yüzden bazen yapılacak en akıllıca şey şudur:

“elimden geleni yaptım, bundan sonrası benim meselem değil.”

deyip dosyayı kapatmak.

çünkü huzur, hayatınızdaki bütün sorunların ortadan kalkması değildir.

hangi sorunla artık uğraşmayacağınıza karar verebilmenizdir.

evet sevgili dostlar,

canınızı sıkan her meseleyi çözemeyebilirsiniz ama hangi meseleye ne kadar zihinsel alan vereceğinize siz karar verebilirsiniz.

bazı sorunları çözersiniz.

bazılarını kabullenirsiniz.

bazılarını da kapının önüne koyarsınız.

hayat kısa, zihniniz de ücretsiz pansiyon değil.

sevgilerimle

not: insan zihni, algı yönetimi ve kişisel gelişim gibi konular ilginizi çekiyorsa ve “şöyle güzel bir youtube kanalı olsa da arada izlesek” diyorsanız buyurunuz efendim.

kanal linki: https://www.youtube.com/c/AydinSerdarKuru

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SANAL KUMAR: PARA DEĞİL DOPAMİN OYNUYORSUN

SANAL KUMAR: PARA DEĞİL DOPAMİN OYNUYORSUN Ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak uzun zamandır yazı yazmıyordum; “yazının devri bitti” diye kendimi videoların ışığına kaptırmıştım. Sonra içimdeki yazar çıktı, yakama yapıştı ve klasik cümleyi kurdu: “Kes sesini.” (Evet, yine yazıyoruz.) Bugün konu şu: Yakın çevreme kadar dalgaları vuran sanal kumar pandemisi. Pandemi diyorum çünkü otobüste yanına oturan amcadan tut, kafede kapüşonunu geçirip telefona gömülmüş liseliye kadar… çok kişi aynı şeye bakıyor: ekrandaki o “bir tur daha” düğmesine. Ve burada mesele “ahlak” değil. Bu yazı ahlak dersi değildir; kimseye “ben sizden daha akıllıyım/ahlaklıyım” diye vaaz verecek bir özgüven deliliğim yok. Benim derdim şu formül: bağımlılık + toplu kandırma + toplu çöküş. Şimdi bilimsel yerden gidelim; ama sıkıcı akademik dil de yapmayalım. (Okurken esneme refleksi olanlar için… evet, seni görüyorum.) I) OLUŞUM MEKANİZMALARI a) Beynin ödül sisteminin ele geçirilmesi (değişken pekiştirme) Bak dostum, sa...

GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ HAYATIMIZA NASIL SOKULDU ?

  Sevgili dostlar, Yaz bitmek üzere. Yaz demek de güneş gözlüğü demek. Ama eskiden sadece gözlerimizi güneşten korusun diye taktığımız şu basit gözlükler, zaman içinde milyarlarca dolarlık bir sektöre dönüştü. Hatta iş öyle bir noktaya geldi ki güneş gözlüğü artık yaz kış dinlemeden kullanılan bir aksesuar oldu. Geçen gün otobüste gidiyorum. Neredeyse benim dışımda herkes güneş gözlüğü takmıştı. Bir anda kendimi binlerce kara merceğin altında incelenen ufak bir kurbağa gibi hissettim. Bir de bunların kötü tarafı şu: Karşındaki insanın nereye baktığını da anlayamıyorsun. Dolayısıyla hepsi sana bakıyormuş gibi geliyor. Peki bu iş nasıl başladı? Şimdi ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak konuya bir bakalım. **1) Üretim devrimi: Lüksü ucuzlatmak** 1929 senesine kadar güneş gözlüğü denen mesele daha çok zenginlerin ulaşabildiği bir şeydi. Çerçeveler fildişi, kaplumbağa kabuğu ve elle işlenmiş metaller gibi pahalı malzemelerden yapılıyordu. Yani öyle herkesin gidip alacağı bir şey değil...

PSİKOLOJİK BASKI TEKNİKLERİ

PSİKOLOJİK BASKI TEKNİKLERİ Sevgili dostum, Bugün üzerinde uygulanıyor olabilecek yada gelecekte karşı karşıya kalabileceğin bazı psikolojik baskı tekniklerinden örnekler vermek istiyorum. Her zaman dediğim gibi seni ancak bilmediğin yumruklar devirebilir ama geldiğini gördüğün her tür saldırıya karşı önlem alabilirsin. 1 ) Öncelikle üzerinde psikolojik olarak baskı kurmaya çalışan insanlardan acıma falan bekleme. Yaptıklarında da bir mantık filan arama. Neden benim üzerime geliyorlar gibi saçma sorular seni sadece daha zayıflatır. Bu tür şeytanlar başka insanların acılarından beslenir. Sen ne kadar acı ve sıkıntı çekersen o oranda zevk alırlar. Öncelikle böyle bir saldırıyı mantığınla çözmek için zaman kaybetme. Zaten sen baskı görmen için bir sebep aradıkça kendi kendini de suçlamaya başlarsın, bu da tam saldırgan manyağın istediği şeydir. Çünkü kendini suçladıkça acın daha da artar ve acın arttıkça o pisliklere daha fazla zevk verirsin. 2) Sana saldıranlar genelde sosyop...