Ana içeriğe atla

3 PSİKOLOJİK İKNA YÖNTEMİ



3 PSİKOLOJİK İKNA YÖNTEMİ

Sevgili dostlar,

Yaşam bir ikna etme ve ikna edilme döngüsü diyebiliriz. Burada mesele "ben kesinlikle kül yutmam" tarzı yaşamak değil Algı Yönetiminin temel psikolojisini anlayarak göstere göstere golleri yememektir.

Ülkemizin kamuya açık belki de tek Algı Yönetimi uzmanı olarak bugün size sık kullanılan 3 Psikolojik  İkna yöntemini paylaşacağım ki kendinizi zararlı virüslere karşı koruyun. 


YÖNTEM 1 : MEKAN SAHİBİ AVANTAJI

Alıştığımız çevre bizi rahatlatır. Evimiz, işyerindeki masamız veya arabamız beynimizin içinde olmaya alıştığı stres seviyesi düşük ortamlardır. Tüm gün koşturduktan sonra evinizdeki özel köşenizde kafa dinleyebilmenizin sebebi beyninizin bu ortamı çok iyi tanıması ve tahmin edilmezlikten kaynaklanan streslere girmemesidir. 

Şimdi efendim bunun tam tersi olarak bilmediğimiz ve ait hissetmediğimiz her türlü ortam bizde stres duygusu üretir çünkü beynimiz bilinmez ortamlarda potansiyel tehlike arama radarlarını açar ve zihin gücünün büyük kısmını bu radara aktarır. Burada yaşadığınız stres üstüne zihin gücünüzün koruma kalkanlarına aktarılması bünyenizi kandırılmaya acayip müsait kılar çünkü doğru dürüst düşünüp akıl yürütecek zihinsel enerjiniz kalmaz. 

Bu sebeple sizi ikna etmek isteyenler bu maçı kendi bildikleri mekanlarda oynamak isterler. İkna edileceğiniz görüşmeyi kendi bürosunda veya evinde yapmayı teklif eder. Önemli bir konuyu sana kendi arabasında yolda giderken açar. Ya da her gün sürekli gittiği ve ıcığını cıcığını bildiği kafeye veya restorana davet eder.

İşte tüm bu sebeplerle dostum eğer önemli bir görüşme yapacaksan ve doğru dürüst düşünebilmek istiyorsan bu görüşmeyi mutlaka kendi mekanında ya da tanıdığın bildiğin bir yerlerde yapmayı planla. Eğer bunu beceremezsen en azından iki tarafında bilmediği tarafsız bir mekan önerisinde bulun. Ancak asla ve katiyetle karşındaki insanın mekanında ikna edilmene izin verme.

Bu taktiğin varyasyonları da vardır. Örneğin seni ikna etmek isteyen kişi ilk görüşmeyi senin ofisinde yapar ama esas kararın alınacağı görüşme için kendi ofisine veya iyi bildiği bir restorana davet eder. Üstüne üstlük işin içine bir de yemek içmek girerse hele de sana bol şekerli bir şeyler yedirirlerse senin beyin hoşafa döndü ve teslim oldu bil. 


YÖNTEM 2 : İLK KONUŞTURMA AVANTAJI

Bu yöntemde karşınızdaki kişi ikna edileceğiniz konu hakkında size basit sorular sorarak işe başlar. Böylece düşünce tarzınız, istekleriniz, endişeleriniz ve potansiyel direnme noktalarınızı anlamaya çalışır. Teklifini yapmadan önce zihin haritanızı ince ince çıkarır. 

Bir ikna görüşmesinde en çok konuşan ve poker deyimiyle elindeki kağıtları en fazla gösteren kaybeder. Bu sebeple size sorulan her sorunun aslında ciddi bir ikna girişimi olduğunu bilmeniz lazım. Örneğin  buzdolabı alacaksınız. Satıcı size neden buzdolabı alacağınız konusunda soru soruduğu zaman verdiğiniz her cevap nasıl ikna edileceğinizi de gösterir. Bu sebeple bir şey alacağınız zaman soruları soran siz olun ve araştırmanızı mutlaka önceden yapın.

Eğer çok konuşma huyunuz varsa bunun size ne kadar zararlı olduğunu anlamanın şimdi tam zamanıdır. Eğer taktiksel olarak çok konuşarak hedef saptırmaya çalışmıyorsanız ağzınızdan çıkan her şey karşınızdaki kişiye müthiş ipuçları verir. Örneğin ben bir satışçıysam ve iki ay sonra evlenecek olduğun bilgisini bana verirsen yedim seni dostum. Sana tekerleksiz araba bile satma şansım vardır. 

Kısadan hisse : Çeneni kapat.


YÖNTEM 3 : GERÇEKLERİN ÇARPITILMASI

Bu aslında yalan dediğimiz olguya benzer ancak buradaki fark tamamen desteksiz yalan söylenmemesi ve size verilen bilginin sadece ufak kısmının çarpıtılmasıdır. 

Bu taktik psikolojik operasyonlarda sıkça kullanılır. Mesela akli dengesi bozuk biri bulunur ve bu kişi kandırılarak çırılçıplak biçimde tepki çekeceği bir mekana salınır. Bu kişinin çırılçıplak görüntüleri çekilerek sosyal medyaya " Kilisede Çırılçıplak Dolaşan Kişi Halkın Tepkisine Sebep Oldu" başlığıyla sürülür. Burada olay gerçektir ama organik değildir.

Kişisel olarak bundan kurtulmanızın en önemli yöntemi sorgulayıcı olmanızdır. 

Önünüze konan her tür bilgiyi farklı kaynaklardan onaylatmak, etkili sorularla doğruluğunu test etmek ve bilginin sizde ortaya çıkaracağı duyguların hangi amaçla kullanılacağını anlamaya çalışmaktır. 

Mesela eğer ihtiyacınızdan fazla şeker almanızı istersem "Bir ay sonra piyasada şeker kalmayacakmış ben altı çuval şeker aldım evime götürdüm" türü verilecek bir bilgi sizi paniğe sokacaktır üstelik bu bilgi güvendiğiniz bir kişiden gelirse hiç sorgulanmaz. Bu güvendiğiniz kişi de bilgiyi başka bir güvendiği kişiden almış olabilir. Ancak bilmedikleri  şey tüm bu "güvenilir arkadaşlar" zincirin başındaki kaynağın güvenilmez olduğudur.

Evet sevgili dostlar kısaca üç yöntem paylaştım. Eğer sizlerden devamı gelsin hocam sinyalleri alırsam devamı da gelir. Ne kadar ekmek o kadar köfte ekolündenim efendim.

Bu konularda geniş bilgiyi zaten yazdığım iki kitapta verdim. İsmimi Google hazretlerine aratmanız kitapları bulmanız için yeterli.

Bir de güzellik yapayım.

You Tube kanalımdaki "YEM ATMA TAKTİĞİ" videomu da bir izleyin derim. Kaymaksız ekmek kadayıfı olmaz bu videoda yazının kaymağıdır.

Kanalım burada efendim.

https://www.youtube.com/c/AydinSerdarKuru

Güvenli ve keyifli günler dileklerimle

Sevgiler





Yorumlar

  1. Devamı gelsin hocam. Bu konuda ayran gönüllüyüz hemen kaptırıveriyoruz kendimizi sonra pişman oluyoruz. Sizin bilgileriniz bizi psikolojik olarak olgunlaştırıyor. Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  2. harika, teşekkkürler!

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

SANAL KUMAR: PARA DEĞİL DOPAMİN OYNUYORSUN

SANAL KUMAR: PARA DEĞİL DOPAMİN OYNUYORSUN Ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak uzun zamandır yazı yazmıyordum; “yazının devri bitti” diye kendimi videoların ışığına kaptırmıştım. Sonra içimdeki yazar çıktı, yakama yapıştı ve klasik cümleyi kurdu: “Kes sesini.” (Evet, yine yazıyoruz.) Bugün konu şu: Yakın çevreme kadar dalgaları vuran sanal kumar pandemisi. Pandemi diyorum çünkü otobüste yanına oturan amcadan tut, kafede kapüşonunu geçirip telefona gömülmüş liseliye kadar… çok kişi aynı şeye bakıyor: ekrandaki o “bir tur daha” düğmesine. Ve burada mesele “ahlak” değil. Bu yazı ahlak dersi değildir; kimseye “ben sizden daha akıllıyım/ahlaklıyım” diye vaaz verecek bir özgüven deliliğim yok. Benim derdim şu formül: bağımlılık + toplu kandırma + toplu çöküş. Şimdi bilimsel yerden gidelim; ama sıkıcı akademik dil de yapmayalım. (Okurken esneme refleksi olanlar için… evet, seni görüyorum.) I) OLUŞUM MEKANİZMALARI a) Beynin ödül sisteminin ele geçirilmesi (değişken pekiştirme) Bak dostum, sa...

TELEFONUNU SIK DEĞİŞTİRMEYEN İNSANLARIN PSİKOLOJİSİ

  TELEFONUNU SIK DEĞİŞTİRMEYEN İNSANLARIN PSİKOLOJİSİ sevgili dostlar, geçenlerde düşündüm. bazı insanlar vardır, telefon firması daha yeni modelin tanıtım videosunu yayınlarken kredi kartını çıkarmaya başlar. kamera artık geceleri ayın üzerindeki kraterleri de çekiyormuş. işlemci yüzde 14 daha hızlıymış. telefonun köşeleri geçen senekinden 0,7 milimetre daha yuvarlakmış. arkadaşımız hemen heyecanlanır: “abi bu başka olmuş.” bir başka insanın elinde ise dört senelik telefon vardır. ekranında ufak bir çizik. pil eskisi kadar iyi değil. kamerası yeni modeller kadar şahane değil. sorarsınız: “telefonu değiştirmeyi düşünmüyor musun?” cevap: “niye değiştireyim? çalışıyor.” işte bu “çalışıyor” kelimesi benim ilgimi çekti. çünkü mesele her zaman para değil. parası olduğu halde telefonunu yıllarca kullanan insanlar da var. ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak biraz araştırdım. meğer telefonunu sık değiştirmeyen insanların davranışının arkasında oldukça ilginç psikolojik sebepler olabiliyo...

GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ HAYATIMIZA NASIL SOKULDU ?

  Sevgili dostlar, Yaz bitmek üzere. Yaz demek de güneş gözlüğü demek. Ama eskiden sadece gözlerimizi güneşten korusun diye taktığımız şu basit gözlükler, zaman içinde milyarlarca dolarlık bir sektöre dönüştü. Hatta iş öyle bir noktaya geldi ki güneş gözlüğü artık yaz kış dinlemeden kullanılan bir aksesuar oldu. Geçen gün otobüste gidiyorum. Neredeyse benim dışımda herkes güneş gözlüğü takmıştı. Bir anda kendimi binlerce kara merceğin altında incelenen ufak bir kurbağa gibi hissettim. Bir de bunların kötü tarafı şu: Karşındaki insanın nereye baktığını da anlayamıyorsun. Dolayısıyla hepsi sana bakıyormuş gibi geliyor. Peki bu iş nasıl başladı? Şimdi ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak konuya bir bakalım. **1) Üretim devrimi: Lüksü ucuzlatmak** 1929 senesine kadar güneş gözlüğü denen mesele daha çok zenginlerin ulaşabildiği bir şeydi. Çerçeveler fildişi, kaplumbağa kabuğu ve elle işlenmiş metaller gibi pahalı malzemelerden yapılıyordu. Yani öyle herkesin gidip alacağı bir şey değil...