Ana içeriğe atla

OKUDUĞUNU DAHA İYİ ANLAMAK İÇİN 7 TEKNİK

 


OKUDUĞUNU DAHA İYİ ANLAMAK İÇİN 7 TEKNİK

Sevgili dostum,

Bana en çok gelen sorulardan bir tanesi "Sayın hocam okuduğum hiç bir şey aklımda kalmıyor, ben salak mıyım yok mu bunun bir çaresi ?" olmakta. (Bu sorunun daha komiği birisi evime gelip kütüphanemdeki yüzlerce kitabı görünce "Hocam bunların hepsini sen mi okudun ?" sorusudur ki içimden hep "Yoo pazardan kiloyla aldım" cevabı vermek gelir ya neyse)

Artık bu sorudan ikrah ettiğim için güzel bir yazıyla topluca cevap vereyim dedim.

Buyur dostum okuduğun her şeyin aklında kalması için uygulayabileceğin teknikler şunlar.


1)  Kelime Hazneni Geliştir.

Okuduğunu anlamamanın en büyük sebebi kelime haznenin çok az olmasıdır. Yani anlamadığın kelime çok olduğu için okuduğunu anlamıyorsun. Bu sebeple bol bol sözlük kullanmaya alış, bir kelimeyi tam olarak anlamadan asla ve kat'a diğer kelimeye geçme. Hemen aç bir Internet sözlüğü o kelimeyi öğren. Bunun dışında her gün iki yeni kelime öğrenmeden de yatağa girme.  Örneğin şimdi " Bizim Röpdöşambırlı entelijansiyamız çok müteyakkızdır efendim" diye yazdığım zaman aslan görmüş zebra gibi kalma.

2) Kitaba Soru Sor.

Bir kitap okurken sürekli sorular sor. 

Mesela "Yazar neden bu cümleyle başlamış ?" , "Anlatılan olaydaki iki karakterin birbirleriyle olan ilişkisi nedir ?"  "Propaganda ve Algı Yönetimi kitabının 15.sayfasında (Sen inançlarını ve düşüncelerini en son ne zaman sorguladın ?) sorusunu yazar neden özelikle sormuş ?" gibi sorulardan bahsediyorum.

Soru sormak seni kitabın gerçekten sahibi yapar yoksa öyle iki simit parasına bir kitaba gerçekten sahip olamazsın. Buna aktif okuma denir. Ama hiç soru sormadan bır bır da bır bır, mır mır da mır mır okursan o kitap zor aklında kalır dostum.

3) İçerik İpuçları kullan

Bir paragrafı okudun okudun anlamadın. Bu durumda paragrafın altında ve üstünde bulunan diğer paragraflarda ipucu ara. Aynı şey cümle içinde bilmediğin bir kelime içinde geçerlidir. Örneğin "Kyros suyu hızlıca içersen dişlerin sızlar" cümlesinde Kyros kelimesinin Yunanca soğuk anlamına geldiğini suyun dişleri sızlatmasından çıkarabilirsin. Kitaplar öyle haldur huldur okunmaz Sherlock gibi uyanık ve cevval olacaksın.

4) Kitabın ana fikrini anla

Bir kitabın ana fikrini kavrarsan onu hatırlaman kolay olur. Bazen iki cümlede söylenebilecek bir şey için iki yüz sayfa kitap yazılır. Özellikle akademik metinler böyledir. Kitabı okurken aralarda dur ve düşün. Eğer yazarın fikrini işin başında kavrarsan kitabın geri kalanını anlaman ve akılda tutman kolay olur. Hani hep okumadan atladığın önsöz bölümleri var ya. İşte ana fikir genelde orada bulunur yani oraya boşuna konulmamıştır.

5) Özet çıkar

Dostum bir kitabı akılda tutabilmek için en güzel yol kitabı bitirdikten hemen sonra bir deftere kısa bir özetini yani kitaptan anladığını yazmaktır. Güzel bir defter al ve her kitabı bitirdikten sonra oraya kendi dilinle kısaca özetle. Bunu yaparsan hem aklında kalır hem de zaman içinde defterler biriktikçe yüzlerce kitabı hatırlaman o defterlere bir göz gezdirmek kadar kolay olur. Hadi bakalım verdim sana sırrı gitti.

6) Parçalara böl

İyi ve kaliteli bir kitabı öyle iki günde gerçekten okuyamazsın. Bir bölüm oku daha sonra ara vererek okudukların üstünde düşün. Eğer kitap aşırı zorluysa bunu iki üç  paragrafta bir yap. Çünkü beynin bu aralıklarda okuduğunu sindirecektir.  Nasıl koca tabak yemeği güp diye midene indirmiyorsun, çatal bıçakla kese kese yavaş yavaş yiyorsun bu iş de ona benzer.

7) Kolaydan başla

Kitapları anlama problemin varsa tavsiyem bu anlattığım taktikleri önce kendi seviyenin altındaki, basit bulduğun kitaplarda dene. Bu teknikleri o kitaplarda deneyip alıştıktan sonra daha etli butlu kitaplara saldırabilirsin.

Bonus :  Hocam kitap okuya okuya gözüm bozulmasın arada eğitici videolarda izlemek isterim diyorsan buyur kardeşim sana içinde onlarca bilgi dolu video bulunan kanalıma davet ediyorum. Kitap okumaktan gözün acıdığında tak kulaklığı benim senfonik sesimden güzel güzel videolar dinle.

Buyurunuz kanal

https://www.youtube.com/c/AydinSerdarKuru


Sevgilerimle

Aydın Serdar Kuru










Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

TELEFONUNU SIK DEĞİŞTİRMEYEN İNSANLARIN PSİKOLOJİSİ

  TELEFONUNU SIK DEĞİŞTİRMEYEN İNSANLARIN PSİKOLOJİSİ sevgili dostlar, geçenlerde düşündüm. bazı insanlar vardır, telefon firması daha yeni modelin tanıtım videosunu yayınlarken kredi kartını çıkarmaya başlar. kamera artık geceleri ayın üzerindeki kraterleri de çekiyormuş. işlemci yüzde 14 daha hızlıymış. telefonun köşeleri geçen senekinden 0,7 milimetre daha yuvarlakmış. arkadaşımız hemen heyecanlanır: “abi bu başka olmuş.” bir başka insanın elinde ise dört senelik telefon vardır. ekranında ufak bir çizik. pil eskisi kadar iyi değil. kamerası yeni modeller kadar şahane değil. sorarsınız: “telefonu değiştirmeyi düşünmüyor musun?” cevap: “niye değiştireyim? çalışıyor.” işte bu “çalışıyor” kelimesi benim ilgimi çekti. çünkü mesele her zaman para değil. parası olduğu halde telefonunu yıllarca kullanan insanlar da var. ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak biraz araştırdım. meğer telefonunu sık değiştirmeyen insanların davranışının arkasında oldukça ilginç psikolojik sebepler olabiliyo...

SANAL KUMAR: PARA DEĞİL DOPAMİN OYNUYORSUN

SANAL KUMAR: PARA DEĞİL DOPAMİN OYNUYORSUN Ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak uzun zamandır yazı yazmıyordum; “yazının devri bitti” diye kendimi videoların ışığına kaptırmıştım. Sonra içimdeki yazar çıktı, yakama yapıştı ve klasik cümleyi kurdu: “Kes sesini.” (Evet, yine yazıyoruz.) Bugün konu şu: Yakın çevreme kadar dalgaları vuran sanal kumar pandemisi. Pandemi diyorum çünkü otobüste yanına oturan amcadan tut, kafede kapüşonunu geçirip telefona gömülmüş liseliye kadar… çok kişi aynı şeye bakıyor: ekrandaki o “bir tur daha” düğmesine. Ve burada mesele “ahlak” değil. Bu yazı ahlak dersi değildir; kimseye “ben sizden daha akıllıyım/ahlaklıyım” diye vaaz verecek bir özgüven deliliğim yok. Benim derdim şu formül: bağımlılık + toplu kandırma + toplu çöküş. Şimdi bilimsel yerden gidelim; ama sıkıcı akademik dil de yapmayalım. (Okurken esneme refleksi olanlar için… evet, seni görüyorum.) I) OLUŞUM MEKANİZMALARI a) Beynin ödül sisteminin ele geçirilmesi (değişken pekiştirme) Bak dostum, sa...

GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ HAYATIMIZA NASIL SOKULDU ?

  Sevgili dostlar, Yaz bitmek üzere. Yaz demek de güneş gözlüğü demek. Ama eskiden sadece gözlerimizi güneşten korusun diye taktığımız şu basit gözlükler, zaman içinde milyarlarca dolarlık bir sektöre dönüştü. Hatta iş öyle bir noktaya geldi ki güneş gözlüğü artık yaz kış dinlemeden kullanılan bir aksesuar oldu. Geçen gün otobüste gidiyorum. Neredeyse benim dışımda herkes güneş gözlüğü takmıştı. Bir anda kendimi binlerce kara merceğin altında incelenen ufak bir kurbağa gibi hissettim. Bir de bunların kötü tarafı şu: Karşındaki insanın nereye baktığını da anlayamıyorsun. Dolayısıyla hepsi sana bakıyormuş gibi geliyor. Peki bu iş nasıl başladı? Şimdi ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak konuya bir bakalım. **1) Üretim devrimi: Lüksü ucuzlatmak** 1929 senesine kadar güneş gözlüğü denen mesele daha çok zenginlerin ulaşabildiği bir şeydi. Çerçeveler fildişi, kaplumbağa kabuğu ve elle işlenmiş metaller gibi pahalı malzemelerden yapılıyordu. Yani öyle herkesin gidip alacağı bir şey değil...