Ana içeriğe atla

ALGI YÖNETİMİ VE AKILDA KALICILIK.





Sevgili dostlar,

Algı Yönetimini diğer reklam ve propaganda faaliyetlerinden ayıran en önemli unsur hatırlanabilme oranıdır.

Son derece yüksek bütçeli ve başarılı bir reklam bile hazırlasanız eğer bu reklam gösterildikten sonra kimse tarafından hatırlanmıyorsa tüm çabanız boşa gitmiş demektir.

Her gün mesaja boğulan insanların zihinleri, gün içinde maruz kaldıkları bu mesajları etkili bir şekilde siler.

Gün içinde karşı karşıya kaldığımız yüzlerce reklam ve propaganda mesajını beyinlerimiz filtre edemese çoğumuz bir kaç gün içinde ciddi psikolojik sorunlar yaşamaya başlardık.

Ancak ironik bir şekilde bu beyinsel filtreler reklam ve propaganda için büyük miktarlarda bütçeler harcayan şirket ve kurumların yaşadığı sıkıntıların temel kaynaklarından biridir.

Bir firmanız var ve satışlarınızı arttırmak için büyük bir reklam kampanyası başlattınız diyelim.
Her şeyi doğru yaptınız.
Kaliteli bir ajansla anlaştınız ve olması gereken reklam mesajlarınızı ciddi paralar karşılığında hazırlattınız.
Yol kenarlarından tutun, en sık tıklanan Internet sitelerine kadar da her yere reklamınızı verdiniz.
Ama gelen sonuçlar iç açıcı değil.
Reklamınız milyonlarca kişiye ulaşmasına rağmen satışlarınızda yukarıya doğru bir kıpırdanma olmuyor.
Nerede hata yaptım diye düşünüyorsunuz.

Hatanız basit.
Reklamınız çok güzeldi. Evet.
Milyonlarca insana da ulaştı. Evet.
Ancak tek bir sorun vardı.
Bu insanlar sizin reklamınızı gördükten en fazla bir saat kadar sonra tüm mesajınızı unuttular.
Bunun sebebi reklamınızın şu an piyasadaki bir çok reklam gibi 1970-2000 yılları arasındaki dünyaya göre geliştirilmiş tekniklerle hazırlanmış olmasıydı.

2000 yılı öncesi dünyada gün içinde ortalama 100 birim nöral oskilasyona "sinirsel salınım" maruz kalan beyinlerimiz bugün ortalama 5000 birim sinyale maruz kalmakta.

Eski dönemlere göre dizayn edilmiş tüm reklam ve pazarlama mesajları da doğal olarak artık bu gürültü içinde kaybolmakta.

Algı Yönetiminin bu soruna bir çözümü tabii ki var.


Akılda kalıcılıkla alakalı Algı Yönetimi tekniklerini en iyi uygulayan firmalardan bir tanesi Coca-Cola'dır.

Bu teknikleri o kadar geniş çaplı kullanmışlar ve özellikle görünür izgeler üzerinden çalışmışlardır ki bugün Coca-Cola markası üründen daha önemli hale gelmiştir.

Örneğin Coca-Colanın elindeki tüm mal varlığını bugün elinden alsanız ve sadece marka algısı ellerinde kalsa, beş sene içinde tüm zenginliğini geri kazanırlar. Ama bunun tersi olursa. Yani marka algısını etkisiz hale getirseniz tüm güçlerini bir kaç senede kaybederler.



Doğru marka algısı üretmek işte bu kadar önemlidir. Bu algıyı da ancak Algı Yönetimi üzerinden etkin bir şekilde gerçekleştirebilirsiniz.

Akılda kalıcı Algı Yönetimi mesajlarının psikolojik temelleri çok eskiye dayanır. İngilizler bu konu üzerinde yirminci yüzyılın başında çalışmalara başlamışlardır.

Bilinen ilk akılda kalıcı Algı Yönetimi mesajını içeren çalışma Birinci Dünya Savaşının çıktığı sene İngiliz Devleti tarafından hazırlanan bir propaganda posteridir.

İlkel psikolojik teknikler kullanılmasına rağmen bu propaganda posteri o kadar etkili olmuştur ki o zamana kadar eline silah almayı düşünmeyen kendi halindeki İngiliz vatandaşları bile orduya gönüllü yazılmak için birbirlerini ezmişlerdir.

Aşağıda resmini paylaştığım poster akılda kalıcılık ve eyleme geçirme teknikleri kullanılan ilk Algı Yönetimi çalışmalarından bir tanesidir.



Burada kullanılan teknikler konusunda geniş bir analiz yapmayacağım. Sadece iki ipucu veriyorum.

Posterde resmi kullanılan dönemin savaş bakanı Lord Kitchener'in gözleri ve parmağının ucunun yönü postere bakanlarda belli duygular uyandırmak için tasarlanmıştır. Postere bakanlarda Cognitive Distortion yani "Bilişsel Çarpıtma" süreci başlatılarak sentetik "vatanseverlik" ve "risk alma" duyguları uyandırılmıştır.

Tabi yüz yıldan daha eski bu çalışma bugün uygulanan Algı Yönetimi teknikleri yanında taş devri mağara adamlarının çizdiği duvar resimlerine benzemektedir.

Toparlarsam.

Bugünün dünyasında insanlar her gün binlerce mesajın saldırısından korunmak için ciddi filtre mekanizmaları kullanmaktadırlar.

Ne kadar para harcarsanız harcayın reklamınız veya mesajınız akılda kalıcı değilse bu mesaj okyanusu içinde kaybolup gidecektir. Yani paranızı sokağa atmanızla aynı şeydir.

Bu sebeple Algı Yönetimi tekniklerinin her tür reklam ve propaganda mesajında kullanılması gerekir.

Algı yönetimi her tür mesaj ve reklamın akılda kalıcı olması için iki temel veriyi kullanır.

Bir : Duygular beynin içinde sabit şekilde bulunan şeyler değildir. Duygular beyin tarafından üretilir.
İki : Duygular dünyayı görme şeklinizi etkiler.

Algı yönetimi doğru duyguları uyandıracak şifreleri reklamınıza veya mesajınıza ekleyerek onun insanların beyinlerinin kalıcı tarafında saklanmasını sağlar. Bu sayede mesajınız akıllarda kalır ve mesaja maruz kalanları istediğiniz eylemi yapmaları için ikna edebilir.

Sevgilerimle

Aydın Serdar Kuru
Algı Yönetimi Uzmanı - Eğitmen - Yazar - Koç
www.serdarkuru.com







Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SANAL KUMAR: PARA DEĞİL DOPAMİN OYNUYORSUN

SANAL KUMAR: PARA DEĞİL DOPAMİN OYNUYORSUN Ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak uzun zamandır yazı yazmıyordum; “yazının devri bitti” diye kendimi videoların ışığına kaptırmıştım. Sonra içimdeki yazar çıktı, yakama yapıştı ve klasik cümleyi kurdu: “Kes sesini.” (Evet, yine yazıyoruz.) Bugün konu şu: Yakın çevreme kadar dalgaları vuran sanal kumar pandemisi. Pandemi diyorum çünkü otobüste yanına oturan amcadan tut, kafede kapüşonunu geçirip telefona gömülmüş liseliye kadar… çok kişi aynı şeye bakıyor: ekrandaki o “bir tur daha” düğmesine. Ve burada mesele “ahlak” değil. Bu yazı ahlak dersi değildir; kimseye “ben sizden daha akıllıyım/ahlaklıyım” diye vaaz verecek bir özgüven deliliğim yok. Benim derdim şu formül: bağımlılık + toplu kandırma + toplu çöküş. Şimdi bilimsel yerden gidelim; ama sıkıcı akademik dil de yapmayalım. (Okurken esneme refleksi olanlar için… evet, seni görüyorum.) I) OLUŞUM MEKANİZMALARI a) Beynin ödül sisteminin ele geçirilmesi (değişken pekiştirme) Bak dostum, sa...

GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ HAYATIMIZA NASIL SOKULDU ?

  Sevgili dostlar, Yaz bitmek üzere. Yaz demek de güneş gözlüğü demek. Ama eskiden sadece gözlerimizi güneşten korusun diye taktığımız şu basit gözlükler, zaman içinde milyarlarca dolarlık bir sektöre dönüştü. Hatta iş öyle bir noktaya geldi ki güneş gözlüğü artık yaz kış dinlemeden kullanılan bir aksesuar oldu. Geçen gün otobüste gidiyorum. Neredeyse benim dışımda herkes güneş gözlüğü takmıştı. Bir anda kendimi binlerce kara merceğin altında incelenen ufak bir kurbağa gibi hissettim. Bir de bunların kötü tarafı şu: Karşındaki insanın nereye baktığını da anlayamıyorsun. Dolayısıyla hepsi sana bakıyormuş gibi geliyor. Peki bu iş nasıl başladı? Şimdi ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak konuya bir bakalım. **1) Üretim devrimi: Lüksü ucuzlatmak** 1929 senesine kadar güneş gözlüğü denen mesele daha çok zenginlerin ulaşabildiği bir şeydi. Çerçeveler fildişi, kaplumbağa kabuğu ve elle işlenmiş metaller gibi pahalı malzemelerden yapılıyordu. Yani öyle herkesin gidip alacağı bir şey değil...

TELEFONUNU SIK DEĞİŞTİRMEYEN İNSANLARIN PSİKOLOJİSİ

  TELEFONUNU SIK DEĞİŞTİRMEYEN İNSANLARIN PSİKOLOJİSİ sevgili dostlar, geçenlerde düşündüm. bazı insanlar vardır, telefon firması daha yeni modelin tanıtım videosunu yayınlarken kredi kartını çıkarmaya başlar. kamera artık geceleri ayın üzerindeki kraterleri de çekiyormuş. işlemci yüzde 14 daha hızlıymış. telefonun köşeleri geçen senekinden 0,7 milimetre daha yuvarlakmış. arkadaşımız hemen heyecanlanır: “abi bu başka olmuş.” bir başka insanın elinde ise dört senelik telefon vardır. ekranında ufak bir çizik. pil eskisi kadar iyi değil. kamerası yeni modeller kadar şahane değil. sorarsınız: “telefonu değiştirmeyi düşünmüyor musun?” cevap: “niye değiştireyim? çalışıyor.” işte bu “çalışıyor” kelimesi benim ilgimi çekti. çünkü mesele her zaman para değil. parası olduğu halde telefonunu yıllarca kullanan insanlar da var. ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak biraz araştırdım. meğer telefonunu sık değiştirmeyen insanların davranışının arkasında oldukça ilginç psikolojik sebepler olabiliyo...