Ana içeriğe atla

ANKSİYETEYE İYİ GELEN 4 YÖNTEM

 


ANKSİYETEYE İYİ GELEN 4 YÖNTEM

Sevgili dostlar 

Anksiyete ve kaygı bozukluğunun grip gibi yaygınlaştığı cennet ülkemde siz değerli kardeşlerime iyi gelebileceğini düşündüğüm bir kaç tavsiye vermek isterim. Tabi öncelikle ne psikoloğum ne terapist kendi halinde bir Algı Yönetimi Eğitmeni ve Uzmanıyım. Çok ciddi sorunlarınız varsa boş verin bu yazıdan medet ummayı gidin doğru dürüst bir hekime görünün diyerek başlayayım.

1) Bilimsel araştırmaların ezici çoğunluğu spor ve hareketin insanı sakinleştirdiğini ispat etmiştir. Bu sebeple spor yap, dans et, hopla zıpla , yoga yap , halı saha maçına çık , halının üstünde yuvarlan ama mutlaka hareket et kardeşim. Koltuğun üstünde düşüne düşüne sakinleşemezsin.

2) Gene yabancı ve frenk ilim insanları doğada yürüyüş yapıp gezinmenin de iyi geldiğini bulmuşlar. Yani eğer etrafında beton dikilmemiş yeşil bir yerler kaldıysa oralarda gez, toz piknik yap. Hatta Brisbane üniversitesinden Jessica Nguyen bacım yaptığı bir deneyde doğa resimlerinin bile işe yaradığını buldu. Yani ormanlık alan resmine bakman bile işe yarayabilir.

3) Sakinleştirici egzersizlerde işe yarar. Örneğin ellerini buz gibi soğuk suya tutmak hatta daha iyisi komple soğuk bir duş almak. Bedenini hafif hafif sallamak ve nefes alış verişine yoğunlaşmak gibi basit şeylerde acayip etkili olabilir.

4) 10 Aralık 2018 tarihli JMIR Mental Health Dergisinde yayınlanan makalede korkularınızı ve streslerinizi bir deftere yazarsanız sanki onları zihninizin dışına atmış gibi hissedip rahatlayacağınızı iddia ediliyor. Bence bir deneyin ne kaybedeceksin dostum.

Evet bir de bonus vereyim. 

Benim nacizane kanalımda bulunan şu videoda kanal cemaatime çok iyi gelmiş. Bir de onu izle derim.

https://youtu.be/EidxTRrpWKU

Kuş gibi hafif ve rahat günler dileklerimle

Sevgilerimle

Aydın Serdar Kuru



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

TELEFONUNU SIK DEĞİŞTİRMEYEN İNSANLARIN PSİKOLOJİSİ

  TELEFONUNU SIK DEĞİŞTİRMEYEN İNSANLARIN PSİKOLOJİSİ sevgili dostlar, geçenlerde düşündüm. bazı insanlar vardır, telefon firması daha yeni modelin tanıtım videosunu yayınlarken kredi kartını çıkarmaya başlar. kamera artık geceleri ayın üzerindeki kraterleri de çekiyormuş. işlemci yüzde 14 daha hızlıymış. telefonun köşeleri geçen senekinden 0,7 milimetre daha yuvarlakmış. arkadaşımız hemen heyecanlanır: “abi bu başka olmuş.” bir başka insanın elinde ise dört senelik telefon vardır. ekranında ufak bir çizik. pil eskisi kadar iyi değil. kamerası yeni modeller kadar şahane değil. sorarsınız: “telefonu değiştirmeyi düşünmüyor musun?” cevap: “niye değiştireyim? çalışıyor.” işte bu “çalışıyor” kelimesi benim ilgimi çekti. çünkü mesele her zaman para değil. parası olduğu halde telefonunu yıllarca kullanan insanlar da var. ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak biraz araştırdım. meğer telefonunu sık değiştirmeyen insanların davranışının arkasında oldukça ilginç psikolojik sebepler olabiliyo...

SANAL KUMAR: PARA DEĞİL DOPAMİN OYNUYORSUN

SANAL KUMAR: PARA DEĞİL DOPAMİN OYNUYORSUN Ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak uzun zamandır yazı yazmıyordum; “yazının devri bitti” diye kendimi videoların ışığına kaptırmıştım. Sonra içimdeki yazar çıktı, yakama yapıştı ve klasik cümleyi kurdu: “Kes sesini.” (Evet, yine yazıyoruz.) Bugün konu şu: Yakın çevreme kadar dalgaları vuran sanal kumar pandemisi. Pandemi diyorum çünkü otobüste yanına oturan amcadan tut, kafede kapüşonunu geçirip telefona gömülmüş liseliye kadar… çok kişi aynı şeye bakıyor: ekrandaki o “bir tur daha” düğmesine. Ve burada mesele “ahlak” değil. Bu yazı ahlak dersi değildir; kimseye “ben sizden daha akıllıyım/ahlaklıyım” diye vaaz verecek bir özgüven deliliğim yok. Benim derdim şu formül: bağımlılık + toplu kandırma + toplu çöküş. Şimdi bilimsel yerden gidelim; ama sıkıcı akademik dil de yapmayalım. (Okurken esneme refleksi olanlar için… evet, seni görüyorum.) I) OLUŞUM MEKANİZMALARI a) Beynin ödül sisteminin ele geçirilmesi (değişken pekiştirme) Bak dostum, sa...

GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ HAYATIMIZA NASIL SOKULDU ?

  Sevgili dostlar, Yaz bitmek üzere. Yaz demek de güneş gözlüğü demek. Ama eskiden sadece gözlerimizi güneşten korusun diye taktığımız şu basit gözlükler, zaman içinde milyarlarca dolarlık bir sektöre dönüştü. Hatta iş öyle bir noktaya geldi ki güneş gözlüğü artık yaz kış dinlemeden kullanılan bir aksesuar oldu. Geçen gün otobüste gidiyorum. Neredeyse benim dışımda herkes güneş gözlüğü takmıştı. Bir anda kendimi binlerce kara merceğin altında incelenen ufak bir kurbağa gibi hissettim. Bir de bunların kötü tarafı şu: Karşındaki insanın nereye baktığını da anlayamıyorsun. Dolayısıyla hepsi sana bakıyormuş gibi geliyor. Peki bu iş nasıl başladı? Şimdi ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak konuya bir bakalım. **1) Üretim devrimi: Lüksü ucuzlatmak** 1929 senesine kadar güneş gözlüğü denen mesele daha çok zenginlerin ulaşabildiği bir şeydi. Çerçeveler fildişi, kaplumbağa kabuğu ve elle işlenmiş metaller gibi pahalı malzemelerden yapılıyordu. Yani öyle herkesin gidip alacağı bir şey değil...