Ana içeriğe atla

ZEKA VE YALNIZLIK


 

ZEKA VE YALNIZLIK


Sevgili dostlar,

Şu aralar Arthur Shopenhauer üstadın "Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar" kitabını okuyorum ya da okumaya çalışıyorum diyelim.

Çünkü üstat öyle bir yazmış ve öyle net tespitlerde bulunmuş ki cümlelerin altını çizmekten kalemler tükendi ve kitap çocuk boyama kitabına döndü.

Beni en etkileyen fikirlerinden bir tanesi de şu.

Üstat diyor ki.

İnsanın mutluluğun iki düşmanı vardır. Acı ve Can sıkıntısı. Bunlardan bir tanesinden kurtulup diğerinin pençesine düşeriz.

Örneğin karnımız acıkır ve açlık acısı çekeriz sonra yemek yer doyarız fakat karnımız doyunca şimdi ne yapsam acaba diye düşünmeye başlarız.

Paramız yokken acı çekeriz ama paramız olduğu zaman canımız sıkılmaya başlar ve  hayatım çok monotonlaştı deriz.

Shopenhauer diyor ki.

Zeka seviyesi bu denklemde büyük rol oynar.

Öncelikle zeka seviyesi vasat insanlar acılarla daha kolay mücadele ederler çünkü zihinleri duyarsızdır. 

Hemen dibinde kadının birinin dövüldüğüne şahit olan vasat bir dayı umursamazca dürümünü dişlemeye ve ayranını içmeye devam edebilir.

Ama zeka seviyesi yüksek bir insanın duyarlılığı da artacağı için aynı görüntüyü sosyal medyada üç saniye seyretse tüm günü depresif bir şekilde "ne olacak bu ülkenin hali" şeklinde geçirebilir.

Zeka seviyesinin can sıkıntısıyla mücadele konusunda da etkisi olduğunu söyler Arthur baba.

Buna göre insanın üç temel zevk kaynağı vardır.

Birincisi fizyolojik zevkler. Yani güzel yemekler tıkınmak, kaliteli içkiler içmek. Bol bol cinsel ilişkiye girmek. Uzun uzun ve pofur pofur uyumak.

İkincisi Sosyalleşme zevkleri. Farklı yerler gezmek, spor yapmak veya dans etmek. Kankalarla dedikodunun belini kırmak. Futbol oynamak, maç izlemek. Sinemaya gitmek veya bilgisayar oyunları oynamak. 

Üçüncü tür zevklerde zihinsel zevkler. Kitap okumak. Felsefeyle ilgilenmek. Tefekkür edip düşünmek. Doğayı ve insanları gözlemleyip sonuçlar çıkarmak. Yazı yazmak. Üst seviye entel dantel muhabbetler etmek. Sanat eserleri üretmek veya üretilmiş eserlerin zevkine varmak. Kısacası zihinle alakalı her şey.

Arthur baba der ki bu zevklerden birinci ve ikincisini hayvanlarda yapabilir çok zekaya gerek yoktur. Ama üçüncü tür zevklerin tadına varmak için zeka seviyenizin yüksek olması gereklidir. İnsanı en çok tatmin edende zekaya dayalı zevklerdir çünkü insanı insan yapan yegane özellik olan zeka kullanılır.

Şimdi insanların çoğunun zeka seviyesi ortalama veya düşük olduğu için genel olarak insanların ezici çoğunluğu birinci ve ikinci tür zevkler peşindedir. 

Dikkat ederseniz bu zevkleri tatmin eden koca koca sektörler oluşmuştur. Restoranlar, Sinemalar, Eğlence Mekanları, lüks arabalar, seksi elbiseler. Dev gibi stadyumlar ve bol bol muhabbet edebileceğiniz Sosyal Medya uygulamaları. 

Ancak üçüncü tür zevklerin alanı ve taliplisi çok azdır. Kitaplar okunmaz, felsefe yapma diye şarkılar söylenir. Düşünmek aptallık olarak görünür. Çoğu insan iki cümle bile yazamaz. Şu yazıyı bile buraya kadar okuyacak çok az kişi vardır. 

Arthur baba der ki.

Birinci ve ikinci zevkler hep koşullara ve başka insanlara bağlıdır. 

Bu sebeple tatmin edilmeleri daha zor ve alınan zevkler daha geçicidir. Bir film izlersin kesmez bir tane daha izlersin. Bir şişe bira içersin kesmez iki şişe daha dikersin. Öğlen yemek yersin akşam gene acıkırsın. Yılbaşı sofrasına heyecanla oturursun ama bir saat sonra canın sıkılır. Dünyanın en güzel kadını veya en yakışıklı erkeğiyle evlenirsin bir sene sonra sana yavan gelir. En güzel manzaralı evden bile sıkılırsın. 

Ancak zekaya dayalı zevkler öyle değildir. 

Eğer onlardan zevk alacak bir zekan varsa tek bir kitabı yıllarca ve defalarca aynı zevkle okuyabilirsin.  Tek bir felsefe sorunu üstünde aylarca kafa patlatabilirsin. Tek bir matematik problemi üstünde yıllarca çalışabilirsin. Bir sanat eserine bakmaktan veya üst düzey bir müziği dinlemekten sıkılmazsın. 

Kısacası eğer zihnin gelişmiş ve eğitilmişse koca kalabalıkların farkında bile olmadıkları hazlar yaşayabilirsin.

Daha da güzeli birinci ve ikinci zevkler için başka insanlara ihtiyacın vardır. Ama zekaya dayalı zevkler için kimseye ihtiyacın olmaz. Akıllı bir insan tek bir koltuk üstünde derin düşüncelere dalarak cenneti yaşayabilir. Aptal insansa onu cennete bile koysak sıkılacaktır. 

Shopenhauer üstat şunu da ekliyor.

Eğer bir insan hem tek başına can sıkıntısından kurtulabilecek kadar zekiyse hem de aç kalmayacak kadar parası varsa dünyanın en mutlu insanlarındandır. Çünkü onun ihtiyacı ne başka insanlar ne de bol paradır. Tek ihtiyacı boş zaman ve yalnız kalabilmektir.

Zekası düşük olanlar için yalnız kalmak bir ölüm fermanıysa yüksek zekalar için kendi kendine kalabilmek ve zekasıyla alakalı işler yapmak bir ödüldür. 

Ancak yüksek zekaya sahip birisi para için çalışmak zorundaysa yeterince boş zaman bulamayacağı için mutsuz olacaktır. Çünkü çoğunluğun tersine onun boş zamana ve yalnız kalmaya ihtiyacı vardır.

Düşük veya vasat zekalıların eğlence mekanlarında yakalayamadığı hazzı o bir oda içinde güzel bir kitapla hatta tek bir kalem ve defterle yakalayabilir.

Buradan baktığınız zaman asosyallik denen şey zeka göstergesi olabilir. İçe dönük olmak belki de dışarıya ihtiyacı olmadığındandır. 

Son olarak bu teoriye göre Arthur baba üç tür insandan bahsediyor.

Birincisi ağırlık merkezi dışarıda olan düşük ve vasat zekalılar. Bunların ihtiyaç duyduğu her mutluluk enerjisi dışlarından gelmek zorundadır. O sebeple sürekli arayış içindedirler ve tüm yaşamları bir türlü dinmeyen can sıkıntılarını dindirmeye çalışmakla geçer.

İkinci türler ağırlık merkezleri hem dışarıda hem içeride olanlar. Bunlar kafeye gidip sosyalleşmeye de ihtiyaç duyar ama bulamazsa problem değildir hemen bir köşede kitabını açıp okuyarak mutlu olabilir.

Bunların durumu birincilere göre daha iyidir. 

Üçüncü türlerse zeka seviyesi çok yüksek insanlardır. Bunlar dışarıdan hiç bir şeye ihtiyaç duymazlar. Haftalarca evlerinden çıkmadan bir problem üstünde düşünebilir veya çok uzun zaman tek başlarına kalabilirler. Eğer bu tür zekalar gerekli eğitimi alıp üstüne geçim kaygısı da çekmeyecekleri bir mal varlığına sahipseler büyük bilimsel ve sanat eserlerine imza atabilir ve insanlığa hediye edebilirler.

Evet bu konuda aklımda kalanlar bunlar.

Şimdi bunların sağlamasını kendi yaşamımdan yapacak olursam.

Ben galiba ikinci türe giriyorum. Yani sosyal medyada bir kaç beğeni almak ve "hocam sizin You Tube videonuza ailece bayıldık" türü geri bildirimler beni besliyor.

Kafelerde oturup muhabbetin belini kırmayı da severim. Ancak bunları bulamazsam tek bir kitap ve defterle günlerce tek başıma mutlu mesut yaşayabilirim. 

Sıkıntı meselesi de doğru. 

İlkokuldan beri hep sıkıldım çünkü her girdiğim ortam sürekli vasatlara hitap eden yerlerdi ve sürekli kendimi aşağı çekmeye uğraşırdım. Örneğin ben ilkokul beşte Hammerin Osmanlı tarihini okurken yaşıtlarım çikletlerden çıkan futbolcu resimlerinin peşindeydi.

İşler güçlerde hep öyle oldu şimdi oralara girmeyeyim. Ama genelde sürekli bir basitleştirme işlemi yapmam lazım.

Eğitim veririm basitleştirmek zorundayım. Yazı ve kitap yazarım basit ve çok karmaşık olmayan cümleler kurmam gerekir. Video çekerim hem dolu hem boş konuşmam gerekir. Biri bana bir şeyler anlatır heyecanlı heyecanlı ve ben en sonda söyleyeceğini daha ilk cümlesinden tahmin ederim ama bilmiyormuş gibi yarım saat "yaa demek öyle" demem gerekir.

Çünkü bunları yapmazsam racon bozulur ve toplum içinde kalamam.

Tabi bunları çok zekiyim falan diye söylemiyorum benden zeki ne insanlar var. 

Bazılarının yazdıkları iki satırı anlamak için oturup elli kere okumam gerekiyor. Beşle beşi çarp deseler düşünerek yaparım ama Matris Determinatları kafasından çözebilen matematikçiler var. 

Şimdi buradan "aptallar ölsün" türü bir şey  sakın çıkarmayın. Dediğim şu. 

Herkes yaratılışı gereği yapması gerekeni yapıyor. Kimi dışa dönük kimi içe dönük. Kim kitap kurdu kimi eğlencelerin yıldızı. Kimseyi yargılamayın ve kendinize benzetmeye çalışmayın.

Herkesin bir yeri ve yapması gereken var. 

Bence eğer deha değilseniz ki ezici çoğunluğumuz değiliz. Dengeli olmak önemli.

Yani kitabınızı da okuyun ama bir parkta oturup arkadaşlarınızla gülüp eğlenmeyi de bilin. Sıkı çalışın ama eğlenmeyi de unutmayın.

Evet şimdilik bu kadar.

Hah unutmadan eğer deha değilseniz veya aralarda canım sıkılıyor ama faydalı şeylerle zaman geçirmek istiyorum diyorsanız nacizane bir You Tube kanalım var. Bazen kameraya kendi kendime konuşuyorum izleyenlerde fena muhabbet etmiyorsun diyorlar. Bir bakın isterseniz. Ya da gidin kahvede okey oynayın ne biliyim.

 https://www.youtube.com/c/AydınSerdarKuru


Sevgilerimle

Aydın Serdar Kuru

Yorumlar

  1. Kendimize birşeyler katabileceğimiz bir yazı olmuş teşekkürler hocam 😊

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

PSİKOLOJİK BASKI TEKNİKLERİ

PSİKOLOJİK BASKI TEKNİKLERİ Sevgili dostum, Bugün üzerinde uygulanıyor olabilecek yada gelecekte karşı karşıya kalabileceğin bazı psikolojik baskı tekniklerinden örnekler vermek istiyorum. Her zaman dediğim gibi seni ancak bilmediğin yumruklar devirebilir ama geldiğini gördüğün her tür saldırıya karşı önlem alabilirsin. 1 ) Öncelikle üzerinde psikolojik olarak baskı kurmaya çalışan insanlardan acıma falan bekleme. Yaptıklarında da bir mantık filan arama. Neden benim üzerime geliyorlar gibi saçma sorular seni sadece daha zayıflatır. Bu tür şeytanlar başka insanların acılarından beslenir. Sen ne kadar acı ve sıkıntı çekersen o oranda zevk alırlar. Öncelikle böyle bir saldırıyı mantığınla çözmek için zaman kaybetme. Zaten sen baskı görmen için bir sebep aradıkça kendi kendini de suçlamaya başlarsın, bu da tam saldırgan manyağın istediği şeydir. Çünkü kendini suçladıkça acın daha da artar ve acın arttıkça o pisliklere daha fazla zevk verirsin. 2) Sana saldıranlar genelde sosyop

İŞ YERİNDE SENİ EZMEK İÇİN KULLANILAN 5 MANİPÜLASYON TEKNİĞİ.

İŞ YERİNDE SENİ EZMEK İÇİN KULLANILAN 5 MANİPÜLASYON TEKNİĞİ. Sevgili dostum işyerinde ve hayatta kötü niyetli psikopatların seni kurban durumuna düşürmek için kullandığı yöntemlerden bir kaçını seninle paylaşmak istiyorum. Bunlara karşı dikkatli olmanı öneririm. 1) Pohpohlayarak gardını düşürtme : Yeni başladığın bir işte daha seni tanımadan "sen gördüğüm en akıllı insansın" veya "gerçekten bu işe çok yakıştın" türü pohpohlama senin güvenini kazanma ve yanına sokulmak için kullanılır. Bu sebeple daha kimseyi tanımadığın ve tek bir doğru dürüst muhabbet etmediğin bir ortamda biri gelir seni hemen övmeye ve pohpohlama başlarsa dikkat et. Psikopatın biri vuruş yapabilmek için mesafeyi kapatıyor olabilir. 2) Gerçeklik algınını değiştirme : Psikopat burada senin doğru olduğuna emin olduğun her şeyin yanlış olduğunu söylemeye ve kendine güvenini kırmaya başlar. " Sen okulda öyle öğrenmiş olabilirsin ama işler buralarda böyle yapılmaz" vey

KİBİRLİ İNSANLARLA BAŞA ÇIKMANIN YOLLARI.

  KİBİRLİ İNSANLARLA BAŞA ÇIKMANIN YOLLARI. Sevgili dostlar, Bugünkü yazımda bazı zamanlar hayatı etrafına çekilmez hale getiren kibirli insanlarla başa çıkmanın bilimsel ve psikolojik yollarını ince ince anlatacağım. Eğer hayatınızı paçavraya çeviren kibirli insanlarla muhatapsanız ve onlardan yakanızı bir türlü kurtaramıyorsanız toplanın etrafıma anlatmaya başlıyorum. Ufak ara notu : Bu yazıyı en beğenmeyecek kişiler bilin bakalım kimler olacak ? Tavsiye Yol 1 : İlk tavsiyem kibirli bir insana acıyıp onu düzeltme görevini üstlenmeyin. Kibrin altında o kişinin geçmişinden gelen ciddi travmalar ve özgüvensizlikler vardır. Kendini sürekli değerli ve önemli hissetmek istediği için yumurta kabuğundan ince egosunu korumak amacıyla havadan geçen sineğe bile kibir basmaya çalışır. Bu kendini iyi hissedebildiği tek yoldur. Bu tür kişileri nasihat veya uyarıyla yola getirmeniz imkansızdır çünkü her türlü nasihat ve uyarıyı hakaret olarak algılayacaktır. Kavga etmeniz de çözüm değildir çünkü &q