Ana içeriğe atla

INTERNET YALANLARINI ANLAMANIN 6 YORDAMI

 



INTERNET YALANLARINI ANLAMANIN 10 YORDAMI

Sevgili dostlar, 

Uzun zamandır bir şeyler yazmıyordum şundan, bundan , falan filan sebeplerle.

Ancak Ukrayna üstüne inen Rus Ork saldırısı ve hemen eşliğinde dünyayı saran kara propaganda canımı sıktığı için bu konularda sislerin ardına biraz bakabilmenizi sağlayacak bir kaç tavsiye vermek istedim.

Sen nereden biliyorsun bunları CIA veya KGB'den emekli ajan mısın demeyin Algı Yönetimi konusunda o kadar kitaplar yazdık ufak tefek anlarız bu işlerden efendim. Bence okuyun.

 
YORDAM 1

Bir paylaşım sizde öfke, korku ve iğrenme üretiyor mu ?

Internet aleminde gördüğünüz bir paylaşım sizde yüksek oranda öfke ve "hemen paylaşmam lazım, görsünler günlerini" duygusu üretiyorsa kolpa olma ihtimali yüksektir. Özellikle öfke duygusunun kontrolü zordur efendim.

Böyle bir durumda paylaş tuşuna basmadan önce derin bir nefes alın ve haberin başka kaynaklardan doğrulanmasını bekleyin. Korkmayın eğer haber gerçekse bir kaç saat sonra da orada olacaktır hemen ateşe benzinle koşmanın alemi yok.


YORDAM 2

Bir paylaşım seni iyi hissettirip, küçük egonu pohpohluyor mu ?

Ego pohpohlamak da yalan yaymak konusunda oldukça işe yarar. Örneğin "Bu yazıyı insanlardan sadece yüzde biri arkadaşlarıyla paylaşabilir" türü bir meydan okuma oldukça işe yarayabilir. 

"Yaa demek öyle ne varmış bunda" deyip, oradaki yazıyı veya resmi düşünmeden paylaşacak antik kuntik insanların sayısı düşünemeyeceğin kadar çoktur.

"Dahi olup olmadığını anlamak için bu testi cevaplaman lazım" türü oltalar da seni hem test sayfasına hem de yalan haberleri görebileceğin bir siteye yönlendirebilir.

Bu işlerden kurtulmanın yolu böyle gazlara gelmemek ve mümkün olduğunca kendi hikayelerini ve resimlerini paylaşmayı önceliğe almaktır. Kendin pişir kendi ye. 


YORDAM 3

Bir paylaşımı ilk okuduğunda veya izlediğinde sana deli saçması gibi geliyor mu ?

Normal bir mantıkla okuduğun zaman akıl almaz gelen bir haberin yalan olma ihtimali büyüktür kendini zorlama kardeşim. Acayip bir haber gördüğün zaman hemen kaynaklara bak ama bu da yetmez kaynakları da incele. 

Örneğin ben "Kolpaçino News" diye bir haber sitesi açsam ve hemen yanı sıra "Yalan Dolan Haber Ajansı" diye başka bir site de kursam. Sonra uydurduğum habere kaynak olarak bu iki siteyi göstersem bu verdiğim haberi "kaynaklı ve doğru bir haber" yapar mı ?

Bir de dikkat et. Propagandanın sırrı bol tekrardır. Bir şey bolca tekrarlanırsa beyinciklerimiz onu gerçek olarak algılayabilir. İnanmıyorsan her gün internete "sabahları evimin karşısına UFO iniyor" diye bıkmadan usanmadan yaz. Beş on gün sonra sana inanıp temasa geçen "gazeteciler" görebilirsin.


YORDAM 4

Bir paylaşım zaten doğru olduğunu düşündüğün bir şeyi sana tekrar mı ediyor ?

Genelde doğru olduğunu düşündüğümüz fikirleri görürüz, aksine muhalif fikirleri ağzımızın tadı kaçmasın diye görmezden geliriz. Örneğin kel olmana rağmen sırma saçlı olduğuna inanıyorsan aynalarla aran pek iyi olmaz. 

Yani diyeceğim o ki bir fikir ya da haber gördüğün zaman "hah işte tam da düşündüğüm gibi" demen tesadüf olmayabilir ve tam da senin düşüncene uygun yalanlar önüne serilmiş olabilir.

Şu anda bunu yapmanın teknik olarak müthiş yöntemleri var. Bana inanmıyorsa bir sosyal medya uzmanına sor. Sabahleyin beğendiğin resimde arkadaşının yediği hamburgerin reklamının yarım saat sonra nasıl önüne düşebildiğini sana ince ince anlatsınlar.

Her zaman farklı düşünceler olabileceğini de tefekkür et derim.


YORDAM 5

Okuduğun bir haber kötü bir dille ve imla hatalarıyla mı yazılmış ?

Şimdi benim gibi imla özürlüsü kişileri saymazsak önüne konan bir haberde kullanılan dilin ilkokul iki seviyesinde ve imla hatalarıyla dolu olması sana iki şeyi gösterir.

Bir tanesi düşük eğitim seviyesine sahip biri tarafından acele yazılmış olması ki bu haberin geldiği yer konusunda sana bir fikir verebilir.

Diğeri.

İmla hatakları bilinçli bar şakilde yapiliyör olabülür.

Çünkü dostum hatalı yazılan metinler dikkatini çeker ve dikkatini çeken şeyi zihnine alırsın.


YORDAM 6

Sana çok sempatik gelen viral resim ve videolar çok mu masumdur ?

Şimdi efendim sevimli kedi, tatliş bebek veya köpeğin yanında uyuyan farecik gibi resim ve videolar çok sevilir ve bolca paylaşılır.

Bu tür viral resim ve videolar ilk başta çok masum gözükür. Ama bazen bunlar olta gibi kullanılabilir.

Örneğin "küçük bir bebeği yangından kurtarmış direnişçi asker" veya " sevimli bir sibirya kurdunun karda donmak üzere olan bir mülteciyi kurtarması" gibi tatliş hikayelerin arka planına dikkat et derim.


Evet efendim bu kadar yol yordam bence yeterli. Ama yetmez diyorsan Algı Yönetimi, Propaganda ve kişisel gelişim gibi konularda ince ince konuştuğum ve son zamanlarda pek video yüklemediğim bir kanalım var.

Bir incele derim. Sen eskilere bakarken ben yenilerini yüklerim inşallah. 

https://www.youtube.com/c/AydınSerdarKuru


Sevgilerimle

Aydın Serdar Kuru




Yorumlar

  1. Teşekkürler kıymetli üstadım.aman yazmayı söyleşiyi bırakma olurmu👋

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

SANAL KUMAR: PARA DEĞİL DOPAMİN OYNUYORSUN

SANAL KUMAR: PARA DEĞİL DOPAMİN OYNUYORSUN Ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak uzun zamandır yazı yazmıyordum; “yazının devri bitti” diye kendimi videoların ışığına kaptırmıştım. Sonra içimdeki yazar çıktı, yakama yapıştı ve klasik cümleyi kurdu: “Kes sesini.” (Evet, yine yazıyoruz.) Bugün konu şu: Yakın çevreme kadar dalgaları vuran sanal kumar pandemisi. Pandemi diyorum çünkü otobüste yanına oturan amcadan tut, kafede kapüşonunu geçirip telefona gömülmüş liseliye kadar… çok kişi aynı şeye bakıyor: ekrandaki o “bir tur daha” düğmesine. Ve burada mesele “ahlak” değil. Bu yazı ahlak dersi değildir; kimseye “ben sizden daha akıllıyım/ahlaklıyım” diye vaaz verecek bir özgüven deliliğim yok. Benim derdim şu formül: bağımlılık + toplu kandırma + toplu çöküş. Şimdi bilimsel yerden gidelim; ama sıkıcı akademik dil de yapmayalım. (Okurken esneme refleksi olanlar için… evet, seni görüyorum.) I) OLUŞUM MEKANİZMALARI a) Beynin ödül sisteminin ele geçirilmesi (değişken pekiştirme) Bak dostum, sa...

TELEFONUNU SIK DEĞİŞTİRMEYEN İNSANLARIN PSİKOLOJİSİ

  TELEFONUNU SIK DEĞİŞTİRMEYEN İNSANLARIN PSİKOLOJİSİ sevgili dostlar, geçenlerde düşündüm. bazı insanlar vardır, telefon firması daha yeni modelin tanıtım videosunu yayınlarken kredi kartını çıkarmaya başlar. kamera artık geceleri ayın üzerindeki kraterleri de çekiyormuş. işlemci yüzde 14 daha hızlıymış. telefonun köşeleri geçen senekinden 0,7 milimetre daha yuvarlakmış. arkadaşımız hemen heyecanlanır: “abi bu başka olmuş.” bir başka insanın elinde ise dört senelik telefon vardır. ekranında ufak bir çizik. pil eskisi kadar iyi değil. kamerası yeni modeller kadar şahane değil. sorarsınız: “telefonu değiştirmeyi düşünmüyor musun?” cevap: “niye değiştireyim? çalışıyor.” işte bu “çalışıyor” kelimesi benim ilgimi çekti. çünkü mesele her zaman para değil. parası olduğu halde telefonunu yıllarca kullanan insanlar da var. ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak biraz araştırdım. meğer telefonunu sık değiştirmeyen insanların davranışının arkasında oldukça ilginç psikolojik sebepler olabiliyo...

GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ HAYATIMIZA NASIL SOKULDU ?

  Sevgili dostlar, Yaz bitmek üzere. Yaz demek de güneş gözlüğü demek. Ama eskiden sadece gözlerimizi güneşten korusun diye taktığımız şu basit gözlükler, zaman içinde milyarlarca dolarlık bir sektöre dönüştü. Hatta iş öyle bir noktaya geldi ki güneş gözlüğü artık yaz kış dinlemeden kullanılan bir aksesuar oldu. Geçen gün otobüste gidiyorum. Neredeyse benim dışımda herkes güneş gözlüğü takmıştı. Bir anda kendimi binlerce kara merceğin altında incelenen ufak bir kurbağa gibi hissettim. Bir de bunların kötü tarafı şu: Karşındaki insanın nereye baktığını da anlayamıyorsun. Dolayısıyla hepsi sana bakıyormuş gibi geliyor. Peki bu iş nasıl başladı? Şimdi ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak konuya bir bakalım. **1) Üretim devrimi: Lüksü ucuzlatmak** 1929 senesine kadar güneş gözlüğü denen mesele daha çok zenginlerin ulaşabildiği bir şeydi. Çerçeveler fildişi, kaplumbağa kabuğu ve elle işlenmiş metaller gibi pahalı malzemelerden yapılıyordu. Yani öyle herkesin gidip alacağı bir şey değil...