Ana içeriğe atla

KENDİN OL(MA)

Kişisel gelişim pazarında en popüler laflardan biri "Kendin Ol" nasihatıdır. İnsanlar bu lafa bayılırlar. Hayatın bir çıkmaza mı girdi ? Kendin ol çıkarsın. İş hayatın duvara mı tosladı ? Kendin ol kurtulursun. Şirketin zararda mı ? Kendiniz gibi olun herkes sizin malınızı ve hizmetinizi kapış kapış satın alır....gibisinden gider bu nasihatlar bu şekilde.

Her hastalığa iyi gelen "Askeri Aspirin" (bilenler bilir) gibi bir şeydir bu. Her türlü derdin devası basit kendin ol yeter diyip geçerler.

İnsanların bu nasihatı çok beğenmelerinin en büyük sebebi çaba göstermek,eğitim almak,kitap okumak,düşünmek ve çok çalışmak gibi şeylere gerek kalmadan sadece "kendileri olarak" başarılı olacaklarını zannetmeleridir.

Başarı için gereken akıl,eğitim,strateji ve türlü faktörlerin hepsi sanki insanın özünde varmış gibi düşünülür. Hem ne güzel eğitim almadan,çaba göstermeden,kendine ve işine bilgi yatırımı yapmadan hemen "Kendin Olarak" başarıya ulaşacaksın bundan güzel nasihat mı var?

İşin doğrusu sevgili dostum insanların çoğunluğu kendileri gibi olmaya kalksalar büyük ihtimal kimse giyinmez,yıkanmaz,ağzına gelen lafı söyler,bol bol kavga eder ve tüm hayatını tembel tembel yatarak geçirebilirdi. Üstelik eline tek bir kitap almaz ve eğitim gibi şeylerin uzağından bile geçmezdi. ( bu kısım ülkemizde bol bol uygulanmakta zaten)

Kendiniz olmak çözüm değildir. Her oyunun bir kuralı vardır. Eğitimlerimde hep söylüyorum. Yeteneksiz ama eğitimli bir futbol takımı hepsi birer top cambazı olmasına rağmen eğitimsiz bir futbol takımını her zaman eze eze yener. Yani siz veya şirketiniz eğer gerekli eğitimleri almışsanız kendinizden çok daha kuvvetli ama eğitime önem vermeyen kişi veya şirketleri rekabette ezer geçersiniz.

Değerli arkadaşım. Kendine özgü özelliklere ve kişiliğine tabii ki sahip çık ancak başarı için çalışman,tecrübe kazanman,kurumsal ve kişisel eğitimler alman ve hatalarından ders çıkartman lazımdır. Plan,Taktik ve Strateji olmadan "kendin olmaya" kalkarsan kulağına çok hoş gelen bu nasihatin hiç de akıllıca olmadığını kısa zamanda öğrenirsin.

Sevgilerimle

www.serdarkuru.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SANAL KUMAR: PARA DEĞİL DOPAMİN OYNUYORSUN

SANAL KUMAR: PARA DEĞİL DOPAMİN OYNUYORSUN Ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak uzun zamandır yazı yazmıyordum; “yazının devri bitti” diye kendimi videoların ışığına kaptırmıştım. Sonra içimdeki yazar çıktı, yakama yapıştı ve klasik cümleyi kurdu: “Kes sesini.” (Evet, yine yazıyoruz.) Bugün konu şu: Yakın çevreme kadar dalgaları vuran sanal kumar pandemisi. Pandemi diyorum çünkü otobüste yanına oturan amcadan tut, kafede kapüşonunu geçirip telefona gömülmüş liseliye kadar… çok kişi aynı şeye bakıyor: ekrandaki o “bir tur daha” düğmesine. Ve burada mesele “ahlak” değil. Bu yazı ahlak dersi değildir; kimseye “ben sizden daha akıllıyım/ahlaklıyım” diye vaaz verecek bir özgüven deliliğim yok. Benim derdim şu formül: bağımlılık + toplu kandırma + toplu çöküş. Şimdi bilimsel yerden gidelim; ama sıkıcı akademik dil de yapmayalım. (Okurken esneme refleksi olanlar için… evet, seni görüyorum.) I) OLUŞUM MEKANİZMALARI a) Beynin ödül sisteminin ele geçirilmesi (değişken pekiştirme) Bak dostum, sa...

GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ HAYATIMIZA NASIL SOKULDU ?

  Sevgili dostlar, Yaz bitmek üzere. Yaz demek de güneş gözlüğü demek. Ama eskiden sadece gözlerimizi güneşten korusun diye taktığımız şu basit gözlükler, zaman içinde milyarlarca dolarlık bir sektöre dönüştü. Hatta iş öyle bir noktaya geldi ki güneş gözlüğü artık yaz kış dinlemeden kullanılan bir aksesuar oldu. Geçen gün otobüste gidiyorum. Neredeyse benim dışımda herkes güneş gözlüğü takmıştı. Bir anda kendimi binlerce kara merceğin altında incelenen ufak bir kurbağa gibi hissettim. Bir de bunların kötü tarafı şu: Karşındaki insanın nereye baktığını da anlayamıyorsun. Dolayısıyla hepsi sana bakıyormuş gibi geliyor. Peki bu iş nasıl başladı? Şimdi ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak konuya bir bakalım. **1) Üretim devrimi: Lüksü ucuzlatmak** 1929 senesine kadar güneş gözlüğü denen mesele daha çok zenginlerin ulaşabildiği bir şeydi. Çerçeveler fildişi, kaplumbağa kabuğu ve elle işlenmiş metaller gibi pahalı malzemelerden yapılıyordu. Yani öyle herkesin gidip alacağı bir şey değil...

TELEFONUNU SIK DEĞİŞTİRMEYEN İNSANLARIN PSİKOLOJİSİ

  TELEFONUNU SIK DEĞİŞTİRMEYEN İNSANLARIN PSİKOLOJİSİ sevgili dostlar, geçenlerde düşündüm. bazı insanlar vardır, telefon firması daha yeni modelin tanıtım videosunu yayınlarken kredi kartını çıkarmaya başlar. kamera artık geceleri ayın üzerindeki kraterleri de çekiyormuş. işlemci yüzde 14 daha hızlıymış. telefonun köşeleri geçen senekinden 0,7 milimetre daha yuvarlakmış. arkadaşımız hemen heyecanlanır: “abi bu başka olmuş.” bir başka insanın elinde ise dört senelik telefon vardır. ekranında ufak bir çizik. pil eskisi kadar iyi değil. kamerası yeni modeller kadar şahane değil. sorarsınız: “telefonu değiştirmeyi düşünmüyor musun?” cevap: “niye değiştireyim? çalışıyor.” işte bu “çalışıyor” kelimesi benim ilgimi çekti. çünkü mesele her zaman para değil. parası olduğu halde telefonunu yıllarca kullanan insanlar da var. ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak biraz araştırdım. meğer telefonunu sık değiştirmeyen insanların davranışının arkasında oldukça ilginç psikolojik sebepler olabiliyo...