Ana içeriğe atla

Cimrilik Bir Hastalık mı ?


 selamlar sevgili dostlar,

cimri insanlar ama gerçekten lafın tam anlamıyla cimri insanlar yani elli tane kiralık dükkanı olmasına rağmen aynı pantalonu on sene giyebilecek kadar cimri insanların bunu yapmalarının ardında başka psikolojik sebepler vardır. buyrunuz bir bakalım

1) kontrol çabası. bu arkadaşlar dünyayı ve evreni kontrol edilebilecek bir kavram gibi görürler. cimrilikleri aslında bu akıl dışı kontrol güdüsünün sonucudur. yani cimrilik aslında ana işletim sistemlerinin bir yansımasıdır.

2) ölüm insanların farkında oldukları en önemli korkudur. bunun farkında olan belki de tek canlıdır. bu ölüm korkusunu bastırmak için para biriktirmek onlara ölümlerini kontrol edebilecekleri duygusunu verebilir. cimri insanlar çoğu zaman ölüm konusunda da ciddi takıntıları olan insanlardır.

3) bazı nörobilim araştırmalarında ilginç bir şekilde bir kısım insanın para harcarken aynen çoğu insanın fiziksel bir acı yaşarken hissettiği duyguya benzer bir duyguyu beyinlerinde hissettikleri ortaya çıktı. görüntüleme çalışmalarında bu insanlar para harcama konularını konuşurken sanki omuzlarına bir bıçak saplanıyormuş gibisinden beyinlerinin aynı bölgesini aktifleştirdirler. bunun bir tür bozukluk olup olmadığı daha bilinmiyor ama cimrilik bir tür beyin nöro bağlantılarının yanlış bağlanması olabilir. (nedir bu araştırmanın kaynağı diyen arkadaşlara 2007 senesinde carnegie mellon üniversitesi bünyesinde scott rick ve george loewenstein tarafından yapılan ödeme acısı (pain of paying) çalışmasına bir bakmalarını tavsiye ederim

4) unutmayın ki insanlık tarihinin yüzde doksan dokusu ağır kıtlık ve açlık şartlarında geçti. örneğin kış geldiği zaman eğer elinizde sizi kışı çıkartacak kadar besininiz ve yakacağınız yoksa ölüm tehlikeniz olabilirdi. son bir kaç yüzyıldır böyle rahat gevrek gevrek yaşamaya başladık ama beynimize o binlerce yılın donanımı var. işte bu cimri arkadaşlarda "hayatta kalmak için biriktirmem lazım " güdüsü hala aşırı bir şekilde çalışıyor olabilir

5) bazı ekstrem psikolojik vakalarda kişinin benlik duygusu kendi bedeninin dışına taşar. şöyle açıklayayım siz "ben" dediğiniz zaman bedeninizi zihninizi kast edersiniz. örneğin ayağınız "ben" kavramının bir parçasıdır. o bu problemli arkadaşlar evlerinin bahçesini, ya da arabalarının vites kolunu da aynen bir organları gibi görürler. o sebeple bu tür bir psikolojiye sahip bir cimri için diyelim ki evini ya da parasını kaybetmek aynen canlı canlı ayağının kesilmesi gibi bir durumdur.

6) bazı insanlar katarsis yani duygularını dışarı vurmaktan korkarlar ve duygularını bastırırlar. örneğin bir film izleyip ağlamak bu insanlar için ölümden beterdir kendilerini çok kötü hissederler. şimdi böyle bir arkadaşın gösterdiği semptomlardan bir tanesi de aynen duyguları gibi parasını da içeride tutmak olabilir. kısacası bağlantılı bir meseleden bahsediyoruz.

bu kadar cimrilerden konuştuk size ilginç bir örnek de vereyim bu arkadaşlardan. bu kişinin ismi amerikalı paul getty 1892-1976 arasında yaşadı ve inanılmaz cimri bir herifti. ama daha da komiği petrol milyarderiydi ve zamanının en zengin insanlarından biriydi yani yüz sülalesine yetecek kadar parası zaten vardı. yaptığı saçmalıklara bir örnek verirsem saray gibi malikanesine misafirliğe veya iş görüşmesine gelenler eğer bir yere telefon açmak isterlerse evden çıkıp sokaktaki ankesörlü telefonu kullanmaları gerekiyordu çünkü getty aman bunlar pahalı bir yerleri arar diye eve sadece kendisinin kullanacağı bir kaç telefon dışında telefon çektirmemişti.

bak dikkat et 1966 senesinde dünya guiness rekorlar kitabı tarafından dünyanın en zengin insanı denilen bir adamdan bahsediyoruz.

getty kardeşimiz bir dönem ingiltere de yaşadı hem de koca bir malikane tuttu ama ne yaptı çamaşır ve kuru temizleme parasından tasarruf etmek için koskoca milyarder adam kendi kıyafetlerini kendi yıkayıp kaloriferler üzerinde kuruttu

adamın acayiplikleri say say bitmez iş yemeklerini en adi lokantalarda yerdi, eğer bir otel faturasında kırk elli dolar fazlalık görse günlerce tartışır avukatlarını devreye sokardı. kullanılmayan kağıtları hatta buruşturulup çöpe atılmış kağıtları bile eliyle düzeltip not kağıdı olarak kullanmaya çalışmıştı.

kısacası delilikleri bitmedi.

en büyük zirvesini işe şu olayda yaptı. 1973 yılında bunun 16 yaşındaki torununu kaçırdılar. john paul getty 3. önce 17 milyon dolar istedi çocuğu kaçıranlar. getty dediki hayatta vermem benim 14 torunum daha var onları da kaçırırlar başkaları dedi. sonra kaçıranlar zavallı çocuğun bir kulağını kesip postayla gönderdiler ve indirim yaptılar. 3 milyon dolara düştüler. tabi kamuoyu infiale geldi getty hazretlerinin cimriliğine. neyse getty homurdana homurdana tamam dedi.

fakat şimdi burada sıkı durun ne yaptı. sadece 2.2 milyon doları cebinden çıkarıp verdi çünkü bu rakam benzer bir durumda vergiden düşebileceği rakamdı. yasaya göre devletten 3 milyon dolar vergi indirimi alamıyordu. peki geri kalan sekiz yüz bin doları ne yaptı dersiniz. gitti kendi öz oğluna yani kaçırılan kulağı kesilen çocuğun babasına borç olarak verdi hemde yıllık yüzde 4 faizle.

işte buna cimriliğin şahı denilir.

neyse işte cimriliğin psikolojik bir sorun olabileceğinin örneklerinden biri de bu getty efendidir.

yazı bitti dağılın romalılar

sevgilerimle

çok önemli not:

kişisel gelişim psikoloji ve algı yönetimi gibi konulara ilgi duyuyorsan

tonla videom olan kanalım : https://www.youtube.com/c/aydinserdarkuru
tonla ilginç paylaşım olan instagramım : https://www.instagram.com/aydinserdarkuruofficial/

buyrunuz tonla bilgi bedava. bakınız hiç cimri olmadım bilgi dağıtmakta

Aydın Serdar Kuru

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SANAL KUMAR: PARA DEĞİL DOPAMİN OYNUYORSUN

SANAL KUMAR: PARA DEĞİL DOPAMİN OYNUYORSUN Ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak uzun zamandır yazı yazmıyordum; “yazının devri bitti” diye kendimi videoların ışığına kaptırmıştım. Sonra içimdeki yazar çıktı, yakama yapıştı ve klasik cümleyi kurdu: “Kes sesini.” (Evet, yine yazıyoruz.) Bugün konu şu: Yakın çevreme kadar dalgaları vuran sanal kumar pandemisi. Pandemi diyorum çünkü otobüste yanına oturan amcadan tut, kafede kapüşonunu geçirip telefona gömülmüş liseliye kadar… çok kişi aynı şeye bakıyor: ekrandaki o “bir tur daha” düğmesine. Ve burada mesele “ahlak” değil. Bu yazı ahlak dersi değildir; kimseye “ben sizden daha akıllıyım/ahlaklıyım” diye vaaz verecek bir özgüven deliliğim yok. Benim derdim şu formül: bağımlılık + toplu kandırma + toplu çöküş. Şimdi bilimsel yerden gidelim; ama sıkıcı akademik dil de yapmayalım. (Okurken esneme refleksi olanlar için… evet, seni görüyorum.) I) OLUŞUM MEKANİZMALARI a) Beynin ödül sisteminin ele geçirilmesi (değişken pekiştirme) Bak dostum, sa...

TELEFONUNU SIK DEĞİŞTİRMEYEN İNSANLARIN PSİKOLOJİSİ

  TELEFONUNU SIK DEĞİŞTİRMEYEN İNSANLARIN PSİKOLOJİSİ sevgili dostlar, geçenlerde düşündüm. bazı insanlar vardır, telefon firması daha yeni modelin tanıtım videosunu yayınlarken kredi kartını çıkarmaya başlar. kamera artık geceleri ayın üzerindeki kraterleri de çekiyormuş. işlemci yüzde 14 daha hızlıymış. telefonun köşeleri geçen senekinden 0,7 milimetre daha yuvarlakmış. arkadaşımız hemen heyecanlanır: “abi bu başka olmuş.” bir başka insanın elinde ise dört senelik telefon vardır. ekranında ufak bir çizik. pil eskisi kadar iyi değil. kamerası yeni modeller kadar şahane değil. sorarsınız: “telefonu değiştirmeyi düşünmüyor musun?” cevap: “niye değiştireyim? çalışıyor.” işte bu “çalışıyor” kelimesi benim ilgimi çekti. çünkü mesele her zaman para değil. parası olduğu halde telefonunu yıllarca kullanan insanlar da var. ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak biraz araştırdım. meğer telefonunu sık değiştirmeyen insanların davranışının arkasında oldukça ilginç psikolojik sebepler olabiliyo...

GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ HAYATIMIZA NASIL SOKULDU ?

  Sevgili dostlar, Yaz bitmek üzere. Yaz demek de güneş gözlüğü demek. Ama eskiden sadece gözlerimizi güneşten korusun diye taktığımız şu basit gözlükler, zaman içinde milyarlarca dolarlık bir sektöre dönüştü. Hatta iş öyle bir noktaya geldi ki güneş gözlüğü artık yaz kış dinlemeden kullanılan bir aksesuar oldu. Geçen gün otobüste gidiyorum. Neredeyse benim dışımda herkes güneş gözlüğü takmıştı. Bir anda kendimi binlerce kara merceğin altında incelenen ufak bir kurbağa gibi hissettim. Bir de bunların kötü tarafı şu: Karşındaki insanın nereye baktığını da anlayamıyorsun. Dolayısıyla hepsi sana bakıyormuş gibi geliyor. Peki bu iş nasıl başladı? Şimdi ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak konuya bir bakalım. **1) Üretim devrimi: Lüksü ucuzlatmak** 1929 senesine kadar güneş gözlüğü denen mesele daha çok zenginlerin ulaşabildiği bir şeydi. Çerçeveler fildişi, kaplumbağa kabuğu ve elle işlenmiş metaller gibi pahalı malzemelerden yapılıyordu. Yani öyle herkesin gidip alacağı bir şey değil...