Ana içeriğe atla

PROBLEMLERİNİ ÇÖZMEK İÇİN KAFANI DEĞİŞTİRMENİN YOLLARI


 

PROBLEMLERİNİ ÇÖZMEK İÇİN KAFANI DEĞİŞTİRMENİN YOLLARI 

Sevgili dostlar,

Üstad Karl Popper'in dediği gibi "yaşam problem çözmektir". Yani problemsiz cennet gibi bir yaşam yoktur yaşamın kendisi problemleri çözebilmekten geçer. Tabi bu problemler kendi kendine çözülmeyecek bunları çözmesi gereken sensin dostum.

İyi de hocam uğraşıyorum uğraşıyorum problemlerimi çözemiyorum nasıl yapacağım dersen işte ailenizin ve mahallenizin algı yönetimi uzmanı olarak sana bilimsel tavsiyelerimi sıralıyorum hem de beleş bedava free of charge amme hizmeti japoncası da muryo desu.

Zihniyetin Gücü: Dr. Carol Dweck' ablamızın "Mindset- Zihniyet" adlı süper kitabında, insanların ya "sabit" ya da "büyüme" zihniyetine sahip olduğu öne sürülür. Sabit zihniyette olanlar, insan yeteneklerinin ve zekasının doğuştan geldiğine inanır, büyüme zihniyetine sahip olanlar bu yeteneklerin zamanla geliştirilebileceğine inanır. Bu yüzde sabitçiler bir problemle karşılaştıklarında  "benim bu işe yeteneğim yok" ya da "ben o kadar akıllı" değilim diyerek işin içinden sıyrılıverirler. Bu yüzden de problemleri için hep başkalarından yardım dilenip dururlar ya da moralleri bozulup oldukları yerde kalırlar. Ama büyüme zihniyetine sahip olanlar "benim zekam buna yeterli sadece öğrenmem gerekiyor" der. Ya da "şu anki beceri seviyem yetersiz" diyerek gelişime açık bir tavır içinde olur. Yani dostum şu "sabit" mezhebinden çık ve "büyüme" mezhebine gir. 

Metakognitif Farkındalık: Metakognisyon, düşünme sürecimiz hakkında düşünmeyi ifade eder. Bu, düşüncelerimizin farkında olmak ve onları sorgulamak anlamına gelir. Düşüncelerimizi analiz ederek ve onlara mesafeli bir perspektiften bakarak, problemler karşısında daha bilinçli ve mantıklı kararlar alabiliriz. Yani kafandan geçen ezik olumsuz düşünceleri eve giren hamam böceği gibi görür görmez yakalayıp işini bitireceksin çünkü yakalamasan feci halde ürerler. Bu sebeple kendini ve iç konuşmanı sürekli gözden geçireceksin. Örneğin bir baktın iç sesin sana sürekli "sen beceremezsin boşver" diyor. Bu ses büyük ihtimal seni büyüten anne babanın veya öğretmenlerinin hediyesi. Bu sesi yakalar yakalamaz bunu hemen "Ben gerekli bilgileri edinirsem ve gerçekten istersem çoğu şeyi beceririm" diyeceksin. İşte bunu sık sık yapar ve zihnini zararlı yazılımlardan sürekli temizlersen bir yerden sonra oyunda bölüm atlamaya başlarsın. 

Problem Çözme Becerilerinin Geliştirilmesi: Psikolojik literatür, problem çözme becerilerinin öğretilebileceğini ve geliştirilebileceğini göstermektedir. Bu, problemleri tanımlama, alternatif çözümler üretme, bu çözümlerin sonuçlarını değerlendirme ve en iyi çözümü seçme süreçlerini içerir. Bu konuda zilyon tane kitap, trilyon tane you tube videosu ve hektatrilyon tane eğitim var. Bu konuda kendini yetiştirip becerilerini arttıracaksın. Öyle kös kös oturayım dersen problemler seni ezip geçer.

Sonuç olarak, zihniyetimizi ve düşünce yapımızı değiştirerek problemlerimizi çözme yaklaşımı, bireyin düşünceleri üzerinde bilinçli bir kontrol geliştirmesini gerektirir. Bu kontrol, bilişsel, duygusal ve davranışsal tepkilerimizi daha olumlu bir yönde değiştirmemize yardımcı olabilir. Ancak bu değişim süreci zaman alabilir ve bireyin sürekli olarak kendi düşüncelerini ve davranışlarını gözden geçirmesi gerekebilir.

Önemli olan problemlerinin çözülebilir olduğuna inanman ve bu konuda bahsettiğim adımları atabilmen.

Bir de senden bir ricam olacak. Kanalımda "Şikayet Etmekten Yolları" başlıklı bir video var. Lütfen şikayet etmekten vazgeç ve problemlerini çöz.

İşe de bu videomu izleyerek başla. Hatta kanala abone olarak diğer videoları da izlersen son derece avantajlı olursun.

Video burada dostum

Kanal burada dostum

https://www.youtube.com/c/aydınserdarkuru


Sevgilerimle

Aydın Serdar Kuru




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SANAL KUMAR: PARA DEĞİL DOPAMİN OYNUYORSUN

SANAL KUMAR: PARA DEĞİL DOPAMİN OYNUYORSUN Ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak uzun zamandır yazı yazmıyordum; “yazının devri bitti” diye kendimi videoların ışığına kaptırmıştım. Sonra içimdeki yazar çıktı, yakama yapıştı ve klasik cümleyi kurdu: “Kes sesini.” (Evet, yine yazıyoruz.) Bugün konu şu: Yakın çevreme kadar dalgaları vuran sanal kumar pandemisi. Pandemi diyorum çünkü otobüste yanına oturan amcadan tut, kafede kapüşonunu geçirip telefona gömülmüş liseliye kadar… çok kişi aynı şeye bakıyor: ekrandaki o “bir tur daha” düğmesine. Ve burada mesele “ahlak” değil. Bu yazı ahlak dersi değildir; kimseye “ben sizden daha akıllıyım/ahlaklıyım” diye vaaz verecek bir özgüven deliliğim yok. Benim derdim şu formül: bağımlılık + toplu kandırma + toplu çöküş. Şimdi bilimsel yerden gidelim; ama sıkıcı akademik dil de yapmayalım. (Okurken esneme refleksi olanlar için… evet, seni görüyorum.) I) OLUŞUM MEKANİZMALARI a) Beynin ödül sisteminin ele geçirilmesi (değişken pekiştirme) Bak dostum, sa...

GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ HAYATIMIZA NASIL SOKULDU ?

  Sevgili dostlar, Yaz bitmek üzere. Yaz demek de güneş gözlüğü demek. Ama eskiden sadece gözlerimizi güneşten korusun diye taktığımız şu basit gözlükler, zaman içinde milyarlarca dolarlık bir sektöre dönüştü. Hatta iş öyle bir noktaya geldi ki güneş gözlüğü artık yaz kış dinlemeden kullanılan bir aksesuar oldu. Geçen gün otobüste gidiyorum. Neredeyse benim dışımda herkes güneş gözlüğü takmıştı. Bir anda kendimi binlerce kara merceğin altında incelenen ufak bir kurbağa gibi hissettim. Bir de bunların kötü tarafı şu: Karşındaki insanın nereye baktığını da anlayamıyorsun. Dolayısıyla hepsi sana bakıyormuş gibi geliyor. Peki bu iş nasıl başladı? Şimdi ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak konuya bir bakalım. **1) Üretim devrimi: Lüksü ucuzlatmak** 1929 senesine kadar güneş gözlüğü denen mesele daha çok zenginlerin ulaşabildiği bir şeydi. Çerçeveler fildişi, kaplumbağa kabuğu ve elle işlenmiş metaller gibi pahalı malzemelerden yapılıyordu. Yani öyle herkesin gidip alacağı bir şey değil...

TELEFONUNU SIK DEĞİŞTİRMEYEN İNSANLARIN PSİKOLOJİSİ

  TELEFONUNU SIK DEĞİŞTİRMEYEN İNSANLARIN PSİKOLOJİSİ sevgili dostlar, geçenlerde düşündüm. bazı insanlar vardır, telefon firması daha yeni modelin tanıtım videosunu yayınlarken kredi kartını çıkarmaya başlar. kamera artık geceleri ayın üzerindeki kraterleri de çekiyormuş. işlemci yüzde 14 daha hızlıymış. telefonun köşeleri geçen senekinden 0,7 milimetre daha yuvarlakmış. arkadaşımız hemen heyecanlanır: “abi bu başka olmuş.” bir başka insanın elinde ise dört senelik telefon vardır. ekranında ufak bir çizik. pil eskisi kadar iyi değil. kamerası yeni modeller kadar şahane değil. sorarsınız: “telefonu değiştirmeyi düşünmüyor musun?” cevap: “niye değiştireyim? çalışıyor.” işte bu “çalışıyor” kelimesi benim ilgimi çekti. çünkü mesele her zaman para değil. parası olduğu halde telefonunu yıllarca kullanan insanlar da var. ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak biraz araştırdım. meğer telefonunu sık değiştirmeyen insanların davranışının arkasında oldukça ilginç psikolojik sebepler olabiliyo...