Ana içeriğe atla

SAÇ PSİKOLOJİSİ

 




SAÇ PSİKOLOJİSİ


Bugün size biraz saç ve psikolojik algısından bahsedeyim


1) İnsanlar yaşlanmaktan korkar ve saçlarının görüntüsü üzerinden yaşlanma süreçlerini saklamaya çalışırlar. Yaş arttıkça saça yönelik bakım ilgisi artar.


2) Saç en görünen unsur olduğu için kişisel imajınız konusunda karşıya ilk mesajı verir. Saçınızın şekli ve rengi kişiliğinizle ilgili ipuçları şeklinde algılanır. 


3) Kadınlarda uzun ve parlak saç sağlıklı olduğu ve cinsellik konusunda sorunu olmadığı algısı verirken düzenli ilişkiye girmiş (evlenmiş) kadınlarda saç boyunun kısaldığı gözlenebilir. Kadınlarda saç kısaldıkça cinsellik vurgusu azalır (kısa saç erkeksi görüntüyle alakalıdır özellikle erkek yoğun mesleklerde çalışan kadınlar saçlarını kısaltma yoluna giderler)


4) Saçların bir tür hafızası olduğu ve geçmiş olayların enerjisini taşıdığına yönelik inançlar vardır. Bu sebeple Hac gibi dini ritüellerde arınma göstergesi olarak saçlar tıraş edilir. Buna bağlı olarak özellikle kadınlar psikolojik sıkıntı dönemlerinde saçlarını kestirirler (yaptırırlar ve boyatırlar) erkeklerde benzer şekilde saçlarını kısaltma yoluna gidebilir (saç kazıtma) Bu sayede yaşadıkları stresli dönemin enerjisinden saçlarını kestirerek kurtulacaklarını düşünebilirler. 


5) Erkek ve kadınlarda alışılmış saç renklerinin dışında boyatılan saç renkleri de kişinin geleneksel erkek ve kadın tanımının dışındayım mesajını vermesi demektir. Ama bazen bu kişinin belli bir gruba kabul edilmek için yaptığı hamle de olabilir. Her grubun kendine has bir saç şekli vardır ve genelde gruplar tarafından dışlananlar protestolarını önce saç şekillerini ve renklerini değiştirerek başlatırlar.


Saç konusunda daha çok ilginç faktör var ama şimdilik bu kadar efendim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SANAL KUMAR: PARA DEĞİL DOPAMİN OYNUYORSUN

SANAL KUMAR: PARA DEĞİL DOPAMİN OYNUYORSUN Ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak uzun zamandır yazı yazmıyordum; “yazının devri bitti” diye kendimi videoların ışığına kaptırmıştım. Sonra içimdeki yazar çıktı, yakama yapıştı ve klasik cümleyi kurdu: “Kes sesini.” (Evet, yine yazıyoruz.) Bugün konu şu: Yakın çevreme kadar dalgaları vuran sanal kumar pandemisi. Pandemi diyorum çünkü otobüste yanına oturan amcadan tut, kafede kapüşonunu geçirip telefona gömülmüş liseliye kadar… çok kişi aynı şeye bakıyor: ekrandaki o “bir tur daha” düğmesine. Ve burada mesele “ahlak” değil. Bu yazı ahlak dersi değildir; kimseye “ben sizden daha akıllıyım/ahlaklıyım” diye vaaz verecek bir özgüven deliliğim yok. Benim derdim şu formül: bağımlılık + toplu kandırma + toplu çöküş. Şimdi bilimsel yerden gidelim; ama sıkıcı akademik dil de yapmayalım. (Okurken esneme refleksi olanlar için… evet, seni görüyorum.) I) OLUŞUM MEKANİZMALARI a) Beynin ödül sisteminin ele geçirilmesi (değişken pekiştirme) Bak dostum, sa...

TELEFONUNU SIK DEĞİŞTİRMEYEN İNSANLARIN PSİKOLOJİSİ

  TELEFONUNU SIK DEĞİŞTİRMEYEN İNSANLARIN PSİKOLOJİSİ sevgili dostlar, geçenlerde düşündüm. bazı insanlar vardır, telefon firması daha yeni modelin tanıtım videosunu yayınlarken kredi kartını çıkarmaya başlar. kamera artık geceleri ayın üzerindeki kraterleri de çekiyormuş. işlemci yüzde 14 daha hızlıymış. telefonun köşeleri geçen senekinden 0,7 milimetre daha yuvarlakmış. arkadaşımız hemen heyecanlanır: “abi bu başka olmuş.” bir başka insanın elinde ise dört senelik telefon vardır. ekranında ufak bir çizik. pil eskisi kadar iyi değil. kamerası yeni modeller kadar şahane değil. sorarsınız: “telefonu değiştirmeyi düşünmüyor musun?” cevap: “niye değiştireyim? çalışıyor.” işte bu “çalışıyor” kelimesi benim ilgimi çekti. çünkü mesele her zaman para değil. parası olduğu halde telefonunu yıllarca kullanan insanlar da var. ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak biraz araştırdım. meğer telefonunu sık değiştirmeyen insanların davranışının arkasında oldukça ilginç psikolojik sebepler olabiliyo...

GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ HAYATIMIZA NASIL SOKULDU ?

  Sevgili dostlar, Yaz bitmek üzere. Yaz demek de güneş gözlüğü demek. Ama eskiden sadece gözlerimizi güneşten korusun diye taktığımız şu basit gözlükler, zaman içinde milyarlarca dolarlık bir sektöre dönüştü. Hatta iş öyle bir noktaya geldi ki güneş gözlüğü artık yaz kış dinlemeden kullanılan bir aksesuar oldu. Geçen gün otobüste gidiyorum. Neredeyse benim dışımda herkes güneş gözlüğü takmıştı. Bir anda kendimi binlerce kara merceğin altında incelenen ufak bir kurbağa gibi hissettim. Bir de bunların kötü tarafı şu: Karşındaki insanın nereye baktığını da anlayamıyorsun. Dolayısıyla hepsi sana bakıyormuş gibi geliyor. Peki bu iş nasıl başladı? Şimdi ailenizin algı yönetimi uzmanı olarak konuya bir bakalım. **1) Üretim devrimi: Lüksü ucuzlatmak** 1929 senesine kadar güneş gözlüğü denen mesele daha çok zenginlerin ulaşabildiği bir şeydi. Çerçeveler fildişi, kaplumbağa kabuğu ve elle işlenmiş metaller gibi pahalı malzemelerden yapılıyordu. Yani öyle herkesin gidip alacağı bir şey değil...