Ana içeriğe atla

SİYASETTEN ANLAMAYANLAR PARTİSİ. (S.A.P)





SİYASETTEN ANLAMAYANLAR PARTİSİ. (S.A.P)

Sevgili dostlar,

Şu hayatta en çok imrendiğim insanlar seçim dönemlerinde siyaset içen,siyaset konuşan sanki milli takımın dünya kupasındaki final maçını izliyormuş gibi siyasi tartışmaları heyecanla izleyen kişilerdir.

Bu arkadaşların siyasete duyduğu heyecan ve hırsın binde birine başka bir alanda sahip olsam kim bilir ne kadar başarılı bir insan olurdum diye hayıflanıyorum.

Ama bir türlü olmuyor ve benzinsiz arabam katiyen gitmiyor.

Siyasetin mantığını bir türlü kavrayamıyorum. Kocasıyla oturmuş zoraki maç izlerken ofsayt diye bağırıp kendini yerlere atan eşinin neden bu kadar heyecanlandığını anlayamayan ev hanımı gibiyim bu konuda.

Şimdi anlamadığım tarafları sizinle paylaşacağım belki bana yardımcı olup derdime derman olacak birileri çıkar şu sanal dünyada.

Öncelikle beni yönetmesini ve hayatımı etkileyecek çok ciddi kararları almasını isteyeceğim kişiyi veya kişileri oy vererek seçeceğim söyleniyor. Tamam bunu anladım.

Bir takım organize olmuş takımlar var ve bunlara parti deniyor. Bu partiler önüme boy boy hiç tanımadığım insanları koyuyorlar ve işte bu bizim adayımız, kendisi adayların en iyisi bu sebeple bize oy ver hayatın cennete dönsün diyorlar.

Bu partiler genelde türlü soylu idealler için bir araya gelen insanlardan oluşuyor gibi gözükse de bana pek inandırıcı gelmiyor. Bir insan neden işini gücünü bırakır ve karşılığında hiç bir şey beklemeden parasını ve zamanını bu partilere vakfeder pek anlamıyorum.

Ha dürüstçe karşıma çıkıp "bak arkadaş biz bu işi para ve mevki kazanmak için yapıyoruz,kazanırsak hepimiz kazanacağız o sebeple bu kadar uğraşıyoruz. Sen de bir şeyler kazanmak istiyorsan gel bizimle çalış" deseler anlayacağım. Ama öyle demiyorlar. Kafam karışıyor. Demek ben çok çıkarcı , menfaatçi bir insanım ve bu yüzden bu idealist insanları anlayamıyorum diyorum. Belki ben de bir gün öyle idealist olurum umuduyla onlara hayran hayran uzaktan bakıyorum sadece.

İkinci mesele oy vermem için önüme koyulan insanların bir tanesini bile tanımıyor olmam.Ben tanımadığım gibi etrafımda da tanıyan birileri yok. Survivor yarışmasında bile en azından oy vereceğimiz yarışmacıyı aylarca izliyoruz. Nasıl yer, nasıl konuşur hatta nasıl kavga eder görüyoruz. Ama bu siyasi parti adaylarını sadece afişlerden,reklamlardan,haberlerden ve televizyon programlarından biliyoruz.

Ben şimdi çocuğunu birine emanet edip, akşam yemeğe gidecek bir baba olsam o çocuğu emanet edeceğim kişiyi iyice araştırırım ve kesinlikle tanımadığım birine emanet etmem.

Bunlar bana diyorlar ki senin hayatını etkileyecek kararları beş yıl boyunca alacak kişiyi işte bu hiç tanımadığın kişiler arasından seçeceksin. Uzaktan seç beğen al. Pazara gidince bile domates alırken en azından bir elle kontrol etmek isteriz. Pazarcı "hayır dokunmak yasak uzaktan seç beğen" dese ona kıl oluruz hatta bana çürük domates mi kakalayacak acaba diye bir düşünürüz. Domateste bile durum böyleyken hayatımı emanet edeceğim kişiyi ben nasıl hiç tanımadan belirlerim aklım almıyor bir türlü.

Hadi adayları uzaktan dikkatli izlerim.Onların videolarını ve röportajlarını dikkatli analiz eder karar veririm desem bu sefer de samimiyet sorunu var.

Siyasi adayların takacakları kravattan yapacakları konuşmalara kadar hazırlayan koca koca şirketler bulunuyor. Karşımdaki insanın kıyafetinden, konuşmasına, sofrada oturuş şeklinden attığı kahkahalara kadar her detayın bir firmanın toplantı odasında bu işin uzmanları tarafından belirlenip belirlenmediğini nereden bileceğim.

Belki de çok beğendiğim ve hoşuma giden bir adayın tüm hal ve tavırları benim gibi insanlara sempatik gelsin diye dizayn edilmiş olabilir. Böyle olmadığına dair bir garantim var mı ? Yok.

Piyasaya yeni çıkan fındıklı gofretin tanıtımı için bile milyon liracıklar harcanan bir dünyada şehir ve devlet yöneticilerinin siyasi kampanyaları kendi haline mi bırakılır gerçekten bilemiyorum.

Bir de bu işin para kısmı var.

Şimdi duyuyoruz ve hatta görüyoruz bu siyaset pahalı iş. Ufacık ilçe belediye başkan adaylığı için bile harcanan paraları benim yedi sülalemin bir arada görmesi imkansız. Nerede kaldı daha büyük adaylıklar.

İyi de bu su gibi harcanan milyon liracıklar nereden geliyor ?

Devlet veriyor diyorlar da devlet neden benim oy vermeyeceğim adaya benden aldığı vergiden para veriyor bunu anlamıyorum. Peki ya devletin verdiği para yetmiyorsa ?

O zaman bir kısım idealist zenginin çıkarıp para vermesi lazım bu adaylara.

İyi de kendi çalışanına yüz lira zam yapmaya bile lanet okuyan,sokakta açlıktan ölen insanlar görse bana ne devlet baksın bunlara diyen bir para babası veya para anası neden bir siyasi partiye çıkarıp yüz binlerce lira  para basar anlamış değilim.

Yani şimdi bu kişiler gerçekten hiç bir karşılık gözetmeden mi bu paraları veriyorlar ? Bir belediye başkanı adayına yüz binlerce lira veren bir inşaat firması sahibi seçimlerde kendi adayı kazanırsa ve başkan olduktan sonra ona hiç bir ihale falan vermezse kendi içinden "yahu bu adama bir ton para verdik tüm ihaleleri bunun kampanyasına bir kuruş bile vermeyen diğer şirketler alıyor. Bu nasıl iş" diye geçirmez mi ?

Kısacası bu para pul işlerine hiç aklım ermiyor. (Yahu zaten anlasam zengin olurdum)

Neyse gene anlamadığım bir idealizm söz konusu demek ki. Dedim ya ben çok çıkarcı bir yapıya sahibim başkalarının idealleri için karşılıksız fedakarlık yapmasına kafam basmıyor. Keşke ben de onlar gibi olabilsem.

İşte tüm bu sebeplerden ötürü seçim heyecanlarına kendimi hiç kaptıramıyorum.

Millet heyecanla siyasi tartışma canlı yayınları izliyor ertesi gün "gördün mü dün akşam televizyondaki tartışma programında neler oldu" falan diye bana soruyorlar. Ben de ne diyeyim dün akşam oturdum maymunların sürü içindeki davranış şekillerini anlatan müthiş bir belgesel izledim ardından da köpek balıklarının avlarını nasıl yakaladıkları konulu bir videoya göz attım diyorum. Bana garip garip bakıyorlar.

Neyse ben bu siyaset işinden pek anlamıyorum.

Bu işlere o kadar uzağım ki etrafımdaki herkes bu hafta sonu heyecanla seçim falan izlemeyi planlarken benim planlarım arasında üstad yönetmen Frank Capranın 1939 senesinde çektiği "Mr.Smith Washingtona Gidiyor" filmini izlemek var. İzlerken de ballı yoğurt yiyip sonrasında güzel bir Türk kahvesi içeceğim. Ne olup ne bittiğini ertesi gün etrafımdakiler söyler zaten.

Hayırlısı olsun ne diyelim.

Sevgilerimle

Aydın Serdar Kuru
www.serdarkuru.com





















Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SUN TZU VE SAVAŞ SANATI.

SUN TZU VE SAVAŞ SANATI.

Sevgili dostlar,

Bir önceki yazımda Makyavel ve Güç ilişkilerinden bahsetmiştim. Bugünkü yazımda da bir başka kadim bilgeden bahsedeceğim. Bu kişi günümüzden 2500 sene önce yaşamış ve yazdığı "Savaş Sanatı" kitabıyla krallara,generallere ve liderlere ilham kaynaklığı etmiş Sun Tzu.

Sun Tzu esasında "Sun Usta" demektir. Sun Zi şeklinde okunur. Yazdığı kitabın Çince ismi de "Bing Fa" olarak geçer.

Sun Ustanın bu harika kitabını ilk okuma sebebim ortaokul yıllarımda merak sardığım savaş sanatlarıydı. Bunlar dünyada "Martial Arts" yani savaş sanatları olarak geçmesine rağmen Türkiyede yanlış olarak "dövüş sporu" veya "mücadele sporu" gibi farklı şekillerde kullanılıyor. Ancak esası Savaş sanatıdır çünkü hepsinin kökeninde askeri uygulamalar vardır.

Kocaman gözlüklere sahip ve sürekli kitap okuyan bir çocuğun başına bela olmaya meraklı ergen sayısı da oldukça fazla olduğu için ortaokul iki yıllarım itibar…

İNSANLARI ANALİZ EDİP OKUMANIN 3 YÖNTEMİ.

İNSANLARI ANALİZ EDİP OKUMANIN 3 YÖNTEMİ.

Sevgili dostlar,

Belli teknikleri kullanarak başka insanları okuyabilmek ve onlar hakkında genel bir fikir edinebilmek için kullanabileceğiniz bir çok bilimsel yöntem vardır. Bugün sizlerle bunlardan kolay uygulayabileceğiniz üç tanesini paylaşacağım.

1) GENEL GÖRÜNÜŞÜ İNCELEME

İnsanların görünüşleri sözlerinden çok daha fazlasını anlatır. Kıyafetlerine dikkat edin. Şık iş kıyafetleri giymesi başarı hırsına,kot pantolonu rahatlık düşkünlüğüne ve vücudu gösteren kıyafetler dikkat çekici olma güdüsüne bağlanabilir. Taktığı takılara dikkat edin. Bu takılarda kullandığı semboller o kişinin dünya görüşüne yönelik pek çok ipucu verir. Duruşuna dikkat edin. Dik bir kafa ve duruş kendine güveni gösterirken öne eğilmiş kafa ve gövde kendine güvensizliğe bağlı korunma ihtiyacına delil olabilir.

Bedenini nasıl hareket ettiriyor inceleyin. İnsanlar ilgi duydukları şeylere kendileri bile farketmeden eğilirler ve beğenmedikleri şeylerden de bedenlerini uza…

ALGI YÖNETİMİ VE AKILDA KALICILIK.

Sevgili dostlar,

Algı Yönetimini diğer reklam ve propaganda faaliyetlerinden ayıran en önemli unsur hatırlanabilme oranıdır.

Son derece yüksek bütçeli ve başarılı bir reklam bile hazırlasanız eğer bu reklam gösterildikten sonra kimse tarafından hatırlanmıyorsa tüm çabanız boşa gitmiş demektir.

Her gün mesaja boğulan insanların zihinleri, gün içinde maruz kaldıkları bu mesajları etkili bir şekilde siler.

Gün içinde karşı karşıya kaldığımız yüzlerce reklam ve propaganda mesajını beyinlerimiz filtre edemese çoğumuz bir kaç gün içinde ciddi psikolojik sorunlar yaşamaya başlardık.

Ancak ironik bir şekilde bu beyinsel filtreler reklam ve propaganda için büyük miktarlarda bütçeler harcayan şirket ve kurumların yaşadığı sıkıntıların temel kaynaklarından biridir.

Bir firmanız var ve satışlarınızı arttırmak için büyük bir reklam kampanyası başlattınız diyelim.
Her şeyi doğru yaptınız.
Kaliteli bir ajansla anlaştınız ve olması gereken reklam mesajlarınızı ciddi paralar karşılığında hazırlattını…