Ana içeriğe atla

SEÇİMLER VE ALGI YÖNETİMİ



SEÇİMLER VE ALGI YÖNETİMİ

Sevgili dostlar,

1) İnsanlar kendi benzerlerine sempati duyarlar ve genel olarak oy verme tercihlerini kendi yaşam tarzları ve zihinsel kodlamaları doğrultusunda belirlerler. Bir aday toplumun genel kabul görmüş değerleri ve düşünce yapısına ne kadar uyuyorsa o kadar fazla insanın oyunu alır. Özellikle başkanlık sistemlerinde aralarındaki farklılıklar çok da büyük olmayan bir çok kesim oylarını tek bir insan üzerinde birleştirebilir. Burada önemli olan farklılıkların çok büyük olmamasıdır. Ancak birbirine benzemeyen, çok kesin düşünce ve yaşam farklılıkları olan insan grupları tepelerindeki yöneticiler birleşse bile iş oy vermeye gelince farklı tercihler kullanabilirler hatta oy sandığına bile gitmeyebilirler.

Başkanlık seçimlerinde belirleyici olan o toplumun genel özelliklerine hitap eden adaydır. Çoğunluk hangi görüş ve yaşam şekli üzerinden o adayla benzerlik kuruyorsa seçimin galibi de o aday olacaktır. Din, milliyetçilik ve vatanseverlik gibi genel kabul gören kavramlar bu kavramları en iyi sahiplenecek adaya avantaj sağlar. Ekonomik zorlukları aşma ve halkın zenginleşmesi konusunda iyi bir mesaj verebilen adayda kendisine karşılık bulabilir ama burada önemli olan temel değerler konusunda mutlaka seçmenin çoğunluğuyla benzerlik kurabilmektir.

Tekrar ediyorum insanlar kendilerine benzer gördükleri adayı sempatik bulacaklardır. Donald Trump Amerika’da kendilerini siyasi ve ekonomik sistemden dışlanmış hisseden geniş bir kesimle benzerlik üretebildiği için başarılı olmuştur. Üstelik bunu aslında onlardan farklı ultra zengin bir adam olmasına rağmen becerebilmiştir.

2) Seçimlerde her aday seçim sonrası için insanlara türlü vaatlerde bulunur. Bu vaatler temel psikolojik ihtiyaçlara yönelik olmalıdır. Örneğin can güvenliği, istikrar ve ekonomik zenginleşme temel ihtiyaçlardandır. İnsanlar öncelikle güvenli ve cepleri dolu bir yaşam isterler. Hangi adayın kendilerine bu imkanları sağlayabileceğini düşünürlerse o aday onlar tarafından güçlü olarak algılanacaktır. Seçim sürecinde insanlara somut olarak türlü maddi imkanlar sağlayabilen aday da diğer adaylara göre avantajlıdır. Bu sebeple her ülkede iktidar partileri rakiplerine göre daha avantajlı şekilde seçime girerler. İnsanlar kendilerine verilen her tür hediye veya avantaj sonrasında psikolojik olarak kendilerini bu imkanı sağlayan aday ve partiye karşı borçlu hisseder ve oy tercihlerinde bu borçlu kalma psikolojisi etkili olur. Çünkü her insan kendilerine verilen en ufak bir hediyenin bile karşılığını vermek konusunda küçük yaştan itibaren güdülenmiştir.

3) İnsanlar kendilerini özel ve değerli hissetmek ister. Bu sebeple bir aday insanlara kendilerini ne kadar özel ve değerli hissettirebilirse o oranda avantaj kazanır. Örneğin vereceği tek bir oyla çok kutsal ve tarihi bir davaya katkı sağladığına inanan insan kendisini değerli hissedecektir ve bu hissi kendisine yaşatabileceğini düşündüğü adaya oyunu atacaktır. Seçim kampanyalarını “tarihi olaylar” veya “kutsal yürüyüşler” olarak gösterebilen lider avantaj kazanır. Tabi bir de adayın konumlandırılması önemlidir. Aday sıradan bir politikacı olarak değil de tarihte çok az örneği bulunan özel bir lider olarak konumlandırılabilirse çekiciliği artar. Başkanlık seçimlerinde adayın kişisel özellikleri ve “karizmasının” çok büyük önemi vardır. Adayın mutlaka kendisini “tarihi bir şahsiyet” olarak konumlandırabilmesi gerekir. Amerikan başkanı John.F Kennedy kendisinin genç yaşta olmasını eleştiren ve onun tecrübesizliğine atıfta bulunan rakibi Nixon’u “ gençlik ve değişim getirecek tarihi lider” algısını seçmene kabul ettirerek yenilgiye uğratmıştı.

4) İnsanlar otoriteye itaat etmek üzere çocukluklarından beri eğitilirler. Bu sebeple her tür güç sembolü ve otoriter imaj onların üzerinde etkili olur. Doğu toplumlarında bu çok daha baskın ve belirleyicidir. Bir başkan adayı ne kadar güçlü, otoriter ve güç sembollerine sahipse o kadar değerli algılanır. Başkan adayının cinsiyeti de önemlidir. Özellikle ataerkil ve erkek egemen toplumlarda baskın erkek imajına sahip adaylar avantaj sağlar. Kadın adaylarsa yarışa her zaman biraz daha geriden başlarlar. Ancak kadın adaylar insanların algısını doğru yönetebilip ataerkil değerlere hitap etmeyi başarabilirse denklem değişebilir. Ancak bunun ayarı çok önemlidir. Bir kadın aşırı erkeksi görüntü verirse “karikatür bir imaj” algısı üretir ve bundan zarar görür. Kısacası otorite ve güç hangi adayda kendisini daha çok belli ediyorsa insanlar üzerindeki etkisi de o oranda artmış olacaktır. 11 Eylül saldırılarıyla güvenlik korkusuna kapılan Amerikan halkını dönemin başkanı George W. Bush güç sembollerini etkin kullanarak kendi safına çekebilmiş ve aslında çok beceriksiz bir başkan olmasına rağmen ikinci dönemi çok rahat bir şekilde kazanmıştır.

5) Politika, olayları yorumlama ve kendi avantajına göre yeniden yorumlayabilme sanatıdır. Politikada hiçbir olayın kendiliğinden bir anlamı yoktur. Olayları kendi avantajına göre yorumlayabilen politikacı insanların algısını da yönetebilir. Örneğin Amerikan başkanı Ronald Reagan silah endüstrisine yaptığı milyarlarca dolarlık kaynak aktarımını “Kötülük İmparatorluğu” olarak algılattığı Sovyetler Birliğini yenebilmek için yapmaları gereken bir fedakarlık olarak insanlara sunmayı becerebilmiş ve fakirleşen insanların desteğini alabilmiştir. Bu sebeple yaşanan olayları “yeniden anlamlandırabilme” ve bu “yeni anlamı” medya propagandası vasıtasıyla insanlara kabul ettirebilme imkanına sahip olan aday seçimlerin muhtemel galibidir. Medya imkanları kısıtlı adayların işleri bu sebeple çok zordur çünkü olayları kendi avantajlarına göre yorumlamayı becerebilseler bile bunu büyük kitlelere inandırıcı bir şekilde sunamazlar.

6) Tutarlılık görüntüsü politikada çok önemlidir. İnsanlar geleceği öngörebilmek isterler. Çünkü her insanın gelecekten beklentisi ve yerine getirmek zorunda olduğu yükümlülükleri vardır. Tutarlı bir görüntü verebilen adaylar insanların “istikrar” beklentisini karşılarlar. Bu sebeple tek bir idare altında yönetilen büyük bir siyasi mekanizmaya sahip ve geçmişte elde ettiği somut başarıları olan bir aday insanlara tutarlı gözükecektir. Birden fazla ve birbirine benzemeyen siyasi grupların ortaya koyduğu adayın aşması gereken en önemli engel “tutarsızlık” ve “algı karmaşası” problemidir. Bir adayın söylemleri ne kadar “yanlış” olursa olsun eğer kendi içinde bir tutarlılığa sahipse insanlar onu “öngörülebilir” olarak algılarlar. Politikada en tehlikeli şey sürekli farklı kişi ve grupların dümeninden çekiştirdiği ve sürekli yalpalayan bir gemi görüntüsü vermektir.

7) Grup psikolojisi seçimlerde son derece önemlidir. Bir çok insan genelde çoğunluğun ve etrafındakilerin kime oy vereceklerini düşünüyorsa o yönde oyunu kullanır. Seçimlerde anket firmaları üzerinden yapılan “propagandanın” önemi buradan gelir. Kararsız seçmenler son ana kadar kime oy verecekleri üzerinde fazla kafa yormazlar ve sandığın başına geldikleri zaman çoğunluğun kime oy vereceğini düşünüyorlarsa o yönde oy kullanarak hayatlarına devam ederler. Medya gücü ve toplumun geneline adaylardan birinin “kesin kazanacağı” algısını kabul ettirmek işte bu yüzden çok önemlidir. Sıradan insan herkesin yediğini yer, herkesin giydiğini giyer ve herkesin izlediğini izler. Bu sebeple herkesin oy vereceğini düşündüğü adaya da “otomatik” olarak oyunu atar. Siyaset aslında modacıların türlü dizaynları insanlara kabul ettirdiği tekniklerin benzerlerinin kullanıldığı bir alandır.

8) İnsanlar bilgilerle veya sıkıcı gerçeklerle değil masallar, destanlar ve hikayelerle ikna edilir. Hikayesi en ikna edici olan ve bu hikayeyi bir “destana” dönüştürecek olan adayın mesajı kitleler tarafından daha kolay kabul edilecektir. Bir siyasetçiyi düşündüğünüz zaman aklınıza onun hikayesi de geliyorsa o daha ağzını açmadan kendisine sempati duyarsınız. Örneğin “Şapka” dediğiniz zaman aklınıza bir siyasetçi geliyorsa bu zamanında yapılmış akıllıca bir algı yönetimi çalışmasının sonucudur. Seçimlerde kendi hikayesini seçmene en iyi anlatacak ve oy kullanacak insanları da bu hikayenin önemli bir karakteri olarak sunabilecek aday başarılı olacaktır.

Sevgilerimle
Aydın Serdar Kuru


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MORAL BOZMA TEKNİKLERİ

Sevgili dostlar,

Ülkemizin pek çok cepheden saldırı altında olduğu bu günlerde en tehlikeli saldırılar görünmeyen ve psikolojik harp amaçlı hamlelerdir. Çünkü geldiğini gördüğünüz bir yumruğa önlem alabilirsiniz ama sizi deviren esas yumruk,görmediğiniz yumruktur.

Psikolojik harbin temel amaçlarından biri hedef ülke insanlarının moralini düşürmek ve mücadele azmini kırmaktır.Morali olmayan insanlar ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar direnmekten kolayca vazgeçerler ve kaybedilen her savaş önce insanların zihinlerinde kaybedilir.

Bugün sizlerle Psikolojik Harp çerçevesinde Moral Bozma (DEMORALIZATION) tekniklerinden bahsedeceğim böylece şahit olduğunuz pek çok olayda yapılan hamleleri görüp analiz etme şansınız olacaktır.Kullanılan tekniğin ne olduğunu bilirseniz etkisinden de kaçınmanız mümkündür.

1) Düşmanın moralini bozmak ya somut şekilde onu askeri açıdan yenmekle veya kendi durumuyla alakalı görüş açısını değiştirmekle olur. Görüş açısı değiştirmeye basit bir örnek verecek olursam,eğer…

DUYGUSAL BEYİN YIKAMA

FETÖ örgütü elebaşı Gülenin vaazlarını ilk ciddi analizim iki binli yılların başıdır. O dönemlerde hitabet yoluyla insanları ikna etmenin psikolojik temellerini araştırıyordum ve esas ilgi alanımı nutuklarıyla dünyayı ateşe veren Adolf Hitler ve Amerikan televizyonlarında canlı yayınlarda verdiği vaazları esnasında binlerce insanı toplu histeriye sokabilen ve sahneye çağırdığı seyircileri birkaç kelimesiyle bayıltıp sonra da ya içlerinden şeytanı çıkardığını ya da hastalıklarını iyi ettiğini iddia eden Evangelist rahip Benny Hinn oluşturuyordu.

Araştırmalarım esnasında mailleştiğim ve Amerika’da bir üniversitede sosyal psikoloji üzerine araştırmalar yapan eğitmen bir dostum bana Türkiye’de yaşadığım halde neden Gülenin vaazlarını incelemediğimi sordu. Tabi kendisine verecek mantıklı bir cevap bulamayınca oturdum Gülenin o dönemlerde Samanyolu televizyonunda sabaha karşı yayınlanan vaazlarını dikkatle incelemeye başladım.

Gördüklerim çok ilginçti ve ilk tepkim Gülenin “eğitilmiş” bir bey…

BİLGE SAVAŞÇININ NASİHATLERİ.

Bilge savaşçı bir akşam öğrencilerini bembeyaz mermerden yapılma okulunun geniş sütunlu giriş kapısı önünde toplayarak konuşmaya başladı.
"Bu akşam sizinle kendi yaşamımda öğrendiğim birtakım gerçekleri paylaşmak istiyorum ki üzerlerinde düşünebilesiniz.
İnsanların vicdanına güvenerek iş yapmayın çünkü birçok insanın vicdanı sandığınız şey üzerlerindeki toplum baskısından başka bir şey değildir. Eğer yakalanmayacaklarını ve ayıplanmayacaklarını bilirlerse size her kötülüğü yapabilirler.
Sizi korkutmaya çalışan bildiğiniz düşmanlardan korkmayın çünkü görebildiğiniz düşmanı yenebilirsiniz. Korkmanız gereken, varlıklarının farkında olmadığınız görünmez düşmanlardır.
Her masalın bir kötü canavarı bir de kahramanı bulunur. Eğer masallarda değil gerçek dünyada yaşamak istiyorsanız orada kötü canavarların ve kahramanların var olmadığını bilin.
Kara kalabalıklardan korkun. Çünkü kalabalığa karışan insanlar kendi karakterlerini kaybederek hipnotize olmuş bir şekilde tüm benliklerini o k…