Ana içeriğe atla

ÜNİVERSİTEYE BAŞLAYACAK ARKADAŞLARA NASİHAT.


ÜNİVERSİTEYE BAŞLAYACAK ARKADAŞLARA NASİHAT.

Sevgili dostlar,

Hayat çok garip bir bakıyorsunuz kendiniz üniversitede okuyorsunuz ve geleceğe umutlarla bakan bir gençsiniz sonra bir bakmışsınız on binlerce hayat tecrübesini göz açıp kapayıncaya kadar geçirmiş ve sonra da gençlere tavsiye diye ahkam kesen bir adam olmuşsunuz.

Bugün kendisi de üniversitede okumuş ve daha sonra da son 11 senesini üniversite bünyesinde çalışarak geçirmiş ayrıca da Türkiye konusunda çok fazla okumuş, izlemiş ve düşünmüş bir abiniz olarak birkaç Pazar günü nasihati vereceğim. Tabi ki bir çoğunuz bunları pek okumayacak ya da ben işimi bilirim abi moduna gireceksiniz. (Ben de öyleydim)

Neyse gelelim bu sene üniversiteye başlayacak veya henüz yolun başındaki arkadaşlara birkaç kocakarı nasihati vermeye.

1) Arkadaşım bak, sakın ha sakın sadece üniversite mezunu desinler, annem babam benimle gurur duysun ve mahallede havam olsun diye okuma. Üniversiteye vereceğin en az 4 veya 5 sene çok önemli.  Hayatının en verimli ve bedeninin en enerjik zamanını üniversite sıralarına çakmadan önce iyi düşün. Eğer yanlış bir karar verdiysen bunun geri dönüşü olmaz ve o yılları geri getiremezsin.

2) Bak güzel arkadaşım, artık üniversite diploması hangi bölüm olursa olsun kesin iş garantisi vermiyor. (Tıp dışında ama Tıp bölümünde okumak ve doktor olmak ne kadar zor bir şeydir git herhangi bir doktora sor öğren) Artık üniversite diploması yüksek lise mezuniyeti gibi bir şey oldu. Hatta Yüksek Lisansın bile artık pek önemi kalmadı. Çünkü artık bunları herkes yapabiliyor bunun sebebi de standartların iyice düşürülmesi. Hangi bölümden çıkarsan çık mutlaka elinde özgeçmiş iş arayacaksın ve uzun süre bulamaman ihtimali de var.

3) Eğer güzel ve rahat bir hayat istiyorsan istemediğin bir bölümde uzun yıllar okumak yerine git kendine daha işin başında gerçek bir meslek edinmeye bak. Ama bak gerçek meslek diyorum. İşini iyi yapan bir aşçı, tesisatçı veya cep telefonu tamircisi inan bana nice profesörlerden bile daha fazla para kazanıyor. Örneğin bir düğüne gittiğini düşünelim. Masadaki konuklardan bir tanesi cep telefonu tamircisi diğeri de Profesör olsun. Masada oturan diğer konuklar Profesöre memnun oldum falan diyerek saygılı davranacaklardır ancak cep telefonu tamircisine hemen kendi telefonlarıyla yaşadıkları dertlerini anlatmaya başlayacaklardır. O masadan profesör oturduğu gibi kalkarken cep telefonu tamircisi birkaç yüz liralık sipariş almış olarak kalkabilir. Çünkü Türkiye’de ilim, bilim ve kültür işleri meslekten sayılmaz.

Bak örnek vereyim. Bir dönem sadece yazı yazarak hayatımı kazanmaya çalıştım ve o dönemde bir arkadaşımın Amerikalı nişanlısı benim yazar olduğumu duyunca bana olan saygısı değişmiş ve hakkımda birçok sorular sorduktan sonra gene üst düzey bir saygıyla elimi sıkarak ayrılmıştı. Aynı dönemlerde yeni tanıştığım kendi vatandaşlarıma “yazarım” dediğim zaman bana hafif alaycı ve anlamaz gözlerle bakarak “başka ne iş yapıyorsun abi” diye sorarlardı.

Kısacası sevgili arkadaşım üniversitede senelerce boşuna dirsek çürüteceğine gerçekten işe yarar bir meslek öğrenirsen çok daha özgür ve refah içinde yaşarsın.

4) Bak arkadaşım sakın ha ben çok zekiyim ve notlarım falan çok iyi hemen iş bulurum diye düşünme. Bu ülkede tüm iş ve mevkilerde “nepotizm” işler. Türkçesi Türkiye’de akraba, eş dost, cemaat ve tarikat ve siyasi parti torpilin yoksa hiçbir işe girmen pek mümkün değildir. Girebileceğin iş ve memuriyetlerde genelde torpillilerin istemediği en düşük paraya en eşek gibi çalışacağın işlerdir. Kendini sakın kandırma bu ülkenin durumu bu. Bin sene önce de böyleydi bin sene sonra da böyle. Ha benim zaten torpilim var diyorsan hiç sorun yok. Okumana bile gerek yok. Ama istersen git basit bir bölümde dört sene gez toz tatil yap sonra da zaten torpille en güzel yerlere gelirsin.

5) Güzel arkadaşım laflarım sana ağır gelebilir ama lütfen bana inan tüm bu anlattıklarım şahsen yaşadığım ve şahit olduğum olaylardan süzülen tecrübelerdendir. Bu ülkede “başarılı” gözüken herkesin arkasında mutlaka bir torpil vardır. En yeteneklileri bile kariyerlerine gene torpille başlamışlardır. Bugün gazetelerde hak, hukuk ve çalışmak çok önemli diyen yüzlerce köşe yazarından tut televizyonda her gün gördüğün insanların ezici bir çoğunluğu “başarılı kariyerlerine” torpille başlamışlardır. İnternetten kendin biraz araştırma yapsan bile dediğimin doğru olduğunu bulabilirsin. En halktan görünenler bile ya birinin oğlu kızı, akrabası veya bir cemaatle partinin adamı ya da kadındır. Bu böyle. Keşke olmasa. Ama böyle. O sebeple kendini kurtar. İnsanların sana zorunlu kalacakları önemli bir meslek seç kendine. Şöyle düşün. İnsanlar yemek, içmek, yıkanmak, giyinmek ve bir yerden bir yere ulaşmak üstüne de eğlenmek ZORUNDA. Onların zorunda oldukları bir hizmeti verecek bir meslek seç kendine. Bunları yaparsan torpilsiz ve dürüst bir şekilde güzel bir hayat yaşayabilirsin. Ama çok zengin olurum deme normal bir hayat yaşayacaksın.

6) Değerli arkadaşım. Bazı mesleklerde “yüzün kızarmadan yalan söylemek” ve “acımasız” olmak önemlidir bu ülkede. Bana şimdi meslek adı söyletip başımı belaya sokturma. Ama biraz düşünürsen kendi hayatından bunu anlarsın. Eğer sen karakter olarak yalan söyleyemiyorsan ve vicdanın varsa sakın böyle bir mesleği kendine seçme. Seni fena harcarlar.

7) Üniversiteyi kafanda büyütme. Orada hocalarda memurlarda sadece mesai yapan memurlardır. Kimsenin seni eğitme veya dünyayı sorgulatma gibi bir derdi yok. Ezici çoğunluk sabah gelip akşam kazasız belasız mesaiyi bitirme derdindedir. Bu sebeple de Üniversiteye gidersen gelişeceğini falan sanma. Hatta gerileyebilirsin bile. Bunda üniversitede çalışanların suçu yok. Bil ki herkes üniversiteye son derece idealist gelir. Bir şeyleri değiştirmek veya öğrencilere katkılar sunmak için başlarlar. Ancak sistem bu tip insanları öyle bir cezalandırır ve öyle bir kendine uydurur ki onların da başka çaresi kalmaz. İnan bana çoğunluğu kötü insanlar değil ama içine girdikleri sistem onlara başka bir şekilde davranma şansı tanımıyor. Bunu bil ve eğer üniversiteye gideceksen beklentilerin ufak olsun.

8) Son olarak sevgili arkadaşım. Bil ki şu an doğru olarak bildiğin pek çok şey sadece propaganda. Doğduğun andan itibaren koca bir propaganda denizinin içine doğdun. Biz de öyleydik. Ben de doğdum ve yetiştim. Ben yetişirken bana birtakım şeyler “doğru bunlardır” diye öğretildi şimdi de sizlere başka şeyler “doğru budur” diye öğretiliyor. Teknikler değişmedi değişen sadece içerik.

Evet toparlıyorum. Bak arkadaşım bu hayat senin. Bir an önce aklını başına topla ve kimsenin etkisi altına girmeden düşün. Eğer şu an üniversitede okuyacağın veya okuduğun bölüm gerçekten bir meslekse ve severek yapacağın bir işse var gücünle sarıl. Yok öylesine okuduğun ve aslında meslek olmayan bir yerlere yıllarını veriyorsan bir an önce kaç kurtar kendini. Bir de sakın hobi diye okuma. Okuyacaksan kendine meslek verecek bir bölümde oku ama sırf bir konuya merakın var diye o bölümü okuma çünkü evinde istediğin kadar ilgi duyduğun konuyla alakalı bir şeyler okuyup izleyebilirsin. İnan okul bitip de işsiz, parasız kaldığın zaman o severek okuduğun ama bir meslek vermeyen bölümüne lanet edeceksin.

Evet bugünkü Pazar yazım böyle. Canını yaktıklarım olabilir ama testi kırılmadan testilerin kırılabileceğini söylemek önemlidir. Yoksa oturup da neden bu güzel Pazar günü sayfalarca yazayım, kimseye faydası olmayacak olduktan sonra.

Sevgilerimle
Aydın Serdar Kuru

Algı Yönetimi Uzmanı – Eğitmen – Koç (ACC)
Resmi Sitesi: http://www.serdarkuru.com/
Tüm Yazıları: https://serdarkuru.blogspot.com.tr/
E-Posta adresi : serdarkuru1975@hotmail.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MORAL BOZMA TEKNİKLERİ

Sevgili dostlar,

Ülkemizin pek çok cepheden saldırı altında olduğu bu günlerde en tehlikeli saldırılar görünmeyen ve psikolojik harp amaçlı hamlelerdir. Çünkü geldiğini gördüğünüz bir yumruğa önlem alabilirsiniz ama sizi deviren esas yumruk,görmediğiniz yumruktur.

Psikolojik harbin temel amaçlarından biri hedef ülke insanlarının moralini düşürmek ve mücadele azmini kırmaktır.Morali olmayan insanlar ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar direnmekten kolayca vazgeçerler ve kaybedilen her savaş önce insanların zihinlerinde kaybedilir.

Bugün sizlerle Psikolojik Harp çerçevesinde Moral Bozma (DEMORALIZATION) tekniklerinden bahsedeceğim böylece şahit olduğunuz pek çok olayda yapılan hamleleri görüp analiz etme şansınız olacaktır.Kullanılan tekniğin ne olduğunu bilirseniz etkisinden de kaçınmanız mümkündür.

1) Düşmanın moralini bozmak ya somut şekilde onu askeri açıdan yenmekle veya kendi durumuyla alakalı görüş açısını değiştirmekle olur. Görüş açısı değiştirmeye basit bir örnek verecek olursam,eğer…

DUYGUSAL BEYİN YIKAMA

FETÖ örgütü elebaşı Gülenin vaazlarını ilk ciddi analizim iki binli yılların başıdır. O dönemlerde hitabet yoluyla insanları ikna etmenin psikolojik temellerini araştırıyordum ve esas ilgi alanımı nutuklarıyla dünyayı ateşe veren Adolf Hitler ve Amerikan televizyonlarında canlı yayınlarda verdiği vaazları esnasında binlerce insanı toplu histeriye sokabilen ve sahneye çağırdığı seyircileri birkaç kelimesiyle bayıltıp sonra da ya içlerinden şeytanı çıkardığını ya da hastalıklarını iyi ettiğini iddia eden Evangelist rahip Benny Hinn oluşturuyordu.

Araştırmalarım esnasında mailleştiğim ve Amerika’da bir üniversitede sosyal psikoloji üzerine araştırmalar yapan eğitmen bir dostum bana Türkiye’de yaşadığım halde neden Gülenin vaazlarını incelemediğimi sordu. Tabi kendisine verecek mantıklı bir cevap bulamayınca oturdum Gülenin o dönemlerde Samanyolu televizyonunda sabaha karşı yayınlanan vaazlarını dikkatle incelemeye başladım.

Gördüklerim çok ilginçti ve ilk tepkim Gülenin “eğitilmiş” bir bey…

BİLGE SAVAŞÇININ NASİHATLERİ.

Bilge savaşçı bir akşam öğrencilerini bembeyaz mermerden yapılma okulunun geniş sütunlu giriş kapısı önünde toplayarak konuşmaya başladı.
"Bu akşam sizinle kendi yaşamımda öğrendiğim birtakım gerçekleri paylaşmak istiyorum ki üzerlerinde düşünebilesiniz.
İnsanların vicdanına güvenerek iş yapmayın çünkü birçok insanın vicdanı sandığınız şey üzerlerindeki toplum baskısından başka bir şey değildir. Eğer yakalanmayacaklarını ve ayıplanmayacaklarını bilirlerse size her kötülüğü yapabilirler.
Sizi korkutmaya çalışan bildiğiniz düşmanlardan korkmayın çünkü görebildiğiniz düşmanı yenebilirsiniz. Korkmanız gereken, varlıklarının farkında olmadığınız görünmez düşmanlardır.
Her masalın bir kötü canavarı bir de kahramanı bulunur. Eğer masallarda değil gerçek dünyada yaşamak istiyorsanız orada kötü canavarların ve kahramanların var olmadığını bilin.
Kara kalabalıklardan korkun. Çünkü kalabalığa karışan insanlar kendi karakterlerini kaybederek hipnotize olmuş bir şekilde tüm benliklerini o k…