Ana içeriğe atla

ALDANIŞ


Bir oyun gibi yaşamalı hayatı diyordu kendi kendine.

Sürekli sıkılıyordu ve kendini oyalayıp eğlendirecek uğraşlar peşindeydi.

Nargile içilen kafeler,sifondan akan biralar,leziz yiyecekli restoranlar kesmiyordu onu.

Yurt içi ve yurt dışı turlarıyla gezmediği yerli ve yabancı şehir kalmamıştı.

Eyfelin önünde,Kremlinin göbeğinde bile selfieler çekilmiş ve Facebook ile Instagramından binlerce beğeniyle kalp toplamıştı.

Arkadaşları WhatsApp grubunda "hayat sana güzel" diyorlar ve ona öpücüklü sarı adam kafası atıyorlardı.

Kesmiyordu ...yetmiyordu...

Sağlığı yerinde cebi doluydu...istediği herşeyi istediği zaman yapabilecek imkanları vardı..

Güzel rezidanstan ev,deniz kıyısından yazlık,kocaman cip,minik bir tekne hepsini almıştı...

En lüks oyuncaklar,en havalı giysiler ve en güzel mobilyaların hepsini edinmişti..

Hepsiyle beraber gülücüklü pozlar vermiş ve profesyonel çekildiği resimlerle kendi çapında bir internet fenomeni olmuştu..

Olmuyordu,yetmiyordu ve doymuyordu..

Üç çocuğu vardı hepsi de kocaman olmuş harika hayatlar yaşıyorlardı. Herkes onun çocuklarını parmakla gösteriyordu.

Her şeyi vardı...her şeyi...istediği diğer şeylerde onun olabilirdi...

Ama mutsuzdu...içinde nedenini anlamadığı bir duygu vardı..

Sanki birileri onu kandırıyordu ve tüm bu yaşadıkları bir tiyatroydu...böyle hissettiği zamanlar ya kendisine koca bir bardak viski dolduruyor ya da doktorun yazdığı renkli haplardan bir kaç tane yutuyordu..

Ancak bir türlü bu saçma sapan "ALDANMA" hissini üstünden atamıyordu..Sanki tam gözü önünde duran gerçeği kaçırıyor gibi hissediyordu kendini.

Düşünüp düşünüp işin içinden çıkamadı,sıkıldı ve arkadaşlarının yaptıklarını kontrol etmek için Facebook'unu açtı..

Arkadaşlarından bir tanesi son zamanlarda dini paylaşımlar yapmaya başlamıştı.

İçinden "bu çocuk hiç böyle biri değildi cık cık" diyerek arkadaşının paylaştığı Kuran ayetini okudu.

"Bilesiniz ki dünya hayatı bir oyun, eğlence, süs, aranızda övünme, para ve çocuk çoğaltma yarışından ibarettir. Bu, inkarcıların hoşuna giden bir bitkiyi yetiştiren bir yağmura benzer. Ne var ki daha sonra o bitki kurur, sararır ve sonunda çerçöp olur. Ahirette ise ALLAH'tan çetin bir azap, bir bağışlanma ve hoşnutluk vardır. Dünya hayatı, kandıran, geçici bir zevkten ibarettir."
(Hadid Suresi, 20. ayet)

Sevgilerimle
Aydın Serdar Kuru

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MORAL BOZMA TEKNİKLERİ

Sevgili dostlar,

Ülkemizin pek çok cepheden saldırı altında olduğu bu günlerde en tehlikeli saldırılar görünmeyen ve psikolojik harp amaçlı hamlelerdir. Çünkü geldiğini gördüğünüz bir yumruğa önlem alabilirsiniz ama sizi deviren esas yumruk,görmediğiniz yumruktur.

Psikolojik harbin temel amaçlarından biri hedef ülke insanlarının moralini düşürmek ve mücadele azmini kırmaktır.Morali olmayan insanlar ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar direnmekten kolayca vazgeçerler ve kaybedilen her savaş önce insanların zihinlerinde kaybedilir.

Bugün sizlerle Psikolojik Harp çerçevesinde Moral Bozma (DEMORALIZATION) tekniklerinden bahsedeceğim böylece şahit olduğunuz pek çok olayda yapılan hamleleri görüp analiz etme şansınız olacaktır.Kullanılan tekniğin ne olduğunu bilirseniz etkisinden de kaçınmanız mümkündür.

1) Düşmanın moralini bozmak ya somut şekilde onu askeri açıdan yenmekle veya kendi durumuyla alakalı görüş açısını değiştirmekle olur. Görüş açısı değiştirmeye basit bir örnek verecek olursam,eğer…

DUYGUSAL BEYİN YIKAMA

FETÖ örgütü elebaşı Gülenin vaazlarını ilk ciddi analizim iki binli yılların başıdır. O dönemlerde hitabet yoluyla insanları ikna etmenin psikolojik temellerini araştırıyordum ve esas ilgi alanımı nutuklarıyla dünyayı ateşe veren Adolf Hitler ve Amerikan televizyonlarında canlı yayınlarda verdiği vaazları esnasında binlerce insanı toplu histeriye sokabilen ve sahneye çağırdığı seyircileri birkaç kelimesiyle bayıltıp sonra da ya içlerinden şeytanı çıkardığını ya da hastalıklarını iyi ettiğini iddia eden Evangelist rahip Benny Hinn oluşturuyordu.

Araştırmalarım esnasında mailleştiğim ve Amerika’da bir üniversitede sosyal psikoloji üzerine araştırmalar yapan eğitmen bir dostum bana Türkiye’de yaşadığım halde neden Gülenin vaazlarını incelemediğimi sordu. Tabi kendisine verecek mantıklı bir cevap bulamayınca oturdum Gülenin o dönemlerde Samanyolu televizyonunda sabaha karşı yayınlanan vaazlarını dikkatle incelemeye başladım.

Gördüklerim çok ilginçti ve ilk tepkim Gülenin “eğitilmiş” bir bey…
Konuştuğunuz kişinin yüzü ve gövdesi size dönük olsa bile ayak uçları başka yöne bakıyorsa konuşmayı bitirmenizin zamanı gelmiş demektir