Ana içeriğe atla

İKİYÜZLÜLÜK

İKİYÜZLÜLÜK

Sevgili dostlar,

Hepimiz yani tüm insanlar aslında birer doğruluk ve dürüstlük makinası olarak bu dünyaya geliriz. Kısa bir zaman içinde de başta ailemiz ve sonra toplumun çeşitli kısımları tarafından ikiyüzlülük ve yalan üzerine detaylı bir eğitimden geçer ve bir çoğumuz daha on yaşına varmadan ikiyüzlü yalancılara dönüşürüz. 

Çocukluğumuz hepimizin en doğal ve kendimiz gibi davranabildiği dönemlerdir ve bu yüzden herkesin genelde en mutlu olduğu dönemler çocukluk dönemleridir.

İkiyüzlülük eğitimimiz çocukken ailelerimiz tarafından başlatılır. İlk öğrendiğimiz şey aklımızdan geçen her duygu ve düşünceyi söylemememiz gerektiğidir.

Çocuk,anne ve babasının yakın komşularının “salak” olduklarını söylediğini sürekli duyar fakat aynı komşulara misafirliğe gittikleri zaman anne ve babasının en güzel kelimeleri ve dostluk ifadelerini günde ortalama yüz kere “salak” dedikleri komşulara gösterdiklerini görünce buna anlam veremez ve “Anne,siz Muhittin amca ve karısına neden hep salak diyorsunuz” sorusunu sormak içinden gelir. Tabi bu sorunun cevabını buz gibi bir sessizlik, ardından “çocuk işte” lafları ve evde “rezil ettin bizi” bağırtılarıyla müthiş bir fırça seansı olarak alınca ilk dersini alır.

Birinci ders aile içinde söylenenlerle dışarıya karşı olan davranışların farklı olması gerektiği dersidir.

Çocuk biraz büyür ve doğum gününde gelen hediyeler arasında amcasının ona hediye olarak sadece bakkaldan alınma en ucuzundan tek bir gofret getirdiğini görür.Çünkü amcası aslında onu pek de sevmemekte ve sırf hediye almadı demesinler diye sigara almak için girdiği bakkaldan en ufak gofreti alarak getirmiştir.

Çocuk bunu bilmediği için amcasına “iyi de hani biz size geldiğimizde, eğer uslu bir çocuk olursam doğum günümde oyuncak robot alacağını söylemiştin, hem ben bu gofreti de hiç sevmem” diyerek içinden geçenleri söyler. Tabi cevabını önce amcası, sonra baba ve annesi tarafından “terbiyesiz,nankör ve nereden çıktı bu çocuk bilmem ki” azarlarıyla alır.

Bu derste de öğrendiği kendisinden büyük ve önemli insanların hediyelerini hiç beğenmese bile “beğenir gibi yapma” davranışını göstermesi gerektiğidir.

Dersler hep devam eder.Misafirliğe gidildiği zaman kurt gibi acıkmış bile olsa sofraya davet edildiği zaman ilk önce “ hayır çok aç değilim teşekkür ederim niye zahmet ettiniz ki” demesi gerektiği ve ancak üç dört ısrardan sonra yemek davetini kabul edebileceğini öğrenir. Bu oyunda hem misafirliğe gidenler orada yemek verileceğini bildikleri için bilerek aç gitmişler ve misafir ağırlayanlar da yemek vermelerini düşündükleri için bilerek yemek hazırlamışlardır. Burada teknik her iki tarafın da bunu bilmiyor gibi yapıp önce oyunun gereklerini yerine getirmesidir.

Okula başlar ve orada öğretmeniyle diğer arkadaşlarının duymak istediği şeyleri söylemesi gerektiği ve kendisine verilen talimatları yapmak istemese bile yapması lazım geldiğini öğrenir. Bu eğitim sürer gider ve Üniversite dahil eğitim hayatı bittiğinde karşınızda iki yüzlülük ve yalancılık yetenekleri çok gelişmiş “sosyal” ve “uyumlu” bir genç vardır artık.

(Üniversite yıllarımda İngilizce “Science” kelimesinin bilim olarak çevrilebileceği gibi “İlim” olarak da çevrilebileceğinin düşünülmesi gerektiğini söylediğim için “İlim” kelimesine siyasi ve dini bir anlam yükleyen hoca beni o sene bütünlemeye bırakınca bu konuda son derslerimden birini almıştım.Sonraki dönem o hocaya hep duymak istediklerini,ideolojisini öven sözler söyledim ve yüksek notlar aldım.)

Yetişkin hayatta da bu hep böyle sürer gider. Patron ve müdürlerin duymak istediklerini söylemek, kendine eş bulmak için karşı cinsi türlü “tavlama” teknikleri uygulamak ve işini yaparken her türlü yalanı yüzünü kızarmadan söylemek artık bir sanat halini alır. Bunu iyi yapabilenler yükselirken, yapamayanlar ayıplanır ve kınanır. Mesela en iyi yönetici asistanı işini çok iyi yapan değil patronu odasında bilgisayar oyunu oynarken onunla görüşmeye gelenlere yüzü hiç kızarmadan “Arif bey şu an yoğun bir toplantıda lütfen haftaya gelin” cümlesini kurabilen kişidir.

Toplumun doğru kabul ettiği değerleri ve ideolojileri sorgulamamayı, kendisine öğretilen ve gelenek adı verilen her davranış şeklini maymun gibi taklit etmeyi ve herkes ne giyiyor, ne izliyor ve ne konuşuyorsa onlara benzemek “sosyal hayatın bir gereğidir” artık. Tabi burada dikkatli olmanız lazım. Mesela içinde yaşadığınız toplumdaki hakim ve güçlü ideoloji siz yirmili yaşlardayken başka bir şeydir ama kırklarınıza geldiğiniz zaman bu değişebilir. Yelkeninizi rüzgara göre ayarlamanız lazımdır. Eğer rüzgara ters giderseniz batarsınız. (Keşke böyle olmasa ama böyle özellikle buralarda)

Tüm bunlar sonunda elinizde belki cebi para dolu, popüler ve kariyerinde iyi bir yere gelmiş ama çıldırtıcı şekilde mutsuz insanlardan başka bir şey kalmaz. Herkes çok mutsuzdur çünkü artık yalan söyleye söyleye kendilerinin aslında kim olduğunu bile unutmuşlardır. O yüzden herkes sürekli bir “kendini arayış” içindedir. Bu kendini arama süreçlerinde de gene usta yalancılardan oluşan bir takım “kurtarıcılar” onları avlar ve kendilerini buldurmak için ceplerindeki parayı alıverirler.

Dinimizde ikiyüzlülük yani “münafıklığın” Allah katında “kafirlikten” bile daha aşağı seviyede gösterilmesi hiç de boşuna değildir ancak nedense kimse bunu hatırlamak istemez. Aslında içinden inanmadığı halde sırf etrafına uyumlu gözükmek ve “dindar” imajı vermek için camilerden çektiği fotoğrafları paylaşanlardan tutun, aslında başarılı bir zengin hayatı yaşamak istediği halde sırf etrafındaki “sosyalist” arkadaşları onu kınamasın diye “zenginlik ve lüks tüketim” karşıtı olduğunu defalarca belirten insanlara kadar toplumun her kesiminde derin bir iki yüzlülük vardır.

Bir yerden sonra kimsenin gerçekten ne düşündüğünü ve ne istediğini anlayamaz olursunuz çünkü tüm dünya koca bir tiyatro sahnesine dönmüştür ve herkes kendine verilen rolleri oynamaktadır.

Bu anlattıklarımı çoğu insan bilir ancak dürüstlük cesaret gerektirir özellikle bizim gibi otoriter, kendisinin dışında kalan tüm insanları ve görüşleri “düşman” olarak gören ve yalanın artık bir sanat durumuna geldiği ülkelerde dürüst olabilmek ciddi anlamda cesaret gerektir.

Ne kadar büyük bir yalan ağında yaşadığınızı anlamak için basit bir deney yapabilirsiniz.

Ufak bir not defterine ya da telefonunuza gün içinde “düşündüğünüzden farklı davrandığınız her olayı” ne kadar küçük de olsa yazın ve sabah başlayacağınız bu deneyi akşam yatarken bitirin.

O notların bir gün içinde ne kadar fazla sayıya ulaştığını görünce şaşıracaksınız.

Ancak her şeyi yazmanız lazım mesela sabahleyin birisi size “Nasılsınız ?” diye sorduğu zaman kendinizi çok bunalmış hissetmenize ve o soruyu soranı da pek sevmemenize rağmen verdiğiniz otomatik “İyiyim, teşekkür ederim siz nasılsınız” cevabı da o listeye girmek zorundadır.

Listeyi çıkartıp durumunuzu gördükten sonra yapmanızı istediğim bir şey daha var.

Kendinizi güçlü hissettiğiniz bir tam gün boyunca içinizden geçen her düşünceyi söylemek ve size sorulan her soruyu dürüstçe cevaplamayı deneyin.

Bunu ömrünüz boyunca yapın demiyorum, sadece tek bir gün boyunca yapın.

İki şey dikkatinizi çekecektir. Bir tanesi o tek günün size ne kadar uzun geleceği ve ikincisi etrafınızdaki insanların size olan tavırlarındaki değişim.

Maskeyi tek bir gün yüzünüzden kaydırdığınız zaman belki de hayatınızda ilk defa kendiniz olarak yaşayacaksınız.

Aslında Müslümanların bunu yapması gereken ve bir ay süresince sırf buna ayrılmış özel bir ibadetleri vardır ve ismine “Ramazan Orucu” denir ancak genelde oruç gece tıkınıp ertesi akşama kadar yiyip içmeden durmak,iftarda gene tıkınmak ve gün içinde her tür yalanı ve iki yüzlülüğü yapmaya aynen devam etmek olarak anlaşıldığı için çok az insan hayatında bir gün bile gerçekten oruç tutmuştur.

Zaten genel olarak tüm dünyada insanlar inandıklarını söyledikleri inançlarının gereğini tam olarak yapsalar bizim de bu tür yazılar yazmamıza aslında gerek kalmazdı ancak iki yüzlülük tüm dünyaya yayılmıştır ve çok popülerdir.

Kısacası kendimizi kandırmayalım, hepimiz yüzlerimize taktığımız maskelerle hoplayıp zıplayarak dansettiğimiz koca bir maskeli balo içinde yaşamaya çalışıyoruz.

Ancak az sayıda insanın maskeleri hem daha incedir hem de aralarda çıkarıp yüzlerini havalandırırlar.

Sevgilerimle
Aydın Serdar Kuru
www.serdarkuru.com
https://www.facebook.com/algiyonetimi/

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MORAL BOZMA TEKNİKLERİ

Sevgili dostlar,

Ülkemizin pek çok cepheden saldırı altında olduğu bu günlerde en tehlikeli saldırılar görünmeyen ve psikolojik harp amaçlı hamlelerdir. Çünkü geldiğini gördüğünüz bir yumruğa önlem alabilirsiniz ama sizi deviren esas yumruk,görmediğiniz yumruktur.

Psikolojik harbin temel amaçlarından biri hedef ülke insanlarının moralini düşürmek ve mücadele azmini kırmaktır.Morali olmayan insanlar ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar direnmekten kolayca vazgeçerler ve kaybedilen her savaş önce insanların zihinlerinde kaybedilir.

Bugün sizlerle Psikolojik Harp çerçevesinde Moral Bozma (DEMORALIZATION) tekniklerinden bahsedeceğim böylece şahit olduğunuz pek çok olayda yapılan hamleleri görüp analiz etme şansınız olacaktır.Kullanılan tekniğin ne olduğunu bilirseniz etkisinden de kaçınmanız mümkündür.

1) Düşmanın moralini bozmak ya somut şekilde onu askeri açıdan yenmekle veya kendi durumuyla alakalı görüş açısını değiştirmekle olur. Görüş açısı değiştirmeye basit bir örnek verecek olursam,eğer…

BİLİNÇALTI TEMİZLİĞİ.

Sevgili dostlar,

Amerika’da 1970’ler sonrasında ülkemizde de son yirmi yıldır gözlemlemeye başladığım ilginç bir kişisel gelişim hizmeti insanlara sunulmakta. Bu büyük hizmetin ismine “Bilinçaltı Temizliği” diyorlar.
Google hazretlerinde böyle bir arama yaptığınız zaman hepsi de birbirinden “uzman” arkadaşların bilinçaltınızı temizleyip pırıl pırıl ve mis gibi yapacaklarını iddia eden reklamlarını, sitelerini hatta televizyon programlarını görebilirsiniz (reyting reyting)
Bu hepsi de birbirinden değerli “bilinçaltı temizlik uzmanlarının” farklı farklı sanatları var. Kimi Hindistan gezisinde yüz dolar verip katıldığı ve orada sokaktaki dilencilerin bile yaptığı bir takım meditasyon tavsiyelerinde bulunuyor, kimi hipnoz ve telkinle bilinçaltınızı Domestosla temizlenmiş gibi yaparım diyor, kimisi de ciddi şekilde eski transistörlü radyolardan bozulmuşa benzeyen uydurma makinelere sizi kablolarla bağlayarak bu işi çözdüklerini iddia ediyorlar.

İşin bence gerçeğini (bak bence dedim) söylemem g…

KENDİNE GÜVENSİZLİKTEN KURTULMAK İÇİN 10 TAVSİYE.

Sevgili Dostum,

Objektivizm isimli felsefi akımının kurucusu ve saygı duyduğum yazarlardan bir tanesi olan Ayn Rand hanımefendi şunu söyler : 

“Kendine değer vermeyen insan, hiçbir şeye ve hiç kimseye değer veremez”

Bu, kendine güvensizliğin insanların ve toplumların hayatlarını ne kadar zorlaştıran bir düşünce bozukluğu olduğunu açıklayan çok doğru bir sözdür.

Gerek koçluk ve eğitim çalışmalarımda, gerek günlük yaşamımda insanların kendilerini boğan kocaman güvensizlik mengeneleri içinde yaşamaya çabaladıkları mutsuz ve karamsar hayatlarına sık sık şahit olmaktayım

Bu sebeple kendine güvensizlik üreten düşünce ve algı bozuklukları, üzerinde en çok çalıştığım konulardan bir tanesi olmakta.

Eğer sende kendine güvensizlik cehennemi içinde yaşayan ve bu sebeple hayatın birçok renginden kendini mahrum eden insanlardan biriysen, öncelikle bunu dürüstçe kabullenmen gerekiyor.

Şunu iyi bil ki bu sorunu seninle birlikte yaşayan milyonlarca insan var ve bu insanların büyük çoğunluğu dışardan göründük…