Ana içeriğe atla

REFERANDUM, SİYASAL PSİKOLOJİ VE ALGI YÖNETİMİ




Sevgili dostlar,

İnsanların karar alma mekanizmalarını inceleyen ve bu konularda eğitimler veren biri olarak önceki tüm seçim süreçleri gibi şu an içinde bulunduğumuz Referandum sürecini de dikkatle incelemekteyim. Bu konudaki görüşlerimi soran çok sayıda talep geldiği için düşüncelerimin bir kısmını paylaşmak istiyorum.

1) Demokrasi ve seçimlerin temel felsefesi insanların ne istediklerini “tam olarak bildikleri” ve kararlarını bu doğrultuda verecekleri temeli üzerine dayanır. Siyasi algı yönetiminin hedefi de işte tam olarak “insanların ne istediklerine karar verme” süreci üzerindedir.

2) İnsanların belli konularda “tutum” sahibi olmalarıyla “tercih” sahibi olmaları birbirlerinden tamamen farklı şeylerdir. İnsan kararlarını tahmin etmeye çalışanlar genelde onların tutumları ve tercihlerini birbirleriyle karıştırırlar. Tutumlar anlık değişebilirken tercihler daha yavaş değişir. Bir insan bir konuda karar verirken tercihi ne olursa olsun o anki tutumu kararını belirleyebilir. Örneğin bir grup arkadaşla yemeğe çıktınız. Yemek bir balık lokantasında ve sizde balığı çok sevmiyorsunuz. Yani tercihiniz balık yemek yönünde değil. Fakat siparişleri verirken diğer herkes balık siparişi veriyor ve sıra size geldiğinizde siz tam “balık dışında yiyecek ne var ?” sorusunu garsona sorarken masadaki herkes buranın balık yemeklerinin çok ünlü olduğunu ve şimdi oyun bozuculuk yapmamanız gerektiğini size söylüyor. Sizde diğer arkadaşlarınızı kırmak istemediğiniz ve grubun dışında kalma fikri size acı verici geldiğinden “peki o zaman bir deneyeyim bari” diyorsunuz. Yani tercihiniz balık yememek olmasına rağmen o anda, o durumda arkadaşlarınızı kırmamak ve dışlanmamak için balık yeme tutumuna giriyorsunuz. Türkiye’de siyasi analizcilerin bir çoğu bu basit psikolojik durumu bilmedikleri için genelde hep yanlış siyasi analizler ve seçim tahminleri yaparlar.

3) İnsanların size verecekleri cevaplar ve belli konulardaki “tutumları” onlara sorduğunuz sorunun sunum şekliyle değişebilir. Anket firmaları bu gerçeği çok iyi bilirler. Soru şeklini değiştirerek aynı konuda birbirinden farklı cevapları aynı insanlardan alabilmeniz mümkündür. Mesela bir ev hanımı eşine “Akşam yemekte ne yapma mı istersin ?” sorusunu sorarsa tüm seçim gücünü eşine vermiş olur çünkü eşinin verebileceği cevaplar çok geniş bir seçenekler listesini içerir. Aynı ev hanımı soruyu “Akşam yemekte nohut mu yoksa taze fasulye mi yapma mı istersin ?” diye sorarsa güç tamamen soruyu sorandadır. Çünkü kendisi zaten baştan yapılacak yemeklerin tipini ikiye indirmiş ve eşine sunduğu iki seçeneğinde aslında kendi seçenekleri olmasını sağlamıştır. Burada ilginç nokta kendisine soru sorulan beyefendinin sanki tercihi kendisi özgürce yapıyormuş algısı yaşamasıdır.

4) Kelimelerin kullanım şekli de insan zihninde başka algılar yaratır. Örneğin yapılan bir deneyde okul öğrencilerine “Okulda gazlı içeceklerin satılmasının yasaklanmasını kabul eder misiniz ?” sorusu sorulmuştur ve öğrencilerin yüzde yetmiş kadarı buna “Hayır” cevabı vermiştir. Belli bir süre sonra aynı soru “Okulumuzda hepimize zararlı gazlı içeceklerin satılmasına izin verir miydiniz? “ şeklinde sorulmuştur ve bu sefer aynı öğrencilerin gene yüzde yetmiş kadarı buna “Hayır” cevabı vermiştir. İlginç olan her iki soruda da aslında aynı şeyin sorulmasıdır fakat kullanılan kelimeler öğrencilerde farklı algı yaratmıştır. Yani insanların algısı kolaylıkla dönüştürülebilen bir meseledir. Tabi burada çok basit örnekler veriyorum üst düzey ve kesinlikle fark edilemeyecek teknikler de vardır.

5) İnsanların bir araya gelip konuları tartışarak akılcı bir sonuca ulaşacakları teorisi de yapılan araştırmalarca desteklenmemektedir. Ufak grupların karar verme süreçleri üzerinde yapılan çalışmalara göre grup içindeki insanlar karar verecekleri konuları saatlerce tartışmalarına rağmen verdikleri kararlar üzerinde tartışmanın çok az etkisi olduğu gözlemlenmiştir. Bu gözlenen gruplardaki insanlar kararlarını genelde önyargılar, karşı fikri savunan insanları sevip sevmemeleri, dini inanç, etnik köken ve cinsiyet üzerindeki görüşlerine dayanarak vermişlerdir. Yani aslında çoğu insan istedikleri kadar tartışsınlar kararlarını ön yargıları ve duygularına göre vermektedir.

Toparlarsak insanlar birey olarak ama özellikle grup alarak bir konuda karar alacakları veya oy verecekleri zaman kararlarını akıl yürütme ve mantığa göre değil o anki algılarına ve duygularına göre verirler. Algılar ve Duygularsa kolayca değişebilecek ve yönlendirilebilecek kavramlardır. Bu sebeple Algı Yönetiminin en temel felsefesi “Algılar Duyguları +Duygular Kararları+ Kararlar insanları yönetir” şeklinde özetlenebilir.

Bu sebeple her seçimde insanların Algılarını en etkin şekilde yöneten insanlar o seçimleri kazanmıştır ve kazanacaktır.

Sevgilerimle
Aydın Serdar Kuru
www.serdarkuru.com
https://www.facebook.com/algiyonetimi/

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KENDİNE GÜVENSİZLİKTEN KURTULMAK İÇİN 10 TAVSİYE.

Sevgili Dostum,

Objektivizm isimli felsefi akımının kurucusu ve saygı duyduğum yazarlardan bir tanesi olan Ayn Rand hanımefendi şunu söyler : 

“Kendine değer vermeyen insan, hiçbir şeye ve hiç kimseye değer veremez”

Bu, kendine güvensizliğin insanların ve toplumların hayatlarını ne kadar zorlaştıran bir düşünce bozukluğu olduğunu açıklayan çok doğru bir sözdür.

Gerek koçluk ve eğitim çalışmalarımda, gerek günlük yaşamımda insanların kendilerini boğan kocaman güvensizlik mengeneleri içinde yaşamaya çabaladıkları mutsuz ve karamsar hayatlarına sık sık şahit olmaktayım

Bu sebeple kendine güvensizlik üreten düşünce ve algı bozuklukları, üzerinde en çok çalıştığım konulardan bir tanesi olmakta.

Eğer sende kendine güvensizlik cehennemi içinde yaşayan ve bu sebeple hayatın birçok renginden kendini mahrum eden insanlardan biriysen, öncelikle bunu dürüstçe kabullenmen gerekiyor.

Şunu iyi bil ki bu sorunu seninle birlikte yaşayan milyonlarca insan var ve bu insanların büyük çoğunluğu dışardan göründük…

MUTLU OLMAK İÇİN VAZGEÇMEN GEREKEN 15 ŞEY.

Sevgili Dostum,
Roma İmparatorlarından aynı zamanda Stoacı bir filozof da olan Marcus Aurelius yüzlerce yıl önce "Hayatınızdaki mutluluk düşüncelerinizin kalitesine bağlıdır" tespitinde bulunmuştur. 
Mutlu olmak için neler yapman gerektiği konusunda bir çok kitap ve yazı bulabilirsin ancak ben bu yazıda mutlu olmak için yapmaman ve vazgeçmen gereken şeyler üzerinde durmak istiyorum.
Bu yazıyı dikkatlice okur ve burada vazgeçmeni istediğim şeylerden en azından bir kaç tanesini hayatından çıkarmayı becerebilirsen yaşam hakkındaki olumsuz algın değişerek daha olumlu ve mutlu bir yaşamın kapısını arayabilirsin. 
Bunları yapamam dersen en azından bir kaç kere üst üste okumanı istiyorum. Buna da üşenirim diyorsan en azından bu yazıyı arkadaşlarına paylaş çünkü bu basit hareketinin bile kimin hayatını değiştireceğini  bilemezsin. Bunu da yapamam diyorsan sana söylenecek pek bir şey yok.
Hadi başlayalım bakalım yapmaman ve hayatından çıkarman gereken şeylere.
1) Her zaman haklı olm…

BAŞARISIZ BİR İNSAN OLMANIN DOKUZ YOLU

Sevgili Dostum,

Yıllardır seni daha başarılı bir insan yapmak için uğraşıp duruyorum. İşimi gücümü bırakıp sana güzel güzel yazılar yazıyorum ama okumuyorsun ve "hocam çok uzun yazıyorsunuz" diye bana mesajlar atıyorsun.

Tamam kardeşim diyorum ve sana kısacık kısacık resimli paragraflar yazıyorum bu sefer de "ee hani burada bir şey yazmıyor bana ne yapacağım tam anlatmamışsın" diye bana kızıyorsun. Bu sefer sana ulaşabilmek için minnacık minnacık uyandırıcı tweetler atıyorum onları da laf sokmalı ve esprikli söz değil diye beğenmiyor ve benim yerine trolleri takip ediyorsun.

Bu iş yazıyla olmuyor, gel bak sana eğitim düzenledik ve sadece bir akşam yemeği parasına bir günde sana otuz kitaplık bilgi vereceğim, üstelik benimle tanışıp istediğin soruyu da sorabilirsin diyorum "size şimdi para mı vereceğiz,hep paragözsünüz zaten" diyorsun (sanki cebindeki telefonla ayağındaki ayakkabıyı sana bedava verdiler de biz paragöz olduk).

Hele öyle sana "bak,ben …