Ana içeriğe atla

FETÖ GİZEMLERİ



Sevgili dostlar,

15 Temmuz akşamı eşimin “yürüyelimde koca göbeğin belki biraz erir” diyerek beni zorla çıkardığı sportif görünümlü yürüyüşümüz esnasında sevdiğim bir dostumun telefon açıp telaşlı bir sesle “Ankara’da alçaktan jetler uçuyormuş darbe oluyor galiba” sözlerini duyduğum anda yaşadığım ilk duygu büyük bir öfke olmuştu.

Uluslararası çıkar odaklarının maşası FETÖ örgütünün onlarca vatandaşımızı şehit ettiği ihanet zirvesi darbe girişiminin püskürtülmesi ve ilk sarsıntının geçmesinden bu yana hayatımın en yoğun okuma, izleme ve çalışma dönemlerinden birisine başladım.


Amacım bir sosyal psikoloji -algı yönetimi uzmanı ve aynı zamanda araştırmacı yazar olarak neler olduğunu tam olarak anlamak ve Türkiye’nin dolayısıyla hepimizin tepesine nasıl bir çorap örülmeye çalışıldığını doğru olarak analiz etmekti.

Bu sebeple yaklaşık bir buçuk aydır günlük yazılarımı, algı yönetimi eğitimlerimi ve koçluk çalışmalarımı durdurarak Ege üniversitesindeki zorunlu mesaimden arta kalan zamanlarımda sabah akşam demeden konu üzerinde odaklanmaya çalıştım.


2001-2006 arasında Türkiye’nin en çok okunan araştırmacı yazarlarından birisi olarak çeşitli sebeplerle son on yılda bir kenara bıraktığım ve bu yüzden biraz paslanmış radarlarımı yeniden çalıştırarak detaylı bir araştırma sürecine girdim. (Araştırma yazılarımı neden bıraktığım ayrı bir yazı konusudur ilerde merak edenler olursa anlatırım)

Bugünden itibaren sizlerle pek çok konuda ama özellikle ülkemize yönelik saldırılar konusunda çeşitli bilgileri paylaşmaya devam edeceğim.

Bundan önceki paylaşımlarımda bilerek siyasi konularda yazmamaya özen gösteriyor ve yazılarımı sadece Algı Yönetimi veya Koçluk konularıyla sınırlı tutmaya çalışıyordum ancak ülkemizin içinde bulunduğu hassas dönem ve üstümüze gelen acımasız saldırılar artık böyle bir tutum içinde olmamın ahlaki olmayacağına beni inandırdı.

Yazının esas konusuna geçmeden önce bir konuda net bir tavır koymak istiyorum.

FETÖ’nün gerek 17-25 Aralık 2013 tarihinde gerekse de 15 Temmuz 2016 tarihinde iplerini elinde tutan dış odakların emriyle gerçekleştirdiği saldırılardan kurtulabilmemizdeki en büyük faktör kimse darılmasın gücenmesin ama kesinlikle ve somut olarak sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Eğer bu iki saldırı girişiminde millet olarak başımızda daha önceden tarihimizde örneklerini çokça gördüğümüz sıradan bir siyasetçi veya vasat bir yönetici olsaydı hepimiz hapı yutmuştuk. Bazı müzmin muhalif arkadaşlara bu satırları kabullenmek zor gelecektir ve bana çok kızacaklardır ama yalın gerçek budur. Bu gerçeği açıkça ortaya koymak bu ülkenin bir aydını olarak benim görevimdir çünkü zaman siyasi muhalefet yapma zamanı değildir. Saldırı altındaki ülkede yaşayan insanların sorumsuzluk yapma lüksü olamaz.

Şimdi FETÖ örgütünün elebaşı Gülenle alakalı birkaç önemli hususa dikkatinizi çekmek istiyorum. Konu üzerinde yaptığım araştırmalar sırasında dikkatimi çeken bu bilgiler bildiğim kadarıyla Türk medyasında şu ana kadar pek gündeme getirilmedi.

1) FETÖ örgütünün merkezi ve elebaşı Amerikanın Pensilvanya eyaletindeki Saylorsburg beldesinde bulunmaktadır. Devasa Pocono dağlarında son derece korunaklı ve insanlardan uzak bir bölge olan bu yerde çok garip bir “tesadüf” eseri olarak başka bir örgütün daha büyükçe bir merkezi vardır. Hindistan kökenli bir tarikata ait Arsha Vidya Gurukulam isimli bir merkezin tam da FETÖ örgütünün başı Gülenin çiftliğine çok yakın bir yerde bulunması (daha doğrusu Amerika tarafından yerleştirilmesi) çok ilginçtir. Saylorsburgun rastgele seçilen bir mekan olmadığı bellidir.

Merkezin web sitesi : http://www.arshavidya.org/home.html

Arya Samaj yani “kutsal topluluk” isimli bu tarikat 1875 senesinde Hindistan’ın Bombay kentinde Dayanand Saraswati isimli bir adam tarafından kurulmuştur. Hinduizm’in en katı ve yobaz görüşlerinden birisini savunan bu adam kendi halinde bir din adamı değil siyasi hedefleri olan ideolojik bir liderdir. Saraswati binlerce insanın dinlediği vaazlarında fanatik Hint milliyetçiliğini savunmuş ve bugünkü Hindistan’ın kuruluşunda önemli rol üstlenmiştir. Hindistan’ın o dönemlerde sayıca hiç de az olmayan Müslüman nüfusuna karşıda büyük düşmanlık göstermiş ve özellikle İslam aleyhine pek çok konuşma yapmıştır.

Bu konuşmalarında İslam dininin “sahte” bir din olduğunu iddia etmiş ve bu görüşlerini hiç utanıp sıkılıp “hoşgörü” göstermeden taraftarlarına aktarmıştır. 1883 senesinde bir Hint soylusunun evinde uğradığı gizemli suikastta içine dövülmüş kırık cam parçaları atılmış bir bardak sütün kendisine ikram edilmesiyle ölmüştür.

İngilizlerin Hindistan’ı kaybetmesi ve daha sonra Hindistan’ın bölünerek Pakistan’ın ortaya çıkarılması ve bugün de Hindistan’da yaşayan Müslümanlara yapılan birçok zulmün arka planında bu adamın fikirleri büyük rol oynamaktadır. Ölümünden sonra örgütü büyük gelişim göstererek bütün Hindistan’da ve dünyanın pek çok ülkesinde yüzlerce okul ve eğitim merkezi açmıştır. Amerika’da olan iki merkezinden birisi de işte tam da Gülenin çiftliğinin olduğu yerdedir.

İngiltere’nin çok zengin doğal kaynaklara sahip Hindistan’ı kaybetmesi ardından ekonomisi gerilemeye başlamış ve dünya sahnesinde İngilizlerin yerini Amerika Birleşik Devletlerinin almasının ilk adımları atılmıştır.

Hindistan’da ayrılıkçı fikirlerin oluşmasında büyük çabalar sarf eden ve Asya’daki güç dengesinin Amerika lehine bozulmasına zemin hazırlayan bir Hint “cemaat liderinin” kurduğu tarikatın en büyük merkezlerinden birisinin hemen dibinde Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun dengelerini Amerika lehine bozmak için çalışmalarda bulunan FETÖ ve onun başındaki Gülenin merkezinin olması çok ilginçtir. Bu bölge sanki Amerika’nın kendine bağlı yabancı organizasyonları misafir ettiği özel bir konumdur.

2) FETÖ elebaşı Gülenin ikamet ettiği Saylorsburgun ilginçlikleri bununla sınırlı değildir. Mesela bu bölgenin bağlı olduğu Monroe ilçesinde Amerikan ordusuna bağlı Tobyhanna Lojistik Deposu ve Garnizonu bulunmaktadır. Bu garnizon öyle sıradan bir garnizon değildir. Amerikan ordusunun Kara, Hava, Deniz kuvvetlerine bağlı tüm birliklerin istihbarat, dinleme, radar, takip, elektronik harp ve benzeri cihazları tamir için sadece bu garnizona gönderilir. Yani Amerikan ordusunun tüm elektronik istihbaratı bu garnizonun tezgâhlarından geçer.

Garnizonda bulunan beş bin uzman personel harıl harıl dünyanın dört bir yanından kendilerine gönderilen elektronik istihbarat ve dinleme cihazlarını burada tamir eder ve yeni gelişmiş modeller üretirler. FETÖ gibi neredeyse tüm stratejisi yasadışı dinleme ve elektronik istihbarat teknikleriyle elde ettiği bilgilerle kendisine düşman gördüğü kesimlere şantaj yapmak olan bir örgütün böyle bir garnizonun hemen dibinde merkezinin olması pek de şaşırtıcı değil. Bir dönem Türk devletinin kozmik sırlarının tutulduğu ve gizli görüşmelerin yapıldığı mekânlara FETÖ tarafından yerleştirilen dinleme aletleri acaba Tobyhanna garnizonunun tezgâhlarından geçirilmiş midir devletimizin ilgili birimlerinin kesinlikle araştırması lazımdır.

İlgilenenler için garnizonun sitesi burada:
http://www.tobyhanna.army.mil/

3) Atlanta’da bulunan Morehouse üniversitesi 2015 senesinde FETÖ elebaşı Gülene “Gandhi King Ikeda Barış Ödülü” verdi. (Halkını tanklara ezdiren bir adama barış ödülü verilmesi fikrini bir düşünün bakalım).

Ödül töreni için: https://www.youtube.com/watch?v=PuqwqnwU_Lo

Ödülü veren Morehouse üniversitesi 1867 senesinde Baptist kilisesi tarafından kurulmuş ve ağırlıklı olarak siyahi Afrika kökenli Amerikalılara eğitim veren bir üniversitedir hatta meşhur Amerikalı aktivist ve rahip Martin Luther King bile bu üniversitenin mezunudur.

Üniversitenin Gülene Barış ödülü verdiği dönemde rektörlüğünü yapan ve halen yapmaya devam eden Dr.John Silvanus Wilson esas dikkat etmemiz gereken şahsiyet çünkü bu ödülün Gülene verilmesini onaylayan kişi kendisi. Bu adam Harvard üniversitesinde İlahiyat doktorası yapmış ve genelde tüm bilimsel kariyerini Amerika’daki Afrika Kökenli insanların sorunları üzerine oluşturmuş birisi.

Dr.John Silvanus şu anki Amerikan başkanı Barak Obamaya çok yakındır hatta o kadar yakındır ki Morehouse üniversitesindeki rektörlük görevinden önce Beyaz Sarayın tüm Amerikada zencilere yönelik eğitim veren okullar için başlattığı ve Obamanın siyasi olarak çok önem verdiği bir çalışma grubunun başıydı.

Obamayla kendisinin samimiyetini anlamanız için :
http://breakingbrown.com/wp-content/uploads/2013/05/obama-morehouse.jpg

Kısacası Dr.Silavanus Obamanın çok önem verdiği yakın çalışma arkadaşlarından. Şimdi şunu düşünün Amerika’daki siyahi kökenli insanların zaten bir çok sorunu ve kendi meseleleriyle alakalı ödül verecekleri bir çok şahsiyetleri varken Morehouse gibi bir Afrika kökenli Amerikalılara odaklanmış bir kurum neden durup dururken FETÖ örgütü lideri Gülene törenle Barış ödülü verir? Amerikan başkanı Obamanın ufak bir ricası bu işte rol oynamış mıdır acaba?

4) Ürdün’de bulunan Kraliyet İslami Stratejik Çalışmalar merkezi isimli Ürdün devletine bağlı bir düşünce kuruluşu 2009 senesinden beri “Dünyanın en etkili 500 Müslümanı” isimli bir liste yayınlanmaktadır. Bu listenin ilk sırasında tabi ki şu anki Ürdün kralı İkinci Abdullah bulunmakta (aman ne sürpriz) fakat ilginç olan listenin on beşinci sırasında FETÖ elebaşı Gülenin yer alması.

İsteyenler şu linkten bakabilir.
http://themuslim500.com/profile/hodjaefendi-fethullah-gulen

FETÖ elebaşını dünyanın en etkili on beşinci Müslümanı olarak tüm dünyaya tanıtan bu Kraliyet İslami Stratejik Çalışmalar merkezinin başında Kral İkinci Abdullah’ın kuzeni Prens Gazi bin Muhammed bulunmaktadır.

Prens Gazi çok farklı ilgi alanları olan bir adamdır. Amerika’nın önde gelen üniversitelerinden Princeton’da edebiyat, İngiltere’nin marka üniversitesi Cambridge’de Ortaçağ edebiyatı ve Mısırın El-Ezher üniversitesinde ilahiyat okumuştur. Kral İkinci Abdullah’a resmi olarak din ve diyanet işlerinde danışmanlık yapmaktadır.

Prensi Gazi tabii ki hiç de öyle sıradan bir bürokrat falan değil tam tersine gizem ve maceradan hoşlanan bir yapısı vardır.

Mesela 1994 senesinde Ürdün İsrail barış anlaşması imzalanıp Ürdün’ün İsrail sınırı askeri bölge olmaktan çıkınca kendisi hemen buraya koşturmuştur. Koşturma amacı Hristiyanların Hz.İsanın vaftiz edildiğine inandıkları ve o güne kadar yeri bulunamayan Ürdün nehri kıyısındaki bölgeyi keşfetmekti.

Bir Hristiyan keşişten aldığını söylediği bilgilerle bölgeyi karış karış tarayan Prens Gazi en sonunda bir takım harabeler bulunca tüm dünyaya Hz.İsanın Vaftizci John tarafından vaftiz edildiği yeri bulduğunu ilan etmiştir, tabi bölge bir anda Vatikan’ın ve birçok Hristiyan hacının akınına uğramış ve bugün UNESCO tarafından koruma altına alınmıştır.

Prens Gazinin Hristiyanlara olan ilgisi tabi bununla sınırlı değildir. Mesela 2006 senesinde Papa 16.Benedict vaftiz yerini görmek için Ürdün’e gelince kendisini törenle karşılamış ve Vatikan tarafından tüm dünyaya canlı yayınlanan programda Hristiyanlara ve papaya övgüler düzmüştür.

Bakınız : http://www.pilgrimtoursofjordan.com/communities/5/004/012/621/805//images/4610194886.png

Prens Gazinin icraatları bunlarla sınırlı değildir. Örneğin 2010 senesinde Birleşmiş Milletlere şahsen sunduğu öneriyle her yıl Şubat ayının ilk haftasının “Dünya Dinlerarası Uyum Haftası” olarak kutlanması gerektiği önerisini getiren ve bu önerisi oybirliğiyle kabul edilen de gene Prens Gazidir.

Nasıl bir uyum içinde olduklarını bu resimden görebilirsiniz :
http://www.elcjhl.org/wp-content/uploads/2013/04/judges-and-winners-best.jpg

Tabi kendisi bu çalışmaları sayesinde Fransa’dan Şeref Nişanı, Ortodoks kilisesinden Kutsal Kabir madalyası ve İtalya’dan dinlerarası diyalog çalışmaları için Aziz Augustine ödülü gibi birçok ödül almıştır.

Şimdi bu bilgilerden sonra Hristiyanlık ve Dinlerarası Diyalog gibi konulara büyük ilgi duyan Ürdün Prensi Gazi bin Muhammedin başında olduğu bir kuruluşun FETÖ elebaşı Gülene dünyanın en etkin on beşinci Müslümanı payesi vermesi artık size pek garip gelmiyordur. Çünkü FETÖ ve elebaşı Gülen bir dönem Dinlerarası Diyalogla yatıyor Dinlerarası diyalogla kalkıyordu. FETÖ örgütünün hangi amaçlarla kurulduğunu aslında bu bağlantılar oldukça açıklıyor.

5) FETÖ örgütü elebaşı Gülenin şiirlerinden bestelenen İngilizce şarkılardan oluşan “Rise Up (Colors of Peace)” isimli acayip bir albüm 2013 senesinde Nil yapım ve Universal firması tarafından yayınlandı. Rise Up kelimesi İngilizcede ayağa kalk hatta isyan et anlamlarına gelir Colors of Peace de barışın renkleri anlamındadır.

Gülen şiirlerinden bestelenen ve birçok yabancı müzisyen tarafından seslendirilen şarkıları içeren bu albüm şu an halen satışta isterseniz buyurun bir inceleyin


http://www.allmusic.com/album/rise-up-colors-of-peace-mw0002529790

Gelelim çok ilginç bir ayrıntıya. Dikkat ettiyseniz albümün kapağında beyaz bir güvercin var. Beyaz güvercin Hristiyanlıkta Kutsal Ruhu temsil eder. Albümün ismi olan “Rise Up” kelimesi nereden geliyor derseniz o konuda da çok iyi bir tahminim var. İngilizce İncilin Kral James versiyonun Mezmurlar kısmı 94.16’cı ayete bakacak olursanız şu cümle karşınıza çıkar “Who will rise up for me against the evildoers?” Yani Türkçesi “Kötülük yapanlara karşı beni kim savunacak?”

Kısacası Gülenin şiirlerini içeren albüme baktığınız zaman gerek kapak resmi gerek albüm ismine bakarak Müslüman bir din adamının değil de sanki Hristiyan bir papazın eserlerini içeriyor sanabilirsiniz.

Evet, aslında yazmak ve anlatmak istediğim daha başka ilginç bilgilerde var ama okunabilir olması için çok da uzatmak istemiyorum onlarda başka yazılara inşallah.

Kısacası sevgili dostlar FETÖ denilen bu pespaye oluşum kesinlikle basit bir örgütlenme değildir tam tersine arka planında çok farklı oyuncular ve derin ezoterik yapıların bulunduğu koca bir ejderhadır.

15 Temmuzda Ejderhanın kafasını mı kestik yoksa kestiğimiz sadece kuyruğumuydu o konuda emin değilim işte bu yüzden bu mücadelede hepimizin devletimize ama özellikle Cumhurbaşkanımıza tam destek vermesi çok önemlidir. Benim kişisel olarak şu an elimde klavyemden ve bilgi birikimimden başka bir imkanım yok ancak elimden geldiğince vatandaşlık görevimi yapmaya çalışıyorum ve vatanını seven herkesin de kendi imkan ve yeteneklerine göre bu mücadeleye katkıda bulunması gerektiğini düşünüyorum.

Sevgilerimle
Aydın Serdar Kuru
www.serdarkuru.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ZARA İŞİNİN ALTINDAKİ FARE YENİĞİ

Önce haberimize bir bakalım.

http://www.hurriyet.com.tr/unlu-markanin-elbisesinden-fare-cikti-40280304

Efendim habere göre Amerikada ünlü bir markadan kendine elbise alan Amerikalı hanım kızımız kendini bir kaşıntı alınca elbiseyi kontrol etmiş ve şok geçirip bayılmış çünkü efendim elbisenin astarından minik ve ölü bir fareciğin pençeleri gözüküyormuş.Tabi hemen kıyameti koparmış ve ünlü firmayı dava etmiş. Firmada panik olmuş ve durumu inceleyeceklerini söylemiş.

Dikkat ederseniz haberde firma kimdir,nedir hiçbir bilgi yok.Haberdeki resimdeki marka kısmı da itinayla kapatılmış.

Şimdi işin daha bir detayı için size aynı olayı anlatan yabancı bir haber link'i veriyorum

http://gothamist.com/2016/11/14/zara_rat_dress_lawsuit.php

Bu verdiğim linkteki haber olayı daha da açıklığa kavuşturuyor ve bahsedilen firmanın hanımların ülkemizde de çok sevdiği Zaranın Amerika bayisi olduğunu anlıyoruz.

Şimdi benim takıldığım esas nokta firma değil, paylaştığım resimden de görebileceğiniz gibi söz konus…

MORAL BOZMA TEKNİKLERİ

Sevgili dostlar,

Ülkemizin pek çok cepheden saldırı altında olduğu bu günlerde en tehlikeli saldırılar görünmeyen ve psikolojik harp amaçlı hamlelerdir. Çünkü geldiğini gördüğünüz bir yumruğa önlem alabilirsiniz ama sizi deviren esas yumruk,görmediğiniz yumruktur.

Psikolojik harbin temel amaçlarından biri hedef ülke insanlarının moralini düşürmek ve mücadele azmini kırmaktır.Morali olmayan insanlar ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar direnmekten kolayca vazgeçerler ve kaybedilen her savaş önce insanların zihinlerinde kaybedilir.

Bugün sizlerle Psikolojik Harp çerçevesinde Moral Bozma (DEMORALIZATION) tekniklerinden bahsedeceğim böylece şahit olduğunuz pek çok olayda yapılan hamleleri görüp analiz etme şansınız olacaktır.Kullanılan tekniğin ne olduğunu bilirseniz etkisinden de kaçınmanız mümkündür.

1) Düşmanın moralini bozmak ya somut şekilde onu askeri açıdan yenmekle veya kendi durumuyla alakalı görüş açısını değiştirmekle olur. Görüş açısı değiştirmeye basit bir örnek verecek olursam,eğer…

BİLİNÇALTI TEMİZLİĞİ.

Sevgili dostlar,

Amerika’da 1970’ler sonrasında ülkemizde de son yirmi yıldır gözlemlemeye başladığım ilginç bir kişisel gelişim hizmeti insanlara sunulmakta. Bu büyük hizmetin ismine “Bilinçaltı Temizliği” diyorlar.
Google hazretlerinde böyle bir arama yaptığınız zaman hepsi de birbirinden “uzman” arkadaşların bilinçaltınızı temizleyip pırıl pırıl ve mis gibi yapacaklarını iddia eden reklamlarını, sitelerini hatta televizyon programlarını görebilirsiniz (reyting reyting)
Bu hepsi de birbirinden değerli “bilinçaltı temizlik uzmanlarının” farklı farklı sanatları var. Kimi Hindistan gezisinde yüz dolar verip katıldığı ve orada sokaktaki dilencilerin bile yaptığı bir takım meditasyon tavsiyelerinde bulunuyor, kimi hipnoz ve telkinle bilinçaltınızı Domestosla temizlenmiş gibi yaparım diyor, kimisi de ciddi şekilde eski transistörlü radyolardan bozulmuşa benzeyen uydurma makinelere sizi kablolarla bağlayarak bu işi çözdüklerini iddia ediyorlar.

İşin bence gerçeğini (bak bence dedim) söylemem g…