Ana içeriğe atla

ALMAN ALGI YÖNETİMİ



Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğanı ve onun şahsında tüm ülkemizi bizzat hedef alan "Der Spiegel" yani "Ayna" isimli dergi görünümlü Alman propaganda broşürünün saldırı için kullandığı özel sayısının kapağını dikkatle inceledim. Son derece usta işi (istihbarat teşkilatı elinden çıktığı belli) olan kapakla ve genel olarak Der Spiegel denen kese kağıdından bozma süprüntü ile alakalı görüşlerimi sizlerle paylaşmak isterim.

1. Öncelikle Cumhurbaşkanımız Erdoğanın portresi direkt olarak okuyucuya değil resmin ön planında kalkış yapan "minare füzelere" bakmaktadır. Bu şekilde saldırı emrini veren ve saldırısının sonuçlarını "acımasız" bir yüz ifadesiyle izleyen bir "diktatör" görünümü vermişlerdir. Bu tip portre resimlerde okuyucunun algısı resimdeki ana kişinin bakışlarını takip eder. Ufka daha doğrusu roketlerin atıldığı yöne bakan bir açı kullanarak bu roketleri atma emrini veren ve sonucunu izleyen bir "saldırgan" görüntüsü inceden dizayn edilmiş

2. Türk bayrağının kırmızısının "kan rengiyle" olan ilişkisi iyi kullanılarak resme genel bir kan kırmızısı ton atılırken bayrağımızın hilal kısmı da Cumhurbaşkanımızın portre kısmıyla belli bir açıda kapatılarak yatay bir "boynuz" algısı oluşturulmaya çalışılmışdır ki Cumhurbaşkanımızı "şeytanlaştırma" amacı gütmektedir.

3. Cumhurbaşkanımız Erdoğanın aynalı güneş gözlükleriyle resmedilmeside tesadüf değildir. Öncelikle aynalı güneş gözlükleri kişinin gözünü tamamen kapattığı için empati kurulması imkansız hale getirilir çünkü kişinin duyguları ve insan olma özelliği gözlerden kaynaklanır. Burada aynalı güneş gözlükleri "duygusuz ve acımasız"insan kişiliği çizmek için kullanılmıştır. Keza Kaddafi gibi diktatörlerin de insanların bilinçaltındaki görüntüsü hep aynalı güneş gözlüklüdür. Burada ona da bir atıf var. Gözlüklerin üzerine düşen alevler içindeki roket görüntüsü de öyle bir açıda verilmiştir ki hem hissiz bir şekilde roketlerin kalkışını izleyen diktatör görüntüsü yaratılmış hemde dikey çizgi ilüzyonu yaratılarak bir çeşit "sürüngen gözüne" benzetilmiştir. Yani gene "yılan" ve "şeytanlaştırma" atıfları görüyoruz.

4. Minarelerin kalkışa geçmiş roketler olarak gösterilmesi esas korkutucu taraftır. Çünkü Saddam Hüseyin ve kitle imha silahları operasyonlarında Iraka askeri müdahale için ikna edilmek istenen Batı kamuoyu önünde en fazla kullanılan tema Saddamın Avrupayı vurabilecek füzelere sahip olmasıydı. Burada orta ve uzun vadede Türkiyenin elinde "kitle imha" silahları olduğu türünden bir propagandanın da temelleri atılmaktadır ve dikkatli olmak lazımdır.

5. Füze rampaları olarak gösterilen cami minareleri de İslamın bir savaş ve terör dini olduğu konulu propagandanın parçasıdır. Bir dinin sembol ibadet yerini füzelerin kalktığı bir rampa olarak göstermek son derece şeytani bir algı yönetimi operasyonudur. Kısacası bu kapağın temel teması "İnsanlara saldırı üzerine kurulu bir dine mensup duygusuz ve şeytanlaşmış bir diktatörün belki Avrupaya da tehdit oluşturabilecek silahlarla saldırıya geçtiği" konuludur. Tamamıyla Avrupa ve dünya kamuoyunu Türkiye aleyhtarı bir tutuma geçirmek için dizayn edilmiştir ve ancak sıcak savaş durumunda düşmanınız için yapabileceğiniz düzeyde saldırgan bir propaganda afişidir.

6. Der Spiegel denen bu dergi aslında benzeri konularda çeşitli odakların sıkça kullandığı bir platformdur. Son derece ilginç ilişkileri vardır. İkinci Dünya savaşının bitmesinden hemen sonra Almanya müttefik kuvvetler tarafından işgal halindeyken 1946 senesinde kurulmuştur.

7. İki ortak tarafından kurulan bu derginin ilk ortağı ve 2002 senesindeki ölümüne kadar dergiyi idare eden ana karakteri Rudolf Karl Augsteindır. Kendisi hakkında bilgi için bakınız https://en.wikipedia.org/wiki/Rudolf_Augstein

8. Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğanı diktatörlükle suçlayan bu derginin kurucusu Augstein dünyanın en büyük diktatörü Adolf Hitlerin Nazi ordusunda telsiz istihbarat ve topçu nişancısı olarak teğmen rütbesinde bizzat görev almış ve savaşmıştır. Kendisinin o günlerden yakışıklı bir resmi için :http://cdn1.spiegel.de/images/image-640828-galleryV9-xngo-640828.jpg

9. Der Spiegel dergisinin esas ilginç ve gizemli kişisi Augstein'ın dergiyi 1946 senesinde kurduğu ortağıdır. Bu kişi İngiliz ordusu ve askeri istihbaratından John Seymour Chaloner isimli bir İngiliz subayıdır. Savaş sonrasında Der Spiegel bizzat bu adamın desteğiyle Alman ordusundan yeni terhis olmuş Augstein'a kurdurulmuştur. Yayın hayatına "Diese Woche" yani "Bu Hafta" adıyla geçer geçmez Almanyayı savunmaya başlamış ve Fransızların madenlerde zorla çalıştırdığı Alman esirleri ve Sovyetlerin kaçırdığı Alman bilimadamları konularına dikkat çekmiştir. Bu sebeple bu iki müttefik ülke İngilizlere durumu şikayet etmiş ve dergi bir süre yayınını durdurduktan sonra bugünkü ismi "Der Spiegel" olarak yayınlanmaya başlamıştır.

İngiliz subayı Chaloner derginin kendi ayakları üzerinde durduğuna emin olduktan sonra görevini ve dergiyi Augstein'a bırakarak İngiliz Ordusu Komutanı Mareşal Montgomery'nin maiyetinde "halkla ilişkiler danışmanı" ki siz bunu askeri istihbarat ve psikolojik harp uzmanı olarak anlayın görevine devam etmiştir. Emekli olduktan sonra çocuk kitabı yazarlığından tutun dış ticarete kadar farklı işlerle uğraşmış(tabii gene istihbaratçı olduğunu gizleyen işler) ve 2007 senesinde ölmüştür. Kendisinin ölümünden sonra Spiegel dergisinde yayınlanan makale için buyrunuz linki veriyorum. Makalede Chalonerin spor araba üzerinde bir resmini göreceksiniz ki bu araba bizzat Alman Nazi Dışişleri bakanı Ribbentropa ait özel bir arabaydı ve savaş sonrası Chaloner tarafından el konmuştu. O şartlarda böyle bir arabaya el koyabilen adamın ne kadar üst rütbeli bir İngiliz istihbaratçısı olduğunu düşünün artıkhttp://www.spiegel.de/international/spiegel/obituary-john-seymour-chaloner-1924-2007-a-468130.html

10. Der Spiegel dergisi yayın hayatının ilk günlerinden beri tam bir Alman milliyetçisi hava içindedir. İlk zamanlar yayınladığı pek çok yazı dizisinde İkinci Dünya Savaşında Almanyanın yaptıklarını yumuşatma ve dünyada tekrar sempati kazanma yolunda hedef tutmuştur. Buna bir kaç örnek verirsek

11. İkinci dünya savaşında Nazi SS ordusunda kıdemli albay olarak görev yapan ve Alman Dış işleri bakanı Ribbentropa bağlı olarak propaganda kampanyaları düzenleyen Paul Karl Schmit isimli Nazi subayı savaş sonrasında Paul Carell takma adıyla kendisine İngiliz veya Amerikan süsü vererek bir çok kitap yayınlamış ve bu kitaplarda SS askerlerinin hiç de öyle kötü olmadıkları hepsinin de çok vatansever çocuklar olduğu ve Alman ordusunun başarılarının müthiş olduğu ve savaşı çok büyük güç dengesizliği yüzünden kaybettiği gibisinden propaganda yapmıştır. SS albayı Karl Schmittin savaş sonrası ilk yazılarını yazdığı yer bugün bize demokrasi dersi vermeye kalkan Der Spiegeldir tabii.
Kendisi hakkında bilgi için : https://en.wikipedia.org/wiki/Paul_Carell
Bu adamın bir dönem Türkiyedede yayınlanan Nazi ordusu övücü kitaplarından bir örnek içinde 

https://savasvetarih.files.wordpress.com/2014/05/kursk-savac59fc4b1-carell.jpg?w=640

12. Hans Mommsen isimli Alman tarihçide Der Spiegel dergisinde yıllarca tarihi yazı dizilerinin editörlüğünü yapmıştır ve bu adamın esas tezi Hitlerin hiç de öyle kötü bir diktatör olmadığı ve sosyal bir takım baskılar yüzünden bazı "kötü" şeyleri yapmaya mecbur olduğudur. Kısacası Der Spiegel savaş sonrası Almanyanın kendini temize çıkarmaya yönelik propagandasının odaklarından birisidir.

13. Soğuk savaş sırasında Almanyanın yeniden ayağa kaldırılması ve kabul edilebilir bir Alman milliyetçiğine sahip olması ve "araştırmacı gazetecilik" adı altında kendisini yönlendiren odakların üzerine saldırttığı kişi ve kurumları yıpratması konularında Der Spiegel çok başarılı olmuştur. Zamanında Alman bakanları istifa ettirmekten Alman devleti içindeki güç savaşlarına alet olmaya kadar pek çok operasyonun içinde yer almıştır. 2008 senesinde Hz.Muhammed hakkında yayınladığı ve o dönem Mısırda yasaklanan sayısında Hz.Muhammedin "sahte" bir peygamber olduğu ve her şeyi "Hristiyanlardan " kopyaladığı konulu saldırgan haberlerinde aslında bugünkü İslam karşıtı tutumunun haberini de veriyordu.

Toparlarsak İngiliz istihbaratı tarafından eski bir Nazi subayına kurdurulan. Kurulduğu günden bu yana Almanyanın Nazi geçmişimi aklamaya çalışan ve araştırmacı gazetecilik adı altında pek çok "komplo habere" imza atan bu derginin Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğanın şahsı üzerinden Türkiye ve İslam dinine yaptığı saldırı çok şaşırtıcı değil. Şaşırtıcı olan kendilerini artık bu kadar açık etmeleri. Demek ki 15 Temmuz sonrası çok hırpalandılar ki bu kadar akılsız ve göstere göstere saldırılara başladılar. Batı medyası ve elçilerinin bu hareketleri aslında ne kadar doğru yolda olduğumuzunda bir göstergesidir.

Biz onların uzantılarını gerek Türkiye içinde gerek Türkiye dışında temizlemeye devam ettikçe bu tip Algı Yönetimi saldırılarını dah çok göreceğiz. Neyse yapsınlar bakalım bizde gündeme geldikçe analizlerimize ve maskelerini düşürmeye devam ederiz.

Sevgilerimle
Aydın Serdar Kuru
www.serdarkuru.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ZARA İŞİNİN ALTINDAKİ FARE YENİĞİ

Önce haberimize bir bakalım.

http://www.hurriyet.com.tr/unlu-markanin-elbisesinden-fare-cikti-40280304

Efendim habere göre Amerikada ünlü bir markadan kendine elbise alan Amerikalı hanım kızımız kendini bir kaşıntı alınca elbiseyi kontrol etmiş ve şok geçirip bayılmış çünkü efendim elbisenin astarından minik ve ölü bir fareciğin pençeleri gözüküyormuş.Tabi hemen kıyameti koparmış ve ünlü firmayı dava etmiş. Firmada panik olmuş ve durumu inceleyeceklerini söylemiş.

Dikkat ederseniz haberde firma kimdir,nedir hiçbir bilgi yok.Haberdeki resimdeki marka kısmı da itinayla kapatılmış.

Şimdi işin daha bir detayı için size aynı olayı anlatan yabancı bir haber link'i veriyorum

http://gothamist.com/2016/11/14/zara_rat_dress_lawsuit.php

Bu verdiğim linkteki haber olayı daha da açıklığa kavuşturuyor ve bahsedilen firmanın hanımların ülkemizde de çok sevdiği Zaranın Amerika bayisi olduğunu anlıyoruz.

Şimdi benim takıldığım esas nokta firma değil, paylaştığım resimden de görebileceğiniz gibi söz konus…

MORAL BOZMA TEKNİKLERİ

Sevgili dostlar,

Ülkemizin pek çok cepheden saldırı altında olduğu bu günlerde en tehlikeli saldırılar görünmeyen ve psikolojik harp amaçlı hamlelerdir. Çünkü geldiğini gördüğünüz bir yumruğa önlem alabilirsiniz ama sizi deviren esas yumruk,görmediğiniz yumruktur.

Psikolojik harbin temel amaçlarından biri hedef ülke insanlarının moralini düşürmek ve mücadele azmini kırmaktır.Morali olmayan insanlar ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar direnmekten kolayca vazgeçerler ve kaybedilen her savaş önce insanların zihinlerinde kaybedilir.

Bugün sizlerle Psikolojik Harp çerçevesinde Moral Bozma (DEMORALIZATION) tekniklerinden bahsedeceğim böylece şahit olduğunuz pek çok olayda yapılan hamleleri görüp analiz etme şansınız olacaktır.Kullanılan tekniğin ne olduğunu bilirseniz etkisinden de kaçınmanız mümkündür.

1) Düşmanın moralini bozmak ya somut şekilde onu askeri açıdan yenmekle veya kendi durumuyla alakalı görüş açısını değiştirmekle olur. Görüş açısı değiştirmeye basit bir örnek verecek olursam,eğer…

BİLİNÇALTI TEMİZLİĞİ.

Sevgili dostlar,

Amerika’da 1970’ler sonrasında ülkemizde de son yirmi yıldır gözlemlemeye başladığım ilginç bir kişisel gelişim hizmeti insanlara sunulmakta. Bu büyük hizmetin ismine “Bilinçaltı Temizliği” diyorlar.
Google hazretlerinde böyle bir arama yaptığınız zaman hepsi de birbirinden “uzman” arkadaşların bilinçaltınızı temizleyip pırıl pırıl ve mis gibi yapacaklarını iddia eden reklamlarını, sitelerini hatta televizyon programlarını görebilirsiniz (reyting reyting)
Bu hepsi de birbirinden değerli “bilinçaltı temizlik uzmanlarının” farklı farklı sanatları var. Kimi Hindistan gezisinde yüz dolar verip katıldığı ve orada sokaktaki dilencilerin bile yaptığı bir takım meditasyon tavsiyelerinde bulunuyor, kimi hipnoz ve telkinle bilinçaltınızı Domestosla temizlenmiş gibi yaparım diyor, kimisi de ciddi şekilde eski transistörlü radyolardan bozulmuşa benzeyen uydurma makinelere sizi kablolarla bağlayarak bu işi çözdüklerini iddia ediyorlar.

İşin bence gerçeğini (bak bence dedim) söylemem g…