Ana içeriğe atla

15 TEMMUZUN SIRLARI.




Uluslararası fitne odaklarının desteklediği 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana iki buçuk ay gibi bir zaman geçti ve benim darbenin hemen sonrasında uyardığım dış kaynaklı Algı Operasyonları sayesinde insanlarımızın bir kısmında gevşeme ve hatta OHAL’in uzatılma kararına bile “püff ne gerek vardı yani” gibisinden serzenişler gözükmeye başladı.

İnsan doğası aslında böyledir başına gelen tehlike geçtikten sonra sanki o tehlike hiç olmamış gibi bir gaflet dönemine girer ve hatta atlattığı tehlikenin büyüklüğünü bile küçümsemeye başlar. Bu konuyu fazla uzatmayacağım ama “piyasalar çok kötü” veya “FETÖ aslında o kadar da büyük tehlike değildir abartıyorlar” diyenler eğer 16 Temmuz sabahı darbenin başarılı olduğu bir Türkiye’ye uyansalardı şikayetçi oldukları bu günlerini değil mumla projektörle ararlardı. Nankör olmamak lazımdır.

Yazımın esas konusuna geçmeden iki ufak noktaya dikkat çekmek istiyorum. Yazarlık profesyonel mesleğim olmadığı (yani bu işten aslında yazdıkları yazıya harcanan mürekkep bile israf olan kimi anlı şanlı ve bol maaşlı “köşe yazarları” gibi eşşek yükü para kazanmadığımı söylemeye çalışıyorum) ve kendi diğer işlerimle uğraştığım için sürekli yazamıyorum. Hatta o kadar vakit bulamıyorum ki günde beş on tweet atabilirsem bugünü de boş geçirmedim ve bana değer verip takip eden insanlara faydalı bir şeyler aktarabildim diye kendi kendime seviniyorum.
Bu sebeple aslında ayrı yazılar yazmam gereken iki konudaki uyarılarımı kısa geçeceğim.

Efendiler bu “ÜST AKIL” sıfatıyla düşman güçleri tanımlamak fikri hangi danışmanın aklından çıkmışsa lütfen bunu artık bırakın. Düşmanınızı sürekli “ÜST AKIL” olarak tanımlamanız insanlarımızın bilinçaltında “bizden daha akıllı bir güç ve biz akıl bakımından zayıfız” algısı yaratıyor ki uzun vadede moral motivasyonumuzu yerle bir eder. Psikolojik harpte düşmanınıza kendinizi aşağı gösteren sıfatlar yükleyemezsiniz bunun yerine yukarda yazdığım gibi “Uluslararası Fitne Odağı” veya “İhanet Destekçileri” gibi sıfatlar kullanmak daha doğrudur. Aslında yapacağımız karşı psikolojik ataklar için son derece kuvvetli ve milletin bilinçaltına hitap edecek özel motivasyon terimleri üretilebilir ama onu da artık görevi bu olanlar düşünsün yeter ki artık şu “ÜST AKIL” icadından vazgeçelim.

İkinci dikkat çekeceğim nokta son bir aydır herkesin ağzında bir sakız olarak “Algı Yönetimi” veya “Algı Operasyonu” terimleri bilen bilmeyen herkes tarafından ekranlarda konuşuluyor. Bu işin kurumsal eğitimlerini veren Türkiye’deki bir avuç uzmandan birisi olarak şunu söylemek isterim ki Algı Yönetimi bir araçtır ve kullananın niyetine göre şekillenir.

Düşmanınız size top ateşi açarsa “ay bize top ateşi açıyorlar” diye feryat figan etmezsiniz aynı topun daha kuvvetlisini imal eder ve kendi ilacından ona tattırırsınız. Bu kadar çok Algı Yönetimi ve Algı Operasyonu teriminin kullanıldığı ve gerçekten aleyhimize büyük faaliyetler gerçekleştiği şu dönemde konuyla uzaktan yakından alakası olmayan insanları da televizyonda saatlerce konuşturup insanların aklını bulandırmayın. Çünkü gerçekten bu “medya ulemasının” çoğunluğunun Algı Yönetimi nedir haberi bile yok ama “bilmiyorum” diyemedikleri için uzatılan her mikrofon ve kameraya akıllarına eseni söylüyorlar.

Algı Yönetimi belli psikolojik prensiplere dayalı özel bir tekniktir ve Algı Yönetimine karşı en iyi savunma kontra Algı Yönetimidir. Neyse konuyu çok uzatmıyorum “her şeyi bana soracaksınız saksı değilim ben” modunda gözükmek istemem ama en azından konuyla kel alaka insanları gündeme taşımayın çünkü zarar veriyorsunuz derim.
Şimdi gelelim yazının başlığından da anlayacağınız üzere 15 Temmuz tarihiyle alakalı bir takım ilginç bilgilere.

1) FETÖ gibi kırk yıl gibi bir süre Türkiye’yi ele geçirme projesini ince ince uygulamış ve senelerce atacağı her adımı mikroskobik bir dikkatle ölçüp tartmış bir örgütün bu kadar senelik çabalarının final sahnesi olacak bir darbe girişimini rastgele bir tarihte tesadüfen yapabileceğini bir türlü aklım kesmiyor. Darbeci örgüt üyelerinin cebine birbirlerini tanısınlar diye koyduğu 1 Dolarların seri numaralarından tutun darbe sonrası ne yapacaklarını adım adım planlamış bir örgütün ve onun perde arkasındaki kuklacılarının 15 Temmuz tarihini tesadüfen seçebileceğine inanmıyorum.

Darbe aslında daha sonra yapılacaktı erkene almak zorunda kaldılar teorisinden çok tam 15 Temmuz günü darbeyi başlatmak “zorunda” oldukları için hazırlıklarını yerine getirmeden sonlarını getirecek erken bir hücuma geçtiler teorisi bana daha akla yatkın geliyor. 15 Temmuz tarihinin ne kadar ilginç bir tarih olduğunu anlattığım zaman size da akla yatkın gelecektir. Şimdi sizi 15 Temmuz gününün hiçte rastgele seçilen bir tarih olmadığını kanıtlamak için tarihi bir gezintiye çıkarmak istiyorum.

1) Birinci Haçlı seferinde Avrupa’nın her yerinden toplanmış Şövalye sürülerinin yakıp yıkıcı acımasız bir kasırga gibi Müslüman toprakların üzerine çökmesinin kendileri için zafer günü 15 Temmuzdur. Çünkü 15 Temmuz 1099 günü Haçlılar yola çıkma amaçlarını gerçekleştirmişler ve günler süren bir kuşatma sonucu Kudüs şehrini Müslümanlardan ele geçirmişlerdir. Şehrin düşmesinden sonra Haçlı Sürüleri önlerine gelen Müslümanı öldürmüş ve Mescidi Aksaya sığınmış kadınları ve çocukları bile kılıçtan geçirerek 70 bin kişiyi iki gün içinde şehit etmişlerdir. Şehrin düşmesinden sonra gene aynı gün ilk yaptıkları iş Hz.İsanın dirileceğine inandıkları Kutsal Kabir Kilisesinde dualar etmek olmuştur. Yani kısacası 15 Temmuz tüm Hristiyanlar için Kudüs’ü Müslümanların elinden aldıkları kutlu bir gündür. FETÖ ve Vatikan ilişkilerini göz önüne alarak şimdi biraz bu bilgiyi düşünün. Düşünürken de bu sayfalara bir göz atın.
https://en.wikipedia.org/wiki/Siege_of_Jerusalem_(1099)
https://en.wikipedia.org/wiki/Church_of_the_Holy_Sepulchre

2) Avrupa’nın Müslümanlardan “temizlenmesi” operasyonu Hristiyanlar ve Vatikan için çok önemli bir tarihi önem taşır. Özellikle Endülüs Emevi devletinin birbiri ardına gelen Haçlı saldırıları ve İspanyadaki Müslümanların etnik temizliği Avrupa tarihinde dönüm noktasıdır. 710 senesinde Müslümanların İspanyaya ayak basmalarından sonra tam 770 sene boyunca Hristiyan Avrupa Müslümanları bir türlü kabullenememiş ve onları İspanyadan çıkarmak için yüzlerce sene uğraşmıştır. En sonunda 1492 senesinde İspanyadaki son Müslüman şehir olan Granada son sultan 12.Muhammed tarafından İspanyollara teslim edilmiş ve Müslümanların Avrupadaki son toprak parçası elden çıkmıştır. Buna İspanyollar ve Vatikan “Reconquista” yani yeniden fetih derler ve onlar için çok önemlidir. Son Müslüman toprağını İspanyollara ve Vatikan’a teslim eden son sultan 12.Muhammed ne zaman tahta çıkmıştır derseniz tarih 15 Temmuz 1482’dir. Bu bilgiyi olası başarılı bir FETÖ darbesinde Avrupa’ya kafa tutabilecek güçte olan tek Müslüman ülke Türkiye’yi bir takım güç odaklarına teslim edecek “son sultan” kim olacaktı sorusuyla beraber düşünün.
https://en.wikipedia.org/wiki/Muhammad_XII_of_Granada
https://en.wikipedia.org/wiki/Reconquista

3) Kilisenin en nefret ettiği tarihi şahsiyetlerden biriside ünlü Fransız askeri dehası ve sonradan kendisine İmparator unvanı vermiş Napolyon Bonapart’dır. Napolyon Fransız İhtilali sonrası Fransa üzerine saldıran krallık ve kilise yanlısı birçok devleti yenilgiden yenilgiye uğrattığı birçok meydan savaşı kazanmış ve dünya tarihini değiştirmiştir. Askerliğinin yanı sıra Avrupa’daki kilise etkisinin kırılması içinde önemli hukuki çalışmalar yapmıştır. On yıllar süren savaşlar sonucu Napolyon en sonunda Waterloo muharebesinde kesin olarak yenilmiş ve esir alındıktan sonra İngilizlerin esiri olarak küçücük bir adada ölmüştür. Napolyon’un Waterloo savaşı sonrası İngilizlere teslim olması Vatikan için son derece tarihi bir gündür ve savaş dehası Napolyon’un kaçacak yer bulamayıp en sonunda İngiliz savaş gemisi HMS Bellerophon’a kendisini teslim ettiği tarih 15 Temmuz 1815’dir. Bu bilgiyi de Vatikan’ın ve Hristiyanlığın kendisine en büyük düşman olarak gördüğü büyük bir şahsiyetin esir alınması paralelinde acaba şu an Vatikan’ın kendisine ve çıkarlarına en büyük tehdit olarak hangi devlet adamından 15 Temmuz günü “kurtulmak” istemiş olabileceği bağlamında değerlendirin.
https://en.wikipedia.org/wiki/HMS_Bellerophon_(1786)#Napoleon.27s_surrender

4) Türkiye’nin yıllardır en büyük sorunlarından birisi Kıbrıs olmuştur. Türkiye Kıbrıs’a müdahil olmak zorunda bırakılmış ve Kıbrıs Barış Harekatından bu yana her platformda Kıbrıs meselesi yüzümüze vurulmuştur. Kıbrıs’a askeri harekat düzenlemek için bizi zorlayan en önemli faktör Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makaryosun Yunan ordusu tarafından desteklenen Türk düşmanı EOKA ve lideri Nikos Sampson tarafından askeri darbeyle devrilmesi ve adada yaşayan Türklerin yaşamının tehlikeye girmesidir. Kıbrıs’ta Türklerin etnik temizliği ve ardından adanın Yunanistan’a bağlanması amacıyla yapılan ve Avrupa tarafından alenen desteklenen bu darbenin tarihi de 15 Temmuz 1974’dür. 15 Temmuz 1974 senesinde Kıbrıs’taki Türkleri yok etmek için Avrupa ama özellikle Almanya tarafından desteklenen ancak Türk ordusu tarafından engellenen bu darbenin benzeri 15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye’de gerçekleştirilmeye çalışılmış ve bizzat Türk milleti tarafından engellenmiştir. Yorumu size bırakıyorum.
https://tr.wikipedia.org/wiki/15_Temmuz_1974_Darbesi

5) Hristiyan Avrupa’nın Ermenilere olan destekleyici tutumu herkesin malumudur. Özellikle “Ermeni Soykırımı” meselesi Türkiye’nin önüne yıllardan beri getirilmekte ve “katliamcı bir ülke” olduğumuzu kabul etmemiz istenmektedir. Hristiyan Ermenilerin Müslüman Türklere yönelik katliamları nedense hiçbir Hristiyan ülke görmezken Türkiye sürekli bir şekilde tek taraflı olarak suçlanmaktadır. Ermeni terör örgütü ASALA’nın şehit ettiği onlarca Türk diplomat ve devlet görevlisini Avrupalılar ağızlarına bile almazlar ki zaten zamanında ASALA’yı destekleyenlerde aynı ülkelerdir. ASALA örgütünün en büyük terör eylemlerinden birisi Fransa Orly havalimanındaki bombalı saldırıdır ve bu saldırıda ikisi Türk sekiz kişi ölmüştür.

Fransa bu saldırıdan sonra ASALA örgütüne desteğini kesmek zorunda kalmış ve ASALA eylemleri durmuştur. Bu katliamda pek gündeme getirilmeyen husus ASALA bombacısı Garabedyanın esas hedefinin bombanın bulunduğu valizi THY’nin Paris İstanbul uçağına sokmak ve uçağı havada patlatarak büyük bir katliama imza atmak olduğudur. Valizin bagaja verilmesi sırasında bomba erken patlayınca hedeflerine ulaşamamışlardır. Bu arada bu bombacı terörist 17 sene hapis yattıktan sonra serbest bırakılmış ve Ermenistan’da bizzat Ermenistan başbakanı Margaryan tarafından karşılanmıştır. Peki bu Orly havalimanı terör saldırı ne zaman olmuştur derseniz tabi ki 15 Temmuz 1983 tarihinde. Bakınız gene Türklere yapılan bir saldırı ve tarih gene 15 Temmuz.
https://en.wikipedia.org/wiki/Orly_Airport_attack

Yazı biraz uzun oldu ama meseleler çok uzun ver derin en kısa bu şekilde anlatabiliyorum kısaca toparlarsak.

15 Temmuz tarihi benim kişisel görüşümce FETÖ darbe girişimi için kesinlikle rastgele seçilmiş bir tarih değildir. Tarihi olaylara baktığımız zaman bu tarihin hem Hristiyanlık ama özellikle Vatikan hem de Türklere karşı saldırılar doğrultusunda çok önemli bir tarih olduğunu görüyoruz. Milletimiz ve devletimizin içinde bulunduğu tehlikenin ve karşımızda bulunan güçlerin büyüklüğünü halen anlamayan ve kısa vadeli siyasi çıkarları için bu mücadeleyi önemsiz göstermeye çalışanların kafasına umuyorum bu yazı uyandırma etkisi yapar.

Sevgilerimle
Aydın Serdar Kuru
www.serdarkuru.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ZARA İŞİNİN ALTINDAKİ FARE YENİĞİ

Önce haberimize bir bakalım.

http://www.hurriyet.com.tr/unlu-markanin-elbisesinden-fare-cikti-40280304

Efendim habere göre Amerikada ünlü bir markadan kendine elbise alan Amerikalı hanım kızımız kendini bir kaşıntı alınca elbiseyi kontrol etmiş ve şok geçirip bayılmış çünkü efendim elbisenin astarından minik ve ölü bir fareciğin pençeleri gözüküyormuş.Tabi hemen kıyameti koparmış ve ünlü firmayı dava etmiş. Firmada panik olmuş ve durumu inceleyeceklerini söylemiş.

Dikkat ederseniz haberde firma kimdir,nedir hiçbir bilgi yok.Haberdeki resimdeki marka kısmı da itinayla kapatılmış.

Şimdi işin daha bir detayı için size aynı olayı anlatan yabancı bir haber link'i veriyorum

http://gothamist.com/2016/11/14/zara_rat_dress_lawsuit.php

Bu verdiğim linkteki haber olayı daha da açıklığa kavuşturuyor ve bahsedilen firmanın hanımların ülkemizde de çok sevdiği Zaranın Amerika bayisi olduğunu anlıyoruz.

Şimdi benim takıldığım esas nokta firma değil, paylaştığım resimden de görebileceğiniz gibi söz konus…

MORAL BOZMA TEKNİKLERİ

Sevgili dostlar,

Ülkemizin pek çok cepheden saldırı altında olduğu bu günlerde en tehlikeli saldırılar görünmeyen ve psikolojik harp amaçlı hamlelerdir. Çünkü geldiğini gördüğünüz bir yumruğa önlem alabilirsiniz ama sizi deviren esas yumruk,görmediğiniz yumruktur.

Psikolojik harbin temel amaçlarından biri hedef ülke insanlarının moralini düşürmek ve mücadele azmini kırmaktır.Morali olmayan insanlar ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar direnmekten kolayca vazgeçerler ve kaybedilen her savaş önce insanların zihinlerinde kaybedilir.

Bugün sizlerle Psikolojik Harp çerçevesinde Moral Bozma (DEMORALIZATION) tekniklerinden bahsedeceğim böylece şahit olduğunuz pek çok olayda yapılan hamleleri görüp analiz etme şansınız olacaktır.Kullanılan tekniğin ne olduğunu bilirseniz etkisinden de kaçınmanız mümkündür.

1) Düşmanın moralini bozmak ya somut şekilde onu askeri açıdan yenmekle veya kendi durumuyla alakalı görüş açısını değiştirmekle olur. Görüş açısı değiştirmeye basit bir örnek verecek olursam,eğer…

BİLİNÇALTI TEMİZLİĞİ.

Sevgili dostlar,

Amerika’da 1970’ler sonrasında ülkemizde de son yirmi yıldır gözlemlemeye başladığım ilginç bir kişisel gelişim hizmeti insanlara sunulmakta. Bu büyük hizmetin ismine “Bilinçaltı Temizliği” diyorlar.
Google hazretlerinde böyle bir arama yaptığınız zaman hepsi de birbirinden “uzman” arkadaşların bilinçaltınızı temizleyip pırıl pırıl ve mis gibi yapacaklarını iddia eden reklamlarını, sitelerini hatta televizyon programlarını görebilirsiniz (reyting reyting)
Bu hepsi de birbirinden değerli “bilinçaltı temizlik uzmanlarının” farklı farklı sanatları var. Kimi Hindistan gezisinde yüz dolar verip katıldığı ve orada sokaktaki dilencilerin bile yaptığı bir takım meditasyon tavsiyelerinde bulunuyor, kimi hipnoz ve telkinle bilinçaltınızı Domestosla temizlenmiş gibi yaparım diyor, kimisi de ciddi şekilde eski transistörlü radyolardan bozulmuşa benzeyen uydurma makinelere sizi kablolarla bağlayarak bu işi çözdüklerini iddia ediyorlar.

İşin bence gerçeğini (bak bence dedim) söylemem g…