Ana içeriğe atla

ÜÇ MİLYON SURİYELİ VATANDAŞIMIZ OLABİLİR Mİ ?



Sayın Cumhurbaşkanımızın gerekirse üç milyon Suriyeli göçmene vatandaşlık verebiliriz açıklaması üzerine gene kaynamayı çok seven ülkemizde kazanların altına odunlar atılarak kaynatılmaya başladı. Kimi “onlar kardeşimiz hemen vatandaş yapalım” şarkılarını okurken kimisi de “bu kadar yabancı insana bu kadar kolay vatandaşlık verilmez yanarız biteriz ve ölürüz” türkülerini okuyor. Tabii ki gene meseleyi siyasi partizanlık dışında rasyonel bir şekilde tartışan yok. Yani iş gene başa kaldı. Hadi şöyle bir bakalım bu iş nasıl olacak diye beraberce düşünelim.

1) Suriyeliler toplumumuzun büyük kısmına aslında hiç de yabancı değildirler. Hali hazırda zaten Arap kökenli olup ülkemizde yüzlerce yıldır yaşayan insanlarımızı bir köşeye koyarsak toplumuzun büyük bir kısmı Suriyelilere oldukça benzer özellikler gösterir. Bugün bir Suriyeliyi eğer iyi derecede Türkçe konuşuyorsa giyim şeklinden, fiziksel tipine, yiyip içmesinden oturup kalkmasına kadar birçok özelliğini bizim birçok insanımızdan ayırmanız mümkün değildir. Suriyelilere en benzemez toplumsal kesimimiz genelde Batı tipi kültürel kodlamalara sahip ve büyük kısmı Balkan göçmeni veya beyaz Türk diyebileceğiniz kesimlerdir ki zaten bu kesimler Türkiye’de kendilerini giderek daha fazla azınlık hissetmektedir ve bu konudaki tepkilerinin esas sebebi Suriyelilerin gelmesiyle daha fazla azınlıkta kalacakları korkusudur. Yani Batı tipi insanlarımız (ki buna kısmen bende dahilim) asimile olmaktan korkuyorlar. Türkiye’deki pek çok siyasi ve kültürel çekişmede zaten bu alan üzerinde olmaktadır.

2) Şu an vatansız ve yersiz yurtsuz Suriyeli göçmenlerin büyük kısmının gelecekten umudu kalmamıştır. Ne Avrupa’ya kaçabilmekte ne de Suriye’ye geri dönebilmektedirler ki bunların büyük kısmı zaten Esad muhalifi oldukları için Suriye’deki rejim orada durduğu müddetçe kelle korkusundan geri dönebilmeleri de mümkün değildir. Bugün sokakta dilenci olarak gördüğünüz Suriyeli kadının bundan on sene önce ülkesinde bir öğretmen veya hemşire olup olmadığını genelde kimse düşünmez. Bu insanlar şu anda müthiş bir çaresizlik ve aşağılık duygusu içindedirler ve bu sebeple de radikal grupların devşirmesi içinde uygun birer hedef olmaktadırlar. Vatandaş yapılmaları onları bu durumdan kurtarabilir ve emin olun ki Türkiye’ye çok kısa bir zaman içinde uyum sağlayacaklardır. Burada madalyonun diğer bir yüzü bu insanlar vatandaş yapıldığı zaman kendisini önemsiz hissedecek kendi vatandaşlarımızdır. Bir kısım insanımız kendisine verilmeyen bir kısım imkanların bu yeni vatandaşlara verilmesine kızacaklar bir kısmı da Türkiye’deki etnik yapının kendi aleyhlerine değişmesine bozulacaklardır. Yani buradaki denklemde orta yol yoktur ne yaparsanız yapın bir kesimi gücendirecek ve kendilerini değersiz hissetmelerine sebep olacaksınız. Burada sorumluluk hem siyasi idarede hem de olabilirse bir referandumla milletimizin çoğunluğunun vereceği karardadır.

3) Doğru dürüst işi ve mesleği olmayan Suriyeli göçmenler şu anda ülkemizin büyük miktarda masraf etmesine sebep olmaktadırlar. Eğer vatandaşlık verilebilirse birkaç on yıl içinde iş tutabilme imkanları olabileceği için bu avantajımıza olabilir. Tabi oldukça ucuza çalışacak bu iş gücü şu an Türkiye’deki iş imkanlarını da azaltacağı için toplumun bir kesiminde tepki oluşturacaktır. Eğitim, sağlık gibi alanlarda da orta vadede sıkıntıya girebiliriz çünkü Almanya gibi bir dev bile Doğu Almanya ile birleştikten sonra uzun süre kendine gelememiştir. Ancak uzun vadede ülkemize girecek bu üç milyonluk insan kaynağı bizim faydamıza da olabilir çünkü aralarından son derece yetenekli insanlar da çıkacak ve ülkemize katma değer yaratacaklardır. Yani kısa ve orta vadede sıkıntı yaratacak bu yeni vatandaşlar uzun vadede ülkemize fayda getirebilirler.

4) Türkiye Suriye’deki iç çatışmaya ne yazık ki taraftır ve bu insanların bir çoğunun ülkemizde olmasının sebeplerinden birisi de bizim Suriye muhalefetini desteklememizdir. Bu sebeple bu insanları dönüp şimdi yüz üstü bırakmamız bizim için çok akıllıca bir hareket olmaz. Keza ortak dini ve kültürel faktörleri de göz önüne almamız lazımdır. Bunun yanı sıra ülkemize gelen Suriyelilerin ülkemizde hiç de azımsanmayacak akraba ilişkileri de vardır. Bu insanları ülkelerine geri dönemeyecek ve Avrupa’ya gidemeyecek bir duruma sokan Türkiye’nin onlara vatandaşlık vermesi aslında hiç de tutarsız bir durum değildir. Burada mesele ülkenin kendi insanlarına yani şu anki vatandaşlarına bu işin nasıl kabul ettirileceği konusudur. Ciddi bir propaganda atağıyla bu iş başarılabilir ancak gene de milletimizin büyük kısmının bu işe nasıl bir tepki vereceği mutlaka ölçülmelidir. Referandum gene en iyi çözüm gözükmekte.

5) Ülkemizdeki Suriyeliler her gün korku içinde yaşamaktadırlar. Kendileri ve çocuklarının geleceği hakkında, her gün başlarına neyin geleceği konusunda yani kısacası hayatta kalıp kalmayacakları meselesinde korku içindedirler. Aynı şekilde ülkemizdeki Suriyelilerin etkileri konusunda korkanlar da mevcuttur. Bu insanların siyasi,ekonomik, sosyolojik ve suç oranının artışı gibi konularda ülkemize ne gibi zararlar vereceğinden korkan ciddi bir toplum kesimi de söz konusudur. Yani hem Suriyeli göçmenler hem de Türk vatandaşları ciddi şekilde durumdan korku duymaktadır. Bunun çözümü mesele hakkında somut politikaların ve güvencelerin insanların önüne konulmasından, meselenin iyice tartışılmasından ve yüksek katılımlı bir referandumdan geçer. Ben karar verdim oldu politikası eğer bu meselede izlenirse ciddi krizlere kapı açılmış olacaktır.

6) Ülkemizdeki doğru dürüst kaydı kuydu tutulmamış, içlerinde ne tür radikal örgütler veya suç organizasyonları olduğu bilinmeyen milyonlarca göçmen ciddi bir otorite sorunu ortaya çıkarmıştır. Şu anda bu insanlar vatandaş olmadığı için hangi yasal platformda oldukları bile belli değildir. Bazı durumlarda suç işleyen bir göçmene tek yapabileceğiniz sınır dışı etmek oluyor ki bu kişilerin kısa zaman sonra tekrar ülkeye giriş yapması halinde yapabileceğiniz pek bir şey kalmıyor. Bu insanların vatandaş yapılması hem yasal sorumluluk altına girmelerine hem de en önemlisi vergi verebilmelerine imkan verecektir. Üç milyon kadar statüsü belli olmayan insanı doğru dürüst yönetmek her ülkenin becerebileceği işlerden değildir.

7) İnsanlarımız Suriyeli göçmenler konusunda rasyonel değil sürü psikolojisiyle düşünmektedirler. Herkes ait olduğu siyasi düşüncenin tutumu neyse Suriyelilere de o şekilde yaklaşmaktadır. Suriyelilerin kendisi de şu anda azınlık göçmen psikolojisiyle hareket etmekte ve çoğu zaman tepkisel tutumlar göstermektedir. Konunun uzmanlar tarafından akılcı şekilde kamuoyu önünde tartışılması ve üniversitelerimizin artık bu konuda fikir üretmeye başlaması çok önemlidir.(Pardon üniversitelerimizin uzun zamandır hiçbir konuda fikir üretemediklerini bir an unuttum)

8) Bugün insanlarımız Suriyeli göçmenleri “geçici olarak Türkiye’de bulunan insanlar” olarak algılamakta ve genelde Suriyeli dediğimiz zaman zihinlerde sokaklarda yatıp kalkan sefalet içindeki yabancı insanlar resmi oluşmaktadır. Bu insanlara “vatandaş” kimliği verdiğiniz anda iş sadece bu kimliği vermekle bitmeyecektir ve acilen ülkemizin geri kalanındaki insanlara artık bu Suriyeli göçmenlerinde Türk vatandaşı oldukları algısını oturtmanız gereklidir. Çünkü artık vatandaş dediğiniz anda seçme ve seçilme hakkından da bahsediyoruz. Üç milyonluk bir topluluk bir süre sonra bir kat artıp altı milyona çıktığı zaman ciddi bir oy potansiyeli oluşturacaklardır ve ülkede ağırlıklarını koymaya başlayacaklardır. Bu vatandaşlık konusunu açanlar acaba bu konuyu iyice düşünmüş müdür meraktayım.

9) Suriyeli göçmenlerin vatandaş olma meselesi tek bir kararla bitecek mesele değildir. Eğer bu konuda ciddiysek bir an önce Suriyeli yeni vatandaş adaylarımızı popüler kültüre katmamız lazımdır. Bu konuda sempatik Suriyeli karakterlere sahip dizi ve filmler, televizyon programları, Suriye kökenli medya mensupları ve sanatçıların toplumca kabullenilmesi çok önemlidir. Yani bu konuda ciddi bir niyeti olan iktidarın çok kısa bir zaman içinde kültürel kabullendirme çalışmalarına başlaması lazımdır. Mesela Amerika daha Irağa ilk girdiği zamanlar ülkesinde ve dünyada en çok izlenen LOST isimli diziye Irak kökenli sempatik bir karakteri senaryoya boşuna eklememiştir. Bu tip işler böyle olur ve milyonlarca göçmeni ülkenize kabul etmek sadece yasal bir değişiklik meselesi değil esas olarak psikolojik bir meseledir.

Kısacası Suriyelilerin vatandaşlığı konusunda ilk yapılması gereken konunun ciddi bir şekilde kamuoyu önünde her yönüyle tartışılması, konu hakkında son kararın bir referandumla bizlere sorulması ve eğer karar Suriyelilerin vatandaşlığı yönünde olursa çok ciddi bir Algı Yönetimi eşliğinde ekonomik ve kültürel politikalarla bu üç milyon insanın en zararsız bir şekilde ülkemiz vatandaşları arasına katılmasının sağlanmasıdır. Bu iş öyle iki nutuk ve bir iki yasa çıkarılmasıyla halledilecek bir iş değildir.

Sevgilerimle
Aydın Serdar Kuru
www.serdarkuru.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MORAL BOZMA TEKNİKLERİ

Sevgili dostlar,

Ülkemizin pek çok cepheden saldırı altında olduğu bu günlerde en tehlikeli saldırılar görünmeyen ve psikolojik harp amaçlı hamlelerdir. Çünkü geldiğini gördüğünüz bir yumruğa önlem alabilirsiniz ama sizi deviren esas yumruk,görmediğiniz yumruktur.

Psikolojik harbin temel amaçlarından biri hedef ülke insanlarının moralini düşürmek ve mücadele azmini kırmaktır.Morali olmayan insanlar ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar direnmekten kolayca vazgeçerler ve kaybedilen her savaş önce insanların zihinlerinde kaybedilir.

Bugün sizlerle Psikolojik Harp çerçevesinde Moral Bozma (DEMORALIZATION) tekniklerinden bahsedeceğim böylece şahit olduğunuz pek çok olayda yapılan hamleleri görüp analiz etme şansınız olacaktır.Kullanılan tekniğin ne olduğunu bilirseniz etkisinden de kaçınmanız mümkündür.

1) Düşmanın moralini bozmak ya somut şekilde onu askeri açıdan yenmekle veya kendi durumuyla alakalı görüş açısını değiştirmekle olur. Görüş açısı değiştirmeye basit bir örnek verecek olursam,eğer…

BİLİNÇALTI TEMİZLİĞİ.

Sevgili dostlar,

Amerika’da 1970’ler sonrasında ülkemizde de son yirmi yıldır gözlemlemeye başladığım ilginç bir kişisel gelişim hizmeti insanlara sunulmakta. Bu büyük hizmetin ismine “Bilinçaltı Temizliği” diyorlar.
Google hazretlerinde böyle bir arama yaptığınız zaman hepsi de birbirinden “uzman” arkadaşların bilinçaltınızı temizleyip pırıl pırıl ve mis gibi yapacaklarını iddia eden reklamlarını, sitelerini hatta televizyon programlarını görebilirsiniz (reyting reyting)
Bu hepsi de birbirinden değerli “bilinçaltı temizlik uzmanlarının” farklı farklı sanatları var. Kimi Hindistan gezisinde yüz dolar verip katıldığı ve orada sokaktaki dilencilerin bile yaptığı bir takım meditasyon tavsiyelerinde bulunuyor, kimi hipnoz ve telkinle bilinçaltınızı Domestosla temizlenmiş gibi yaparım diyor, kimisi de ciddi şekilde eski transistörlü radyolardan bozulmuşa benzeyen uydurma makinelere sizi kablolarla bağlayarak bu işi çözdüklerini iddia ediyorlar.

İşin bence gerçeğini (bak bence dedim) söylemem g…

KENDİNE GÜVENSİZLİKTEN KURTULMAK İÇİN 10 TAVSİYE.

Sevgili Dostum,

Objektivizm isimli felsefi akımının kurucusu ve saygı duyduğum yazarlardan bir tanesi olan Ayn Rand hanımefendi şunu söyler : 

“Kendine değer vermeyen insan, hiçbir şeye ve hiç kimseye değer veremez”

Bu, kendine güvensizliğin insanların ve toplumların hayatlarını ne kadar zorlaştıran bir düşünce bozukluğu olduğunu açıklayan çok doğru bir sözdür.

Gerek koçluk ve eğitim çalışmalarımda, gerek günlük yaşamımda insanların kendilerini boğan kocaman güvensizlik mengeneleri içinde yaşamaya çabaladıkları mutsuz ve karamsar hayatlarına sık sık şahit olmaktayım

Bu sebeple kendine güvensizlik üreten düşünce ve algı bozuklukları, üzerinde en çok çalıştığım konulardan bir tanesi olmakta.

Eğer sende kendine güvensizlik cehennemi içinde yaşayan ve bu sebeple hayatın birçok renginden kendini mahrum eden insanlardan biriysen, öncelikle bunu dürüstçe kabullenmen gerekiyor.

Şunu iyi bil ki bu sorunu seninle birlikte yaşayan milyonlarca insan var ve bu insanların büyük çoğunluğu dışardan göründük…