Ana içeriğe atla

DÜNYA SİMÜLASYONUNDA KIRK YILDA ÖĞRENDİKLERİM.



Allaha şükür 41.yaşımıza afiyetle ve güzelliklerle girdik. Yakın çevremdeki insanlar dışında neredeyse dünyanın her tarafından sosyal medya, mesaj ve telefon vasıtasıyla sevincime ortak olan her kesim ve düşünceden dostlarımda neşeme neşe kattı hepsine teşekkür ederim. Bir de bizim gibi düşünen, yazan, çizen tayfa duygusal olur ve işte böyle aralarda takip edildiğini ve değer verildiğini hissetmek ister ki o kürekleri boşa çekiyorum duygusuna kapılmasın.

41 yıldır dünya demen simülasyonun içinde oyun oynadığıma göre kendime göre az buçuk işletim sistemi hakkında da bir fikrim oluştu tabi ama “dünyayı çözdüm” iddiam yok zaten böyle bir iddiası olan da ya mankafadır ya da delidir.
Şimdi sizlerle yaşam hakkında azıcık da olsa farkına varabildiğim bazı incelikleri paylaşmak istiyorum belki faydalanmak isteyenlere faydası olur.

1) Dünya denen sanal gerçeklik simülasyonunun bir programlayıcısı yani admini kesinlikle vardır. Bazı kesimler yaratıcısı yoktur, kendi kendine milyarda bir olabilecek rastlantıların ardı arkasına gelmesiyle ortaya çıkmıştır diyorlar ama bu görüş bana pek mantıklı gelmiyor. Çünkü sadece tek bir nefes almam için bile gereken sistemler ve denklemler o kadar fazla ve ince ayarlı ki buna rastgele oluyor diyebilmem için tamamen delirmem veya aklımı kaybetmem gerekir.

2) Hepimiz bu simülasyonda farklı rollerde deneniyoruz. Öğrencide oluyoruz öğretmende. Memurda oluyoruz amirde. Bekarda oluyoruz evlide. Kısacası şu an hangi rolleri taşıyorsak bu bizim simülasyonda verilen görevimiz. Burada bize verilen rolü en iyi şekilde yerine getirip getirmediğimize, insanlara ve diğer canlılara faydamızın ya da zararımızın ne olduğuna bakılmakta. Yani eğer rolün sadece sokakları süpürmekse bunu en güzel şekilde yapacaksın. Hocaysan öğrencilerine mümkün olan en iyi şekilde davranacaksın. Öğrenciysen bunun da gereklerini yerine getireceksin. Kısacası her rolde elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışacaksın ve yüzde yüzünü vereceksin. Halinden sürekli şikayet etmek ve içinde bulunduğu durumu beğenmeyerek hırsını sürekli yaptığı işten ve diğer insanlardan çıkartmak son derece aptalca bir hareket oluyor.

3) Aslında doğru ve iyi kavramları son derece basit kavramlar. Oturup karmaşık dini felsefi kitaplar okumanıza gerek yok veya bir şeyh yada guruya sahip olmak zorunda değilsiniz. Vicdanımız zaten sürekli neyin en doğrusu olduğunu bize anlatıyor tabi onu bastırmayıp dinlemeyi bilirsek. Burada kısa bir tavsiyede vereyim, her ne yapmak istiyorsan iste, eğer o yapmak istediğin şeyi başın öne eğilip yüzün kızarmadan annene, babana, sevdiklerine ve diğer insanlara anlatamıyorsan onu yapma. İşte bu kadar basit.

4) Kibir dünyada en zararlı şeylerden bir tanesi. Parayla, mevkiyle, bilgiyle veya ırkıyla övünmek kadar salakça bir şey yok. Bundan yüz sene sonra hiçbirimiz bu dünyada olmayacağız ve tüm övünülen şeylerde yok olup gidecek. Geride kalacak tek şey bizim “iyilik” namına yaptıklarımız olacak. Burnu bir karış havada sanki dağları yaratmış gibi gezinen birini gördüğünüz zaman o insanın 3 gün yemek yiyip su içemese telef olacak zayıf bir varlık olduğunu aklınızdan geçirirseniz kibir denen şeyin düpedüz saçmalık olduğunu kavrarsınız.

5) İnsan tabii ki hep daha iyi olmak, daha ileri gitmek istiyor. İçinde bulunduğu rol onu sıkıyor bazen. Mesela ben eğitmen,koç ve yazar kimliklerimin yanı sıra halen sürdürdüğüm üniversite görevimde temel olarak yıllar önce ne yapıyorsam halen onu yapmaktayım. Gördüğüm kadarıyla hiçbir ilerleme veya kariyer imkanım da bulunmamakta. Üniversite için benim hiçbir yeteneğim ve becerim önemli değil. Son derece standart ve rutin bir işi makine gibi sabah akşam yapmam bekleniyor sadece. O işi iyi veya kötü yapmam, insanlara adil veya zalim davranmam da açıkçası kimsenin umurunda değil. Çünkü bir ölçüm ve kıyas metodu yok. Eğer kötü karakterde bir insan olsam oturduğum koltukta yıllar boyunca hiçbir şey yapmadan oturup para almaya devam edebilirim sistemsel olarak. Şimdi siz bana sorsanız tabii ki üniversiteme sahibi bulunduğum yetenek ve bilgi birikimimle şu anki pozisyonumdan bir milyon kat fayda edebileceğim bir görevde olmak isterim. Ya da tamamen üniversiteyi ve devlet görevimi yani artık bunaldığım bu rutin işleri terk edip okumakla, yazmakla, öğretmekle ve anlatmakla hayatımı sürdürmekte isterim.

Bu konuda hiç de yalnız değilim. Etrafımdaki yüzlerce insanla konuştuğum zaman benzer senaryoları onlarda da görüyorum. İşadamı, avukat, bürokrat, bankacı, şirket personeli, öğrenci, akademisyen gibi yüzlerce meslek kolunda bulunan tanıdıklarımın da büyük kısmı hallerinden memnun değiller ve bambaşka şeyler yapmak istiyorlar.

Bu insanların çoğundan farkım şudur. Ben şu an içinde bulunduğum rolün çok ince bir hesap ve dizaynla bana verilmiş olduğunu düşünüyorum. Üniversitede eğer gün içinde konuştuğum tek bir öğrenciye söylediğim tek bir söz onun hayatında olumlu yönde bir farkındalık ve değişim yaratacaksa belki de sadece bunun için burada tutulmaktayım. Geleceğin profesyonelleri olacak bu çocukların rutin işlerini yerine getirirken hem ben onlara öğretiyorum hem de ben onlardan çok şey öğreniyorum. Her sene önüme gelen yeni nesil öğrencilerin düşünme, anlama ve eyleme geçme modellerini gözlemliyorum ve bu beni sürekli güncel kılıyor. Yani üniversite içinde olmamın hala bir sebebi var. Bazen çok sıkılsam da, bunalsam da, her şeyi bırakıp tamamen farklı bir hayata geçmek istesem de şu an içinde bulunduğum rolün bir sebebi olduğunu düşünüyor ve hakkını elimden geldiğince vermeye çalışıyorum.

Kısacası çalışan, eğitmen, yazar, eş, evlat, vatandaş ve insan gibi bir çok farklı rolümde de insanlara her zaman yüzde yüzümü vermeye çalışıyorum ve aslında galiba simülasyonun gereği de bu.
Mesela bir hastanede çok bunaldığı bir görevi olan bir doktor veya hemşiresiniz. Eğer siz rolünüzün hakkını yerine getirmeyip hırsınızı iş arkadaşlarınızdan veya hastalardan çıkarırsanız en basitinden kendi hayatınızı ve başkalarının hayatını cehennem edersiniz. Daha da kötüsü rolünüzün hakkını vermediğiniz için daha kötü rollere indirilmek veya orada saplanıp kalmak da var işin sonunda. Ancak siz rolünüzün hakkını verirseniz. Yani işinizi hakkıyla yaparsanız hatta bazen insanlara ufak bir tebessüm bile ederseniz sizi çok daha olumlu bir gelecek bekleyebilir. Kısacası sistemde içinde bulunduğumuz durumlardan şikayet etmek yerine bu durumda benim ne yapmam isteniyor acaba sorusunu sorarsanız önünüze ne kapılar açılır siz bile şaşarsınız.

Tabi yaşam hakkındaki düşüncelerim sadece bunlardan ibaret değil ancak temel olarak 41 sene içinde anladığım şey her detayı çok iyi dizayn edilmiş bir simülasyon içinde ve tam da olmamız gereken yerde ve zamanda yaşıyor olduğumuzdur. Her gün karşımıza çıkan ve karar vermemiz gereken binlerce olayla deneniyoruz. Tüm mesele vicdanımıza göre mi yoksa egomuza göre mi davranıyor olduğumuz. Her verdiğimiz iyi veya kötü kararla da bu oyunda belli puanlar topluyor veya kaybediyoruz.

Sabah gözünüzü açtığınız andan gece uyumak için kapatana kadar sürekli farklı senaryolarla denendiğimiz bu simülasyonda puan bakımından ne durumda olduğumuzu ise zamanı gelip gerçekten “uyandığımızda” anlayacağız. İşte tüm mesele budur ve gerisi sadece boş iştir. Akıllı insanda boş işle uğraşmaz.

Sevgilerimle
Aydın Serdar Kuru
www.serdarkuru.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MORAL BOZMA TEKNİKLERİ

Sevgili dostlar,

Ülkemizin pek çok cepheden saldırı altında olduğu bu günlerde en tehlikeli saldırılar görünmeyen ve psikolojik harp amaçlı hamlelerdir. Çünkü geldiğini gördüğünüz bir yumruğa önlem alabilirsiniz ama sizi deviren esas yumruk,görmediğiniz yumruktur.

Psikolojik harbin temel amaçlarından biri hedef ülke insanlarının moralini düşürmek ve mücadele azmini kırmaktır.Morali olmayan insanlar ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar direnmekten kolayca vazgeçerler ve kaybedilen her savaş önce insanların zihinlerinde kaybedilir.

Bugün sizlerle Psikolojik Harp çerçevesinde Moral Bozma (DEMORALIZATION) tekniklerinden bahsedeceğim böylece şahit olduğunuz pek çok olayda yapılan hamleleri görüp analiz etme şansınız olacaktır.Kullanılan tekniğin ne olduğunu bilirseniz etkisinden de kaçınmanız mümkündür.

1) Düşmanın moralini bozmak ya somut şekilde onu askeri açıdan yenmekle veya kendi durumuyla alakalı görüş açısını değiştirmekle olur. Görüş açısı değiştirmeye basit bir örnek verecek olursam,eğer…

BİLİNÇALTI TEMİZLİĞİ.

Sevgili dostlar,

Amerika’da 1970’ler sonrasında ülkemizde de son yirmi yıldır gözlemlemeye başladığım ilginç bir kişisel gelişim hizmeti insanlara sunulmakta. Bu büyük hizmetin ismine “Bilinçaltı Temizliği” diyorlar.
Google hazretlerinde böyle bir arama yaptığınız zaman hepsi de birbirinden “uzman” arkadaşların bilinçaltınızı temizleyip pırıl pırıl ve mis gibi yapacaklarını iddia eden reklamlarını, sitelerini hatta televizyon programlarını görebilirsiniz (reyting reyting)
Bu hepsi de birbirinden değerli “bilinçaltı temizlik uzmanlarının” farklı farklı sanatları var. Kimi Hindistan gezisinde yüz dolar verip katıldığı ve orada sokaktaki dilencilerin bile yaptığı bir takım meditasyon tavsiyelerinde bulunuyor, kimi hipnoz ve telkinle bilinçaltınızı Domestosla temizlenmiş gibi yaparım diyor, kimisi de ciddi şekilde eski transistörlü radyolardan bozulmuşa benzeyen uydurma makinelere sizi kablolarla bağlayarak bu işi çözdüklerini iddia ediyorlar.

İşin bence gerçeğini (bak bence dedim) söylemem g…

KENDİNE GÜVENSİZLİKTEN KURTULMAK İÇİN 10 TAVSİYE.

Sevgili Dostum,

Objektivizm isimli felsefi akımının kurucusu ve saygı duyduğum yazarlardan bir tanesi olan Ayn Rand hanımefendi şunu söyler : 

“Kendine değer vermeyen insan, hiçbir şeye ve hiç kimseye değer veremez”

Bu, kendine güvensizliğin insanların ve toplumların hayatlarını ne kadar zorlaştıran bir düşünce bozukluğu olduğunu açıklayan çok doğru bir sözdür.

Gerek koçluk ve eğitim çalışmalarımda, gerek günlük yaşamımda insanların kendilerini boğan kocaman güvensizlik mengeneleri içinde yaşamaya çabaladıkları mutsuz ve karamsar hayatlarına sık sık şahit olmaktayım

Bu sebeple kendine güvensizlik üreten düşünce ve algı bozuklukları, üzerinde en çok çalıştığım konulardan bir tanesi olmakta.

Eğer sende kendine güvensizlik cehennemi içinde yaşayan ve bu sebeple hayatın birçok renginden kendini mahrum eden insanlardan biriysen, öncelikle bunu dürüstçe kabullenmen gerekiyor.

Şunu iyi bil ki bu sorunu seninle birlikte yaşayan milyonlarca insan var ve bu insanların büyük çoğunluğu dışardan göründük…