Ana içeriğe atla

AKLINI KULLANMAK VE MUHAMMED ALİ


Türkiye’de son yıllarda giderek artan bir akıl tutulması gözlemlemekteyim. Bunun sebebi yediğimiz hormonlu ve ilaçlı gıdalar mı, başından kalkmadığımız televizyon mu, yoksa gözümüze yapışık halde gezdiğimiz akıllı telefonlar mı tam çözemedim. 

Güncel olayların konuşulup tartışılmasında da benzer akılsızlık ve cehalet kol gezmekte üstelik bunu toplumun önde gelenleri olduğu farz edilen insanlar yapmaktadır. Bunun en büyük sebebi de konuşulan konular üzerinde fikir beyan edenlerin o konuda hiçbir bilgisinin aslında olmaması ve laf olsun beri gelsin diye laf kusmalarıdır diyebiliriz.

Olayların sadece yorumlanmasında değil olayların kendisinde de bu genel akılsızlık nerdeyse her olayda kendini göstermektedir. Mesela kılık değiştirmeye bile gerek duymadan günlerce ortalarda “biri beni yakalasın” edasıyla gezen bir zavallının “deha sahibi seri katil” diye medya da yer bulması ya da Avrupa Futbol Şampiyonasının ilk maçında aklını bir kere bile sahada kullanamayan oyuncularımızın tavuk gibi sağa sola koşturmayı ve düşüp kalkmayı futbol oynamak sanmaları buna verebileceğim güzel örneklerdir.

Hadi gelin biraz Muhammed Ali’den bahsedelim. Çünkü Muhammed Ali konusunda söylenenlere ve yazılanlara bakıyorum da artık cahillik bile diyemiyorum çünkü en temel bilgilerden bile yoksun laflar edilmekte ve Muhammed Ali sanki bir çeşit Malkoçoğlu gibi sunulmakta. Muhammed Ali konusunu iyice anlamak için öncelikle spor olarak yapılan amatör boks karşılaşmaları ile profesyonel boksu birbirinden ayırmak lazımdır.

Amatör boks sporcuların kafalarına koca yastık gibi kasklar ve ellerine içi sünger dolu kalın eldivenler giyerek yaptıkları bir spordur ve bu önlemler sebebiyle amatör boks maçlarında nakavt çok olmadığı gibi ringe de kan pek bulaşmaz. Bu yüzden izleyicisi de pek yoktur.Ancak profesyonel boks maçları şort ve hafif eldivenler giyilerek yapıldığı için oldukça kıyıcıdır. Kemik sesleriyle dişlikler havada uçuşur ve karşılaşmalar ya rakibin kendinden geçtiği bir nakavtla ya da ayağa kalkma mecalinin kalmadığı teknik nakavtla biter.Bu yüzden izleyicisi ve ilgileneni fazladır çünkü insanlar antik Romanın gladyatör dövüşlerinden bu yana şiddeti ve kan akıtılmasını eğlence niyetiyle izlemeyi çok sevdiklerini defalarca ispatlamışlardır. Son yıllarda boksun yerini sadece yumrukların değil tekme, tokat, diz, dirsek, boğma gibi türlü saldırıların kullanıldığı MMA almaya başlamıştır çünkü daha yaratıcı dövüşler olmakta ve bokstan daha kanlı geçmektedir.

İşte Muhammed Ali’de bir profesyonel boksördür yani para kazanmak için ringe çıkar ve adam döver. Bunu baştan söylüyorum ki bugün kendisini melaike ilan edenler profesyonel boksu spor falan sanmasınlar. Adamın mesleği para karşılığında dayak atmak ve yemektir nokta. Bu mücadeleleri efendim tüm ezilmişler için yumruk atıyordu falan gibi yorumlamaya boksu biraz bilen herkes güler neden mi. Çünkü ...

Profesyonel Boks genelde mafya bağlantılı menajerlerin ayarladığı, mafyaya ait kumarhane otellerindeki ringlerde veya sırf bu iş için inşa edilmiş dev gösteri merkezlerinde yapılan ve çok ciddi miktarlarda kumar dönen ve para aklanan bir organizasyondur. Boksörler hatta en yıldız olanları bile bu sistemde sadece birer kukladır. Amerika’da özellikle gecekondu mahallelerinde yaşayan zenci ve Latin kökenliler için boks sporu hayatını kurtarmanın yollarından bir tanesidir. Bu yolda bir çoğu sakat kalır veya dövüle dövüle hayatını kaybeder.Muhammed Ali’de kafasına yediği sert yumruklar sonucu genç denilebilecek yaşta beyin hasarına uğramış ve son yıllarını ellerine kollarına bile hakim olamadan geçirmiştir.
Muhammed Ali kesinlikle uhrevi ve şirin bir adam değildi tam tersine son derece ağzı bozuk bir boksördü. Rakiplerine gerek ring dışında gerek ring içinde etmediği küfür ve hakaret kalmazdı. Hatta bu hakaretleri kameralar karşısında şarkı formatında bile söylediği zamanlar olduğu için kendisine ilk hip hopçulardan birisidir bile diyebiliriz sanırım. ( Ben pek anlamam bu hip hop denilen şey zencilerin müzik eşliğinde küfür ederek şişinmesi ve insanlara hakaret etmesi değil midir?). Tabi bu ne kadar Muhammed Alinin kendi karakteridir ne kadar profesyonel bir imaj çalışmasının gereğidir bilmiyoruz.

Muhammed Ali Amerika’nın ve dünyanın çok çalkantılı zamanlarında ringlerdeydi. Ortalamanın çok üstünde tamamen kendine özgün stile sahip bir boksör olmasına rağmen ününü daha çok ring dışında yaptıklarından alır. Kendisi dönemin trendlerini çok iyi takip etmiş ve popüler olmak için neler yapılması gerektiğini iyi öngörmüştür bu konuda arkasında çok ciddi profesyonel PR şirketlerinin olduğunu da tahmin ediyorum.

Zencilerin beyazların kendilerine köpekten hallice davranmalarına toplu halde isyan ettikleri dönemde Muhammed Ali’de bu akımın öncüsü olmuştur. Amerikan gençliğinin silah tüccarları ve politikacıların çıkarları için Vietnam’ın pirinç tarlalarında ölmeye ve öldürmeye karşı koyduğu dönemde kendisi de askere gitmeyi reddetmiş ve bunun için şampiyonluk kemerinin bile geri alınmasını göze almıştı. İlk başlarda sadece beyazlara kıllık olsun diye gidip Nation of İslam (İslam Milleti) örgütüne yazılmış ve Müslüman olarak Cassius Clay olan ismini Muhammed Ali olarak çevirmişti ki bu ismin seçilmesi son derece akıllıca bir marka çalışmasıdır çünkü hem Sünnilere hem de Şiilere hoş gelen bir isimdir.

Tabi Muhammed Ali’nin o dönem bünyesinde yer aldığı Nation of İslam örgütünün İslam anlayışı da pek bizim bildiğimiz Müslümanlığa benzemezdi çünkü esas dertleri beyaz adamın dini olarak gördükleri Hristiyanlığa karşı durmaktı ve o dönemki liderleri Elijah Muhammedide peygamber olarak görüyorlardı. Sonradan Elijah Muhammed ölüp yerine oğlu geçince grup Sünni İslama kaydı hatta Muhammed Ali Hacca giderek bu değişimi sembolleştirdi. Sonradan kendisinin Tasavvufa ilgi duyduğunu da okuduk. Ancak genel olarak Muhammed Ali’nin ve o dönem zencilerinin İslamla olan ilişkisi temelde Amerika’nın beyaz ırkçılığına tepkiydi.

Şimdi gelelim işin Türkiye boyutuna. Bir kere Türkiye’deki Muhammed Ali algısı tamamen kulaktan dolmadır. Ülkemizde boks sporu doğru dürüst yapılmaz, sokağa çıkıp sorsak kimse boks maçları kaç raunddur ve bir raund kaç dakikadır söyleyemez, arada sırada Almancı birkaç boksörümüzün maçı televizyondan verildiği zamanda bu maçlar sırf milliyetçi duygularla aynen futbol izlermişçesine takip edilir. Türkiye’de genel olarak insanların dövüş sporlarına pek ilgisi yoktur olanlar da cahil ve kalitesiz hocalar sayesinde kısa zamanda bu işten soğurlar. Dövüş sporları ve Savaş Sanatlarına genelde “kodu mu oturtmak, Bruş Lee (Bruce Lee), Mımçıka (Nunchaku) ve Cüneyt Arkın kapsamında bakılır ve zaten dünyanın en iyi dövüşen milleti olduğumuz ve bunun doğuştan geldiği gibi bir yalana inandığımız içinde bu tür spor ve sanatlar Türkiye de başlamadan biter yada dejenere olur.

Yani işin özü Boks profesyonel olarak ülkemizde yapılmadığı üstelik de kumar oynanamadığı için pek bilinen ve anlaşılan bir spor değildir. Muhammed Ali ne büyük adamdı diye bağıranların zaten onun boksör olarak kıymetini anlayacak kadar boks donanımları ve bilgileri de yoktur sadece boş laftır. (Kelebek gibi uçarım kelimesini bile anlamanız için boksta ağır sıklet nedir ve ağır sıkletin kabul edilmiş dövüş metotları nelerdir onu anlamak lazımdır, Muhammed Ali ağır sıklet olmasına rağmen aynen bir orta sıklet boksörü gibi dövüştüğü için rakiplerini şaşkına çeviriyordu ve bu alanda bir ilktir özellikle ayak teknikleri)

Muhammed Ali Müslümandır diye destekleyenler de zaten Amerika’da Müslümanlık nedir ve Zenciler arasında hangi etkenlerle gelişmiştir diye pek bilemez sanır ki kendi camisinde namaz kılan cemaat gibidir onlarda.

Bizim saf insanımız Muhammed Alinin 1976 senesinde son derece yıpratıcı bir maçın ertesi günü daha maçın yaraları suratındayken bağlı bulunduğu Nation of İslam örgütünün “ricasıyla” uçağa atlayıp Türkiye’ye gelmesini ve zamanın MSP genel başkanı Erbakan’la beraber heyecanlı kalabalıklar önünde resimler çektirmesini de tesadüf sanır. Amerika’nın İslam’a yönelik algı operasyonunun temellerinin atılmasıyla Muhammed Ali markasının konumlandırılması arasındaki bağlantıyı da pek anlamaz.

Hele hele en acayip durum şudur ki ülkemizin en tepesindeki insanlarına “danışmanlık” yapanlar Muhammed Alinin sadece bir insan değil aynı zamanda lisanslı bir marka olduğunu, cenazesinin bile marka konsepti içinde hedef segmentler düşünülerek planlandığını ve marka imajının etkisini kısıtlayacağı düşünülen hiç kimsenin o kimse İngiltere Kraliçesi bile olsa o cenazede yer almasına izin verilmeyeceğini düşünememeleridir. Eğer işi biraz biliyor olsalardı o cenazede yaşanan tatsız olaylar hiç yaşanmaz tam tersine bu işten Türkiye olarak büyük bir imaj zaferiyle de çıkabilirdik. Marka konumlandırması nedir ve Muhammed Ali gibi markaların ticari kullanımları nasıldır biraz olsun bile anlamadıkları için cenazede o tatsızlıklar yaşandı.

Muhammed Ali isminin şeklinden tutun yaptığı en ufacık hareketiyle çok iyi oluşturulmuş bir imajdı ve bu imaj üzerinden gerek kendisi gerekse etrafındaki endüstri büyük siyasi ve maddi çıkarlar kazandı ve ölümünden sonra da birileri bunları kazanmaya devam edecektir. Muhammed Ali markasını ve bu markayı ortaya çıkaranları anlamadığınız müddetçe cenazede yaşanan tatsız olayları ve Haham Lernerin neden bir anda ortaya atılarak acayip acayip konuştuğunu anlayamazsınız.

Aklımızı kullanmayı veya en azından o akla sahip olanları kullanmayı öğrendiğimiz günler dileğiyle.

Sevgilerimle
www.serdarkuru.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KENDİNE GÜVENSİZLİKTEN KURTULMAK İÇİN 10 TAVSİYE.

Sevgili Dostum,

Objektivizm isimli felsefi akımının kurucusu ve saygı duyduğum yazarlardan bir tanesi olan Ayn Rand hanımefendi şunu söyler : 

“Kendine değer vermeyen insan, hiçbir şeye ve hiç kimseye değer veremez”

Bu, kendine güvensizliğin insanların ve toplumların hayatlarını ne kadar zorlaştıran bir düşünce bozukluğu olduğunu açıklayan çok doğru bir sözdür.

Gerek koçluk ve eğitim çalışmalarımda, gerek günlük yaşamımda insanların kendilerini boğan kocaman güvensizlik mengeneleri içinde yaşamaya çabaladıkları mutsuz ve karamsar hayatlarına sık sık şahit olmaktayım

Bu sebeple kendine güvensizlik üreten düşünce ve algı bozuklukları, üzerinde en çok çalıştığım konulardan bir tanesi olmakta.

Eğer sende kendine güvensizlik cehennemi içinde yaşayan ve bu sebeple hayatın birçok renginden kendini mahrum eden insanlardan biriysen, öncelikle bunu dürüstçe kabullenmen gerekiyor.

Şunu iyi bil ki bu sorunu seninle birlikte yaşayan milyonlarca insan var ve bu insanların büyük çoğunluğu dışardan göründük…

MUTLU OLMAK İÇİN VAZGEÇMEN GEREKEN 15 ŞEY.

Sevgili Dostum,
Roma İmparatorlarından aynı zamanda Stoacı bir filozof da olan Marcus Aurelius yüzlerce yıl önce "Hayatınızdaki mutluluk düşüncelerinizin kalitesine bağlıdır" tespitinde bulunmuştur. 
Mutlu olmak için neler yapman gerektiği konusunda bir çok kitap ve yazı bulabilirsin ancak ben bu yazıda mutlu olmak için yapmaman ve vazgeçmen gereken şeyler üzerinde durmak istiyorum.
Bu yazıyı dikkatlice okur ve burada vazgeçmeni istediğim şeylerden en azından bir kaç tanesini hayatından çıkarmayı becerebilirsen yaşam hakkındaki olumsuz algın değişerek daha olumlu ve mutlu bir yaşamın kapısını arayabilirsin. 
Bunları yapamam dersen en azından bir kaç kere üst üste okumanı istiyorum. Buna da üşenirim diyorsan en azından bu yazıyı arkadaşlarına paylaş çünkü bu basit hareketinin bile kimin hayatını değiştireceğini  bilemezsin. Bunu da yapamam diyorsan sana söylenecek pek bir şey yok.
Hadi başlayalım bakalım yapmaman ve hayatından çıkarman gereken şeylere.
1) Her zaman haklı olm…

BAŞARISIZ BİR İNSAN OLMANIN DOKUZ YOLU

Sevgili Dostum,

Yıllardır seni daha başarılı bir insan yapmak için uğraşıp duruyorum. İşimi gücümü bırakıp sana güzel güzel yazılar yazıyorum ama okumuyorsun ve "hocam çok uzun yazıyorsunuz" diye bana mesajlar atıyorsun.

Tamam kardeşim diyorum ve sana kısacık kısacık resimli paragraflar yazıyorum bu sefer de "ee hani burada bir şey yazmıyor bana ne yapacağım tam anlatmamışsın" diye bana kızıyorsun. Bu sefer sana ulaşabilmek için minnacık minnacık uyandırıcı tweetler atıyorum onları da laf sokmalı ve esprikli söz değil diye beğenmiyor ve benim yerine trolleri takip ediyorsun.

Bu iş yazıyla olmuyor, gel bak sana eğitim düzenledik ve sadece bir akşam yemeği parasına bir günde sana otuz kitaplık bilgi vereceğim, üstelik benimle tanışıp istediğin soruyu da sorabilirsin diyorum "size şimdi para mı vereceğiz,hep paragözsünüz zaten" diyorsun (sanki cebindeki telefonla ayağındaki ayakkabıyı sana bedava verdiler de biz paragöz olduk).

Hele öyle sana "bak,ben …