Ana içeriğe atla

KORKU VE ALGI YÖNETİMİ

Korku faktörü insanların kararlarını etkileme ve istenilen doğrultuda hareket etmelerini sağlama konusunda tarihin ilk yıllarından beri kullanılan son derece etkin bir araçtır.

İnsanın temel duygularından birisi olan korku duygusunun algı ve kararları yönlendirmekte kullanıldığı en eski alanlardan birisi savaş sanatıdır. Kendilerine itaat etmeyen ve teslim olmayanları kılıçtan geçirmeyi, kadın ve çocukları köleleştirmeyi ve şehirleri un ufak oluncaya kadar yakıp yıkmayı standart uygulama haline getiren: Roma Lejyonları, Moğol Süvarileri, İngiliz Piyadeleri, Japon Samurayları, Nazi SS birlikleri ve Kızılordu askerleri bu vahşeti stratejik olarak düşmanlarını korkuyla felç etmek, karar veremez hale getirmek ve direnme gücünü kırmak için uyguluyorlardı. Japon savaş sanatlarında zaferin yolunun düşmanın “Ki’sini kırmak” yani mücadele azmini ortadan kaldırmaktan geçtiği öğretilir. Bugünse terör grupları amaçları doğrultusunda global çapta korku yaymaya çalışmakta ve bu uğurda insanların kellelerini kesmekte, kafeslerin içine sokup yakmakta ve ağzına kadar bomba yüklü araçları şehir merkezlerinde insanların arasında sokmaktadırlar. Üstüne üstlük bunları kameraya çekip sonrasında Internet üzerinden yayınlayarak ürettikleri korku hissini tüm dünyaya yayabilmektedirler. Bu grupların temel amacı terör eylemleri sayesinde kendilerinden daha büyük kuvvete sahip ülkelerin insanlarındaki savaşma ve mücadele azmini kırmak ve kararlarını etkilemektir.

Korkunun kullanıldığı diğer bir alanda Propagandadır. Siyasi ve ideolojik propagandanın amacı kitlelerin derin korkularını uyandırmak ve bu korkuları yaratan tehditlere karşı güvende olmalarının tek yolunun bu propagandayı yapan devlet veya ideolojiye itaat etmek olduğunu onlara kabul ettirmektir. Bu propaganda kah düşman kapınıza dayandı ve evinizle ailenizi tehdit ediyor bize destek olun şeklinde yapılır, kah canlı yayında o ülkenin en güvenilir sayılan şehrinin en bilinen sembolü olan binalar uçaklar çarptırılarak yerle yeksan edilir. Propagandacılar hedef kitleleri neden korkuyorsa o noktadan onları vururlar. Düşmanlar bazen dinsiz komünistler bazen de aşırı radikal köktendincilerdir. Diziler, filmler ve popüler kültür üzerinden düşman modelleri oluşturulur ve sanal kahramanlar bu düşmanlarla vuruşturulur. Özellikle Amerikan sineması yıllar içinde soğuk bakışlı Nazi subayları, parkaları ve kürk şapkaları içinde acımasız komünist KGB komiserleri ve çember sakallı, kafası sarıklı Arap terörist tiplemelerini oluşturmuş ve her dönem toplumun korkutulacağı düşman kimse ona göre bir karakter ortaya çıkartmıştır.

Korku savaş ve siyasi propaganda yanı sıra ürün pazarlama ve marketing alanlarında da kullanılır. Tabi bu alanda kullanılan korku faktörleri çok daha örtülü ve gizlidir. Mesela gazetede kalp krizinden ölen ünlü bir aktörün haberinin hemen altında kalbinizi çok ucuza kontrol ettirebileceğiniz bir özel hastanenin reklamını bulursunuz. Televizyonda seyrettiğiniz dizinin en duygusal anında devreye giren reklamlarda bebeğini kucağına almış bir anne çocuğunuzu hastalıklardan korumak ve bağışıklık sistemini güçlendirmek için mutlaka belli bir marka bebek maması kullanmanız gerektiğini size anlatır. Tuttuğunuz futbol takımının yarı final maçında sadece bir gol yeseniz mahvolacağınız korkusuyla maçın saniyelerini saydığınız anlarda siz hiç fark etmeden sahaya sanal reklam ışıkları yansıtılır ve ne tesadüftür ki çok bilinen bir içecek markasının logosu belli saniyeler ve ritmle gözlerinizin önünden geçirilir. Korkan insanın bilinçaltı dış etkenlere daha açık olduğu için ister istemez bu markanın logosunu ve sloganını beyninize alırsınız ve maçtan sonra kendiniz çok susamış hissedip marketin yolunu tuttuğunuz zaman içtiğiniz içecek bilin bakalım hangisidir ? İndirimleri, ucuzlukları ve sınırlı sayıda ürünleri kaçırma korkusu da sizde itinayla yaratılır ve panik halinde satın alma kararları vermeniz sağlanır. Elinize tutuşturulan kredi kartları sayesinde satın alma kararlarını gerçeğe dönüştürmeniz eskisine göre çok daha fazla kolaylaşmıştır bu da işin bir başka yönüdür.

Korkunun olumlu şekilde kullanılacağı durumlar da vardır. Kanun korkusu, sosyal baskı korkusu, sevdiklerinizi kaybetme korkusu gibi şeyler sizin kendinize ve başkalarına zarar verecek kararlar almanızı bir ölçüde engelleyebilir.

Benim kendi gözlemlerim sonucu en faydalı olduğunu düşündüğüm korkulardan bir tanesi de umut ve sevgiyle harmanlanmış belli oranda bir Allah Korkusudur. İnsan yaptıklarından gerek bu dünyada gerekse sonsuz hayatında tüm evreni yaratan sonsuz kuvvette bir güce hesap vereceğini hissettiği zaman bundan iki ana fayda edinmektedir. Bir tanesi egosunun kendisini yönlendirdiği ama orta ve uzun vadede ona büyük zararlar verecek hatta hayatını mahvedecek bir takım kararlardan kendisini korumasına yardımcı olmaktır. İkinci fayda da eğer bir insanda sağlam ve iyi konumlanmış bir Allah inancı varsa korkularını kullanarak onu yönlendirmek isteyen güçlere karşı kendisini daha etkin bir şekilde koruyabilmesidir.

Hastalık, şifa, hayat ve ölüm gibi kavramların Allah'ın gücü dahilindeki kavramlar olduğuna inanan bir insanın bu korkular kullanılarak yönlendirilmesi çok daha zordur. Para, güç, mal, makam ve mevki gibi kavramların geçici dünya ortamında insanların denenmesi için Allah tarafından özel olarak yaratılan sanal senaryolar olduğuna inanan bir insanı da bu değerlerin elinden alınması gibi korku faktörleriyle yönlendirmek hiç de kolay değildir. Kısacası bir yaratıcı inancı olan ve hayatındaki her anın inceden inceye bu yaratıcı tarafından bilinip kontrol edildiğine inanan bir insanı korku faktörleriyle etkilemek görece çok daha zordur. Tabi burada inancın bozulmamış ve art niyet taşımayan bir inanç olması da önem taşımaktadır. İnancınız sahte ve sanalsa yönlendirilme girişimlerinden korunmak bir yana çok daha kolay kandırılırsınız. Yani akıl ve kalp dengede olacak.

Kısacası işin özü şudur.

Ey iman edenler! Allah'tan, O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin. (Al-i İmran,102)

Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır. Büyük mükafat ise Allah'ın yanındadır. (Tegabün,15-16)

Sevgilerimle

Aydın Serdar Kuru

www.serdarkuru.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BİLGE SAVAŞÇININ NASİHATLERİ.

Bilge savaşçı bir akşam öğrencilerini bembeyaz mermerden yapılma okulunun geniş sütunlu giriş kapısı önünde toplayarak konuşmaya başladı.
"Bu akşam sizinle kendi yaşamımda öğrendiğim birtakım gerçekleri paylaşmak istiyorum ki üzerlerinde düşünebilesiniz.
İnsanların vicdanına güvenerek iş yapmayın çünkü birçok insanın vicdanı sandığınız şey üzerlerindeki toplum baskısından başka bir şey değildir. Eğer yakalanmayacaklarını ve ayıplanmayacaklarını bilirlerse size her kötülüğü yapabilirler.
Sizi korkutmaya çalışan bildiğiniz düşmanlardan korkmayın çünkü görebildiğiniz düşmanı yenebilirsiniz. Korkmanız gereken, varlıklarının farkında olmadığınız görünmez düşmanlardır.
Her masalın bir kötü canavarı bir de kahramanı bulunur. Eğer masallarda değil gerçek dünyada yaşamak istiyorsanız orada kötü canavarların ve kahramanların var olmadığını bilin.
Kara kalabalıklardan korkun. Çünkü kalabalığa karışan insanlar kendi karakterlerini kaybederek hipnotize olmuş bir şekilde tüm benliklerini o k…

MORAL BOZMA TEKNİKLERİ

Sevgili dostlar,

Ülkemizin pek çok cepheden saldırı altında olduğu bu günlerde en tehlikeli saldırılar görünmeyen ve psikolojik harp amaçlı hamlelerdir. Çünkü geldiğini gördüğünüz bir yumruğa önlem alabilirsiniz ama sizi deviren esas yumruk,görmediğiniz yumruktur.

Psikolojik harbin temel amaçlarından biri hedef ülke insanlarının moralini düşürmek ve mücadele azmini kırmaktır.Morali olmayan insanlar ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar direnmekten kolayca vazgeçerler ve kaybedilen her savaş önce insanların zihinlerinde kaybedilir.

Bugün sizlerle Psikolojik Harp çerçevesinde Moral Bozma (DEMORALIZATION) tekniklerinden bahsedeceğim böylece şahit olduğunuz pek çok olayda yapılan hamleleri görüp analiz etme şansınız olacaktır.Kullanılan tekniğin ne olduğunu bilirseniz etkisinden de kaçınmanız mümkündür.

1) Düşmanın moralini bozmak ya somut şekilde onu askeri açıdan yenmekle veya kendi durumuyla alakalı görüş açısını değiştirmekle olur. Görüş açısı değiştirmeye basit bir örnek verecek olursam,eğer…

DUYGUSAL BEYİN YIKAMA

FETÖ örgütü elebaşı Gülenin vaazlarını ilk ciddi analizim iki binli yılların başıdır. O dönemlerde hitabet yoluyla insanları ikna etmenin psikolojik temellerini araştırıyordum ve esas ilgi alanımı nutuklarıyla dünyayı ateşe veren Adolf Hitler ve Amerikan televizyonlarında canlı yayınlarda verdiği vaazları esnasında binlerce insanı toplu histeriye sokabilen ve sahneye çağırdığı seyircileri birkaç kelimesiyle bayıltıp sonra da ya içlerinden şeytanı çıkardığını ya da hastalıklarını iyi ettiğini iddia eden Evangelist rahip Benny Hinn oluşturuyordu.

Araştırmalarım esnasında mailleştiğim ve Amerika’da bir üniversitede sosyal psikoloji üzerine araştırmalar yapan eğitmen bir dostum bana Türkiye’de yaşadığım halde neden Gülenin vaazlarını incelemediğimi sordu. Tabi kendisine verecek mantıklı bir cevap bulamayınca oturdum Gülenin o dönemlerde Samanyolu televizyonunda sabaha karşı yayınlanan vaazlarını dikkatle incelemeye başladım.

Gördüklerim çok ilginçti ve ilk tepkim Gülenin “eğitilmiş” bir bey…