Ana içeriğe atla

MUTLU KÖLENİN BİR GÜNÜ

Sevgili dostum,

Hayat içinde birçok problemin olduğunu ve sürekli mutluluk peşinde balık görmüş bir martının heyecanıyla koştuğunu biliyorum. Mutluluğa ulaşmak için kitapçıların “kişisel gelişim” raflarında satın almadık kitap bırakmadığını, üç saate tüm problemlerini çözeceğini düşündüğün “eğitimlere” katıldığını ama bir türlü kendini “tam” hissedemediğini biliyorum. Bunun en büyük sebebi sadece ve sadece bir köle olduğunu anlayamaman ve saftirik bir şekilde hayatındaki kararları özgürce verebildiğini düşünmendir. Elleri ve ayaklarındaki iplerin farkında olmayan küçük bir kukla veya suyun içinde yaşayan şirin bir balık gibisin, hayatın suyun içinde geçiyor ama sana “suyun içindesin” denildiği zaman şaşırıyorsun.

Şimdi sana hayatının en büyük iyiliğini yapıyor ve mutlu bir köle olarak sıradan bir günü nasıl geçirmen gerektiğini anlatıyorum. Haklısın sen sadece yapman gereken “işi” yapacak kadar “eğitim” aldığın ve zihinsel yeteneklerin her gün maruz kaldığın televizyon ve akıllı telefonlar sayesinde artık iyice azaldığı için muhtemelen bu yazıyı okumaktan şimdiden yoruldun ama sabret ve lütfen dinlene dinlene okumaya çalış. Seni fazla yormamak için sadece birkaç sayfa yazmaya çalışacağım ama sen gene de her paragrafı okuduktan sonra telefonunla oynayarak kendini dinlendir. Ufacık zihnini çok zorlama. Neyse hazırsan başlıyoruz.

Şimdi ilk olarak güne sabahın köründe kalkarak başlıyorsun. Neden kalkmak zorunda olduğunu hiç düşünme ve sabahın bu saatinde kalkmanda herhangi bir anlamlı sebep aramayı bırak. Sadece yapman gereken kölelik vazifelerin için uyandın o kadar. Senin tüm hayatın sistemin ufak bir parçası olarak deliler gibi çalışmakla geçecek ve yaptığın şeylerin gerçekte hiç önemi olmayacak. Bu gerçeğe kendini alıştır ve onu kabullen. Hala yatakta oyalanıyorsun bilmiyor musun ki tüm kölelerin belli saatlerde angarya görecekleri yerlerde bulunmaları gereklidir, bu sebeple çabuk ol ve hemen kendini o yataktan dışarı at. Kalkar kalkmaz hemen balkona çık ve içi çeşitli kimyasallarla dolmuş havadan derin bir şekilde içine çek. Nefesini içine çekmeyi bilmiyorsan bu konuda sana nefes almayı öğretecek “nefes alma uzmanları” var hemen onların eğitimlerine katılarak nefes almayı öğren. Balkondan bakarken senin gibi diğer kölelerin evlerinden çıkmaya başladığını ve sanki çok önemli işlere gidiyormuş gibi koşturarak angarya alanlarına gitmeye çalıştıklarını göreceksin. Sen de geride kalma ve hemen evinin içine girerek hazırlanmaya başla.

Önce banyona gir ve dünyanın en pahalı doğal gazıyla ısıtılmış suyla güzel bir duş al. Duşunu alırken içinde ne olduğu belli olmayan ve renkli kutular içinde satılan çeşitli kimyasalları saçlarına ve bedenine güzelce bula. Bu kimyasal maddeler saçlarını film yıldızları gibi yapacak ve yapay kokulu sıvı deterjanla vücudunu bolca keselerken aynen reklamlarda olduğu gibi kendini tropikal sahillerde “spa” yaptırıyor hissedeceksin. Her gün bedenine sürdüğün bu kimyasalların gözeneklerinden girerek bedeninde birikmesini çok kafana takma, sen sadece reklamlara inan çünkü onlar her zaman doğruyu söyler. Duştan çıktığın zaman dişlerini de içinde son derece zehirli bir madde olan florürlü macunla fırçalamayı da unutma. Bu diş macunları madem bu kadar işe yarıyor o zaman neden hala diş hekimliği gibi bir meslek var diye de düşünme ve macunu dişlerine ve diş etlerine güzelce yedir. Dişlerini fırçalarken reklamlarda dişleri görsel efektlerle parlatılmış artistler gibi olman gerektiğini ve herkesin sana hayranlıkla bakacağını hiçbir zaman aklından çıkarma.

Neyse “temizlik” yani çeşitli kimyasalları bedenine sürme faslı bittiyse artık giyinebilirsin. Hepsi de “son moda” olan ve sistemin senin nasıl giyineceğin konusunda belirlediği stildeki elbiselerini tek tek dolaptan çıkar. Bu elbiseleri de düzenli olarak her hafta kimyasal maddelere buladığından emin ol. Yoksa lavanta gibi kokmaz ve yumuşacık olmaz elbiselerin. Üstelik elbiselerine sürdüğün kimyasalların bedeninin gözeneklerinden girerek senin her türlü vitamin ve mineral ihtiyacını karşıladığını da hatırlayarak sevin. En sonunda giyinip reklam ve dizilerde gördüğün insanlara tam olarak benzedikten sonra kendine aynada güzelce bak. Üzerindeki petrol ürünlerinden yapılmış kumaşlardan bedavaya yakın mal edilen ama sana kredi kartına on taksit satılan çok pahalı elbiselerinle gurur duy. Tabi aynaya bakarken eğer erkeksen saçına yapışkan kimyasallar sürmeyi ve üzerine güzel kokan maddeler sıkmayı da unutma. Bayansan bu kimyasallara batma işin biraz daha uzun sürecektir çünkü özellikle yüzünü tamamen boyamalısın ve saçlarının da boyası tam olmalı. Senin gerçek yüzün ve saçın kimsenin umurunda değildir. Reklamlardaki ve dizilerdeki insanlara benzemek için sürekli boyanman gerekiyor. Bu çok temel bir kuraldır.

Temizlik,giyinme ve boyanma fasılların bittikten sonra güzelce bir kahvaltı yapmak için artık buzdolabını açabilirsin. Tabi istersen evde kahvaltı yapmayıp iyi bir köle olarak canla başla koşturarak işine gidip ofisteki masanda içinde her türlü faydalı katkı maddeleri ve kalitesiz yağlar içeren “şeyleri” de yiyebilirsin. Ancak her konuda ahkam kesen “uzmanlar” evde kahvaltı yapmanın çok önemli olduğunu söylüyorlar, bu sebeple kalkış saatini biraz daha erkene alarak gecenin bir yarısı kalkıp evinde güzel bir kahvaltı yapmanı tavsiye ederim.

Kahvaltıda her gün kesinlikle tüketmen gerekenleri şimdi tek tek sayacağım. Öncelikle marketten aldığın genetiği oynanmış “tavukların” strese sokularak günde üçer beşer yumurtladıkları ve güzelce beslendikleri GDO’lu yemlerden aldıkları tüm hormonları içeren klorla beyazlatılmış harika yumurtalardan mutlaka yemelisin. Gene türlü kimyasalların bir araya getirilerek “tereyağ” görüntüsü verilmiş ve deterjan üretilen tesislerin yanı başındaki bantlarda üretilen “doğal” margarini güzelce tavada eritip içine bu mis gibi yumurtaları kırmanı tavsiye ederim. Tavada bir süre yumurtaları kızarttıktan sonra elde edeceğin kimyasal, hormon ve GDO kokteyli içeren omletler hem lezzetli olacak hem de gün boyu içinde olacağın kölelik çalışmalarında ihtiyacın olan enerjiyi sana vereceklerdir.

Bu yediklerinin sağlığına zarar vereceğini falan sakın düşünme ve bu konuda seni uyaranlara sakın inanma çünkü bunlar gerçek olsa reklamlarda kesin söylerlerdi. Bu güzel ve sağlıklı omletin yanına gene yapay yemlerle beslenmiş ve hormonlarla büyütülerek ömürlerini ufak bir kutu içinde geçirmiş mutlu ineklerden sağılan ve sonrasında türlü basınçlı ve yüksek sıcaklıklı işlemlerle içindeki tüm yararlı maddelerin yok edildiği “plastik” kadar dayanıklı sütü içersen harika olur. Bu sütlerden yapılan ve gene kesinlikle bozulmayan yapay peynirleri de midene indirmeyi unutma. Aynı sütlerden ve aynı teknikler uygulanarak üretilen sentetik yoğurtları da artık akşam midene indirirsin. Kısacası gün içinde vücudunun hem dışını hem de içini kölelik yaptığın sistemin sana sattığı türlü kimyasallarla doldurmak zorundasın. Ben bu kadar güzel kahvaltı yapamam vaktim yok diyorsan bir kutu GDO’lu “Mısır Gevreği” senin için harika bir çözüm olacaktır.

Neyse karnını yeterince kimyasallarla doldurduysan artık evden çıkabilirsin. (Bu arada yazıyı okumaktan yorulanlar ara verebilir, narin beyinler çok yorulmasın)

Kapının önünde duran ve kendisiyle gurur duyduğun yepyeni araban seni bekliyor. Tabi araban diyorum ama aslında teknik olarak bu araç kredi çektiğin bankaya ait ve sen zaten türlü vergilerle ve kar oranlarıyla fiyatı şişirilmiş bu arabayı banka kredisiyle üzerine geçirerek sadece kullanma hakkını elde ettin. Önümüzdeki beş sene bankaya maaşının yarısını verecek (diğer yarısını eve veriyorsun) ve arabanın fiyatının en az iki katını bankaya geri ödeyeceksin. Neyse çok kafanı yorma bunlarla,zaten borcun bitene kadar bu arabaların üretimi esnasında yapılan özel dizaynlar sayesinde yepyeni araban durup dururken “arıza” çıkartmaya başlayacağı için gider yenisini alır ve bankaya bir beş sene daha borçlanırsın. Unutma bir köle olarak görevin sistemi ayakta tutmaktır.

Senin gibi bankaların verdiği arabalarıyla mutlu bir şekilde yollara dökülmüş diğer kölelerin yarattığı trafik keşmekeşi arasından kazasız belasız çıkarak ofisine ulaşabilirsen bir an önce masanın başına geçmelisin. İşe başlamadan önce paket içinde satılan ve kahve olduğu iddia edilen acaip tozları sıcak suyla karıştırıp içmeyi de unutma çünkü bunlar tüm gün sana enerji verecektir yok ben “kahve” içmem dersen bu sefer çürük meyva lapası, yapay vitamin ve boya katılmış “meyve suları” sana aynı enerjiyi verecektir. Kendini önemli hissetmen için sana verilen ünvanların gerektirdiği ve aslında kimsenin hiç umurunda olmayan ve bundan elli sene sonra kimsenin de hatırlamayacağı “önemli” işlerini nasıl yapacağın konusuna hiç girmiyorum bunları sen benden çok daha iyi bilirsin.

Yalnız tavsiyem odur ki başına koydukları ve kendileri de aslında birer köle olan kahyalarını mutlu etmeyi hiç unutma ve onlara saygıda kusur etme. Çünkü o kahyalarda kendi üstündekilere aynısını yapıyorlar ve tüm bu “PİRAMİT” sistemi en tepeye kadar yükseliyor. İşinden kovulmamaya çalış çünkü sürekli ödediğin kredi kartı, araba ve ev borçların için şu anda çalıştığın ve kendini çok önemli hissettiğin yerde kalabilmen çok önemlidir. Senin için daha doğduğun anda dizayn edilen yaşam planına göre altmış küsür yaşına kadar hayatını sürekli borç ödemekle geçirecek ve hiçbir zaman maaşını somut olarak elinde göremeyeceksin, bunu artık güzelce kabul et ve durumuna şükret.

Sabahtan öğleye kadar deliler gibi çalıştıktan ve arada geçiştirdiğin “öğle yemeğinde” Internet üzerinden sipariş verdiğin ve içinde her tür faydalı kimyasal bulunan “Hamburger” ve “Nugget”ları midene indirip bedeninin kimyasal madde açığını kapattıktan sonra akşama kadar aralıksız kölelik görevlerini yapman şarttır. Unutma tüm sistem senin şikayet etmeden sürekli çalışman ve banka hesabında görünen rakamlarla çeşitli borçlara girmen üzerine dönmektedir. Güneş batana kadar çalıştıktan sonra evine dönmeden önce kendin gibi köle arkadaşlarınla, önemsiz konuları konuşacağınız ve beraber sevinip beraber kızacağınız güzel bir “mekana” giderek mideni gene farklı kimyasallardan üretilmiş yiyecekler ve kölelik yaşamının getirdiği mutsuzluğu unutmanı sağlayacak “alkol” ürünleriyle doldurabilirsin. Yalnız çok geç kalma çünkü yarın gene kölelik görevlerin seni bekler ancak yatmadan önce kredi kartınla 12 ay taksitle aldığın “akıllı televizyonun” karşısına geçip senin gibi kölelerin hayatını anlatan dizileri izleme veya “çok hızlı” internet paketinle dünyadaki diğer köleler ne yapıyormuş inceleme imkanların var.

Televizyon veya bilgisayar başında sürekli maruz kaldığın radyasyon ve sinyallerle beynin iyice kapasitesini doldurup bir de bunun üstüne tüm gün bedeninin içine ve dışına doldurduğun kimyasalların etkisiyle fizyolojin iflas edim artık bayılma aşamasına geldiğin zaman sen bunu “uykun gelmiş” sanacaksın ve senin için artık yatma vakti gelmiş demektir.

İşte bir harika gün daha bitti. Tabii bu çok standart bir günün tarifidir. “PİRAMİT” sistemin sana sunduğu seks, tatil, kumar, terör, siyaset ve modifiye edilerek içi boşaltılmış dinler gibi türlü hizmet paketlerinden hiç bahsetmedik. Bundan sonraki yazılarımda bu güzelliklerden de elimden geldiğince bahsetmeye çalışacağım.

Şimdilik kendine iyi bak sevgili dostum. İyi uykular.

Not: Yediğimiz şeylerin aslında gıda olmadığı konusunda gözlerimi açmama yardımcı olan sayın Dr.Yavuz DİZDAR hocama teşekkürlerimle

Sevgilerimle

Aydın Serdar KURU

www.serdarkuru.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KENDİNE GÜVENSİZLİKTEN KURTULMAK İÇİN 10 TAVSİYE.

Sevgili Dostum,

Objektivizm isimli felsefi akımının kurucusu ve saygı duyduğum yazarlardan bir tanesi olan Ayn Rand hanımefendi şunu söyler : 

“Kendine değer vermeyen insan, hiçbir şeye ve hiç kimseye değer veremez”

Bu, kendine güvensizliğin insanların ve toplumların hayatlarını ne kadar zorlaştıran bir düşünce bozukluğu olduğunu açıklayan çok doğru bir sözdür.

Gerek koçluk ve eğitim çalışmalarımda, gerek günlük yaşamımda insanların kendilerini boğan kocaman güvensizlik mengeneleri içinde yaşamaya çabaladıkları mutsuz ve karamsar hayatlarına sık sık şahit olmaktayım

Bu sebeple kendine güvensizlik üreten düşünce ve algı bozuklukları, üzerinde en çok çalıştığım konulardan bir tanesi olmakta.

Eğer sende kendine güvensizlik cehennemi içinde yaşayan ve bu sebeple hayatın birçok renginden kendini mahrum eden insanlardan biriysen, öncelikle bunu dürüstçe kabullenmen gerekiyor.

Şunu iyi bil ki bu sorunu seninle birlikte yaşayan milyonlarca insan var ve bu insanların büyük çoğunluğu dışardan göründük…

MUTLU OLMAK İÇİN VAZGEÇMEN GEREKEN 15 ŞEY.

Sevgili Dostum,
Roma İmparatorlarından aynı zamanda Stoacı bir filozof da olan Marcus Aurelius yüzlerce yıl önce "Hayatınızdaki mutluluk düşüncelerinizin kalitesine bağlıdır" tespitinde bulunmuştur. 
Mutlu olmak için neler yapman gerektiği konusunda bir çok kitap ve yazı bulabilirsin ancak ben bu yazıda mutlu olmak için yapmaman ve vazgeçmen gereken şeyler üzerinde durmak istiyorum.
Bu yazıyı dikkatlice okur ve burada vazgeçmeni istediğim şeylerden en azından bir kaç tanesini hayatından çıkarmayı becerebilirsen yaşam hakkındaki olumsuz algın değişerek daha olumlu ve mutlu bir yaşamın kapısını arayabilirsin. 
Bunları yapamam dersen en azından bir kaç kere üst üste okumanı istiyorum. Buna da üşenirim diyorsan en azından bu yazıyı arkadaşlarına paylaş çünkü bu basit hareketinin bile kimin hayatını değiştireceğini  bilemezsin. Bunu da yapamam diyorsan sana söylenecek pek bir şey yok.
Hadi başlayalım bakalım yapmaman ve hayatından çıkarman gereken şeylere.
1) Her zaman haklı olm…

BAŞARISIZ BİR İNSAN OLMANIN DOKUZ YOLU

Sevgili Dostum,

Yıllardır seni daha başarılı bir insan yapmak için uğraşıp duruyorum. İşimi gücümü bırakıp sana güzel güzel yazılar yazıyorum ama okumuyorsun ve "hocam çok uzun yazıyorsunuz" diye bana mesajlar atıyorsun.

Tamam kardeşim diyorum ve sana kısacık kısacık resimli paragraflar yazıyorum bu sefer de "ee hani burada bir şey yazmıyor bana ne yapacağım tam anlatmamışsın" diye bana kızıyorsun. Bu sefer sana ulaşabilmek için minnacık minnacık uyandırıcı tweetler atıyorum onları da laf sokmalı ve esprikli söz değil diye beğenmiyor ve benim yerine trolleri takip ediyorsun.

Bu iş yazıyla olmuyor, gel bak sana eğitim düzenledik ve sadece bir akşam yemeği parasına bir günde sana otuz kitaplık bilgi vereceğim, üstelik benimle tanışıp istediğin soruyu da sorabilirsin diyorum "size şimdi para mı vereceğiz,hep paragözsünüz zaten" diyorsun (sanki cebindeki telefonla ayağındaki ayakkabıyı sana bedava verdiler de biz paragöz olduk).

Hele öyle sana "bak,ben …