Ana içeriğe atla

DAHA HIZLI KOŞ HAMSTER DAHA HIZLI !

Sevgili insan görünümündeki küçük şirin Hamster kardeşim, Kafesinde her gün koşturmaktasın ve işin komiği kendini bir yerlere gidiyor zannetmektesin. Seni gören arkandan koca bir ejderha geliyor zanneder çünkü sürekli koşturuyorsun ve sürekli işlerinin yoğunluğundan şikayetçisin. Seni bildim bileli koşuyorsun ama bu yemyeşil çayırlarda, kelebeklerin peşinde keyifli bir koşturma kesinlikle değil, sen kan ter içinde bir yandan ağlayıp diğer yandan şikayet ederek koşturmaktasın.

O kadar çok koşuyorsun ki artık neden koştuğunu ve koşmaya ne zaman başladığını bile unutmuş durumdasın. Meraklanma sana şimdi neden bu kadar koştuğunu kısaca açıklamaya çalışacağım ve umudum o ki belki koşmaktan biraz nefeslenir ve söylediklerimi anlayabilirsin işte o zaman içinde sürekli koştuğun o kafesten çıkabilirsin bile, kim bilir.

Bak minik hamster, doğduğun ve dünyaya gözlerini açtığın anda daha ne olduğunu anlayamadan Sistem seni aldı, popona koca bir şaplak patlattı ve sana bir numara ve isim vererek kendin gibi yeni doğmuş hamster adaylarının arasına yatırdı. Annen ve babanda birer koşucu hamsterdı ve seni ilk gördüklerinde büyüdüğün zaman ne kadar hızlı koşacağından hatta “hayat yarışında” kendilerini bile geçebileceğinden bahsediyorlardı.

Tabi sen bir şeylerin garip gittiğini anlamış ve ana rahmindeki sakin hayatının sona erdiğini fark etmeye başlamıştın, zaten o sebeple bu kadar çok ağlıyordun. Bundan sonra artık görünüşte Anne ve Babanın ancak gerçekte Sistemin güçlü elleri arasındaydın. Sistem biran önce semirip sağlıklı bir hamster olman için seni türlü kimyasal mamalarla ve içinde ne olduğunu diğer hamsterların bile tam olarak bilmediği aşılarla büyütmeye başladı. Annen sürekli koşmak zorunda olan bir hamster olduğundan hem seni emzirmeye vakti yoktu hem de zaten koşmaktan ve kimyasal tüketmekten harap olmuş vücudu sana süt üretemiyordu. Baban desen onun hayatı tamamen koşmak üzerineydi.

Bir süre sana artık koşamayacak kadar güçten düşmüş ve Sistemin ölmeleri için bir kenara fırlatıp attığı “anneanne ve babaanne” ismi verilen yaşlı hamsterlar baktı. Onların gücü tükendiği zaman da yerlerini profesyonel bakıcılar aldı. Bu bakıcılar seni tüm gün televizyon denilen elektronik bir kutunun karşısında oturtuyorlar ve oradan aldığın “çizgi film” sinyalleriyle sakinleşmeni sağlıyorlardı. Bu tür kutuların karşısında sakinleşme alışkanlığın ömrün boyunca devam edecekti.

Sakin değildin çünkü hayatın boyunca koşturacağın fikri sana sıcak gelmiyordu üstelik anne ve babanı da sadece akşamları koşmaktan bitip tükenmiş bir şekilde iş kafeslerinden eve geldikleri zaman görebiliyordun. O kadar yorgun oluyorlardı ki seni iki kere sevip öptükten sonra içinden ışıklar çıkan kutuya onlarda biraz bakıyor ve sonrada bayılıyorlardı. Bazen onlara doyamadığın için geceleri bağırıyordun ama bunun pek hoş karşılanır bir hareket olmadığını anladığın için pek sık yapmıyordun çünkü o zaman sana “uslu bebek” diyorlardı.

Yıllar yılları kovaladı, yediğin kimyasal mamalar ve besinler sayesinde hızla serpilmeye başladın. Artık iyi bir koşucu hamster olman için eğitim görmen lazımdı. Daha doğmanın üzerinden 2 yıl bile geçmeden kendini bir “ana okulunda” buldun. Sistem seni burada küçük yaştan itibaren uzmanlar eşliğinde kafes yaşamına hazırlıyor ve diğer hamster arkadaşlarınla uyum içinde yaşamaya alıştırıyordu. Gerçek kafes koşullarına hazırlanman için sana çeşitli oyunlar oynatılıyor, sayılar ve hatta başka ülkelerde yaşayan hamsterların dilleri öğretiliyordu. İyi bir hamster hem çok iyi koşardı hem de daha iyi imkanların olduğu başka ülkelerdeki kafeslere gidebilmek için iyi derece yabancı dil bilirdi. Bunun en güzel yöntemi de daha küçük yaştan bu eğitimleri almaktı.

Yıllar yılları takip etti. Artık kimyasal mamaların yerini kimyasal yemekler almıştı. Her gün bedenini cips, hamburger, çikolata gibi başka hamsterların durmadan ürettiği şeylerle dolduruyordun. İlkokul, Lise ve Üniversite derken sürekli yeni hamster eğitim merkezlerine Sistem tarafından gönderiliyor ve nasıl daha hızlı bir hamster olacağın konusunda bilgiler ediniyordun. Bu okullara girmek içinde sınavlardan geçmen ve diğer hamster arkadaşlarından daha hızlı olacağını ispatlaman gerekiyordu.

Sadece iyi bir okuldan mezun olan bir hamster iyi bir kafeste koşma şansını yakalayabilirdi ve iyi bir kafeste koşmak demek diğerlerine göre daha iyi yemlere kavuşmak demekti. Hatta eğer şansın yaver giderse ilerde bir gün kafes sahibinin özel görevlendirdiği bir “kahya hamster” olabilir ve diğer hamsterların koşmalarını kontrol ederken daha az koşan ve en iyi yemlerle beslenen biri olabilirdin. Etrafındaki tüm hamsterların ve başta ailenin hayali bu yöndeydi. Aralarda bazı yerlerden bir kafesin içinde yaşamak üzere hazırlandığın ve bu kafes yaşamının hiçbir anlamı olmayacağı gibisinden mesajlar sana ulaşıyordu ama ailen ve etrafındakiler bir “anarşist” veya “serseri” hamster olacağından korktukları için bu mesajları unutmanı söylüyorlardı.

En sonunda eğitimin bitti ve diğer hamsterlarla beraber kendine iyi bir kafes bulmak için yarışmaya başladın. Elinde “Özgeçmiş” denilen kağıtların üzerinde şu ana kadar aldığın koşma eğitimleri ve staj tecrübelerin yazıyordu ve en büyük korkun kendine koşacak bir kafes bulamamaktı. Çünkü kafes bulamayan bir hamster Sistem içinde en alt tabaka demekti ve kimse seni “hamsterdan” saymazdı. En sonunda kendine güzel bir kafes buldun ve daha iyi kafeslere geçebilme umuduyla var gücünle koşmaya yani “kariyer yapmaya” başladın. Tabi artık kendi yemini kazanabiliyor hatta kazandığından fazlasını tüketebilmen için “yem kredi kartlarını” da kullanabiliyordun.

Bundan sonrası artık bilinen bir hikayeydi. Senden önceki hamsterlar gibi sürekli ve delicesine koşmaya başladın. Tüm Sistem senin düşünmeden koşman üzerineydi. Hızlı olman gerekiyordu. Kafesine daha hızlı gidebilmek için araba ve özel olarak yaşayacağın bir ev kafesi satın aldın daha doğrusu gelecekteki kırk sene boyunca ödeyeceğin borçların altına girdin. Artık senin gibi iyi koşan bir eş hamsterla evlenip bu birliktelikten ufak hamsterlarda üretirsen Sistemin çok memnun olacağı bir “birey” olabilirdin.

Sistem çok acımasız değildi; mesela her sene belli aralıklarla kafes dışına çıkmana izin veriyordu ve “tatil” adı verilen bu izinlerde deli gibi koşmadığın birkaç hafta geçirebiliyordun. Ancak koşmaya o kadar alışmıştın ki yerinde duramıyor hep başka şehirlere ve ülkelere gitmek istiyordun hatta uzun süre tatil seni sıkabiliyordu. Diğer hamster arkadaşlarınla olan konuşmalarında “ben koşmadan duramam uzun tatil beni sıkıyor” bile diyordun.

İyi bir koşucu hamster çok büyük sorunlar yaşamadan en az yirmi sene koşabilen bir hamsterdır. Bu süre boyunca aralarda koşmaktan yorulur, hasta olabilir, depresyona girebilir ve bu alanda psikolojik destekler alabilirsin ama genel olarak koşuya devam etmen gerekir. Sistem senin kafesten kaçmaman için hem etrafını “koşmanın ne kadar ilahi bir görev” olduğu konulu mesajlarla doldurmuş hem de yirmi sene boyunca kazanacağın yemleri banka denilen organizasyonlara borçlanmanı sağlamıştı kısacası bir zamanlar sevinçle girdiğin kafeslerden kaçman artık çok zordu.

Bu koşular içinde tüm teknoloji Sistem tarafından senin daha hızlı koşman için ayarlanır. Buradaki zekice taktik her türlü teknolojik gelişmenin senin yararın için olduğu konusunda seni ikna etmektir. Buna “Algı Yönetimi” denir. Mesela eline bir “akıllı telefon” verirlerdi. Bu telefonda bir iki video izleyip, top patlatma oyunu oynadığın zaman çok sevinirdin ama bu telefonun esas amacı seni sürekli bulunabilir ve takip edilebilir olmanı sağlamaktı. Bu cihazlar sürekli hızlandırılıyordu mesela 2 birim hızlı,3 birim hızlı ve en sonunda 4.5 birim hızlı hale getiriliyordu. Sen hızın senin için iyi bir şey olduğunu zannederken aslında teknoloji ne kadar hızlanırsa o kadar fazla koşman gerektiğini akıl edemiyordun.

Hatta bu hızlı “akıllı telefon“ hatlarının reklamlarında çok tanınan en hızlı hamster sporcular kullanılır ve bu sporcular bir “makine” olarak sana gösterilmesine rağmen gene de uyanmazdın. Çünkü sen tam anlamıyla inançlı bir hamsterdın.

Peki bu kafesten ve hamster hayatından kurtulup İNSAN olmanın ve İNSAN gibi yaşamanın bir yolu var mıdır diye sorarsan tabii ki vardır. Öncelikle İNSAN olduğunu hatırlaman, Sistemin farkına varman ve seni bir koşan hamster haline getiren Algı Yönetimi taktikleri hakkında bilgi edinmen lazımdır.

Bu kolay bir iş midir? Hayır. Bunları yapsan bile kafesinden kurtulma garantin var mıdır? Hayır. Sana verebileceğim tek garanti en azından kafesinden kurtulman için bir şansın olacağıdır. Bu tek şans bile şu anki halinden katrilyon kat iyidir buna emin ol. Şu an sadece şunu söylemek isterim. Sen seçkin bir varlıksın ve kesinlikle bilinçsizce bir hamster olmak için yaratılmadın. Sadece unutturuldun.

Sürekli koşman gerektiğini bildiğim ve hıza alışkın olduğun için çabuk da sıkıldığın için şimdilik burada kesiyorum. Tabi bazı hamsterlar sıkılıp veya anlamayıp yazının burasına bile gelemediler onlara söyleyeceğim şey sadece şudur.

Koş Hamster Koş. Çatlayıncaya ve geride senden bir şey kalmayana kadar koşmaya devam et çünkü seni koşturan Sistemin sana ihtiyacı var.

Sevgilerimle

Aydın Serdar Kuru

www.serdarkuru.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MORAL BOZMA TEKNİKLERİ

Sevgili dostlar,

Ülkemizin pek çok cepheden saldırı altında olduğu bu günlerde en tehlikeli saldırılar görünmeyen ve psikolojik harp amaçlı hamlelerdir. Çünkü geldiğini gördüğünüz bir yumruğa önlem alabilirsiniz ama sizi deviren esas yumruk,görmediğiniz yumruktur.

Psikolojik harbin temel amaçlarından biri hedef ülke insanlarının moralini düşürmek ve mücadele azmini kırmaktır.Morali olmayan insanlar ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar direnmekten kolayca vazgeçerler ve kaybedilen her savaş önce insanların zihinlerinde kaybedilir.

Bugün sizlerle Psikolojik Harp çerçevesinde Moral Bozma (DEMORALIZATION) tekniklerinden bahsedeceğim böylece şahit olduğunuz pek çok olayda yapılan hamleleri görüp analiz etme şansınız olacaktır.Kullanılan tekniğin ne olduğunu bilirseniz etkisinden de kaçınmanız mümkündür.

1) Düşmanın moralini bozmak ya somut şekilde onu askeri açıdan yenmekle veya kendi durumuyla alakalı görüş açısını değiştirmekle olur. Görüş açısı değiştirmeye basit bir örnek verecek olursam,eğer…

BİLİNÇALTI TEMİZLİĞİ.

Sevgili dostlar,

Amerika’da 1970’ler sonrasında ülkemizde de son yirmi yıldır gözlemlemeye başladığım ilginç bir kişisel gelişim hizmeti insanlara sunulmakta. Bu büyük hizmetin ismine “Bilinçaltı Temizliği” diyorlar.
Google hazretlerinde böyle bir arama yaptığınız zaman hepsi de birbirinden “uzman” arkadaşların bilinçaltınızı temizleyip pırıl pırıl ve mis gibi yapacaklarını iddia eden reklamlarını, sitelerini hatta televizyon programlarını görebilirsiniz (reyting reyting)
Bu hepsi de birbirinden değerli “bilinçaltı temizlik uzmanlarının” farklı farklı sanatları var. Kimi Hindistan gezisinde yüz dolar verip katıldığı ve orada sokaktaki dilencilerin bile yaptığı bir takım meditasyon tavsiyelerinde bulunuyor, kimi hipnoz ve telkinle bilinçaltınızı Domestosla temizlenmiş gibi yaparım diyor, kimisi de ciddi şekilde eski transistörlü radyolardan bozulmuşa benzeyen uydurma makinelere sizi kablolarla bağlayarak bu işi çözdüklerini iddia ediyorlar.

İşin bence gerçeğini (bak bence dedim) söylemem g…

KENDİNE GÜVENSİZLİKTEN KURTULMAK İÇİN 10 TAVSİYE.

Sevgili Dostum,

Objektivizm isimli felsefi akımının kurucusu ve saygı duyduğum yazarlardan bir tanesi olan Ayn Rand hanımefendi şunu söyler : 

“Kendine değer vermeyen insan, hiçbir şeye ve hiç kimseye değer veremez”

Bu, kendine güvensizliğin insanların ve toplumların hayatlarını ne kadar zorlaştıran bir düşünce bozukluğu olduğunu açıklayan çok doğru bir sözdür.

Gerek koçluk ve eğitim çalışmalarımda, gerek günlük yaşamımda insanların kendilerini boğan kocaman güvensizlik mengeneleri içinde yaşamaya çabaladıkları mutsuz ve karamsar hayatlarına sık sık şahit olmaktayım

Bu sebeple kendine güvensizlik üreten düşünce ve algı bozuklukları, üzerinde en çok çalıştığım konulardan bir tanesi olmakta.

Eğer sende kendine güvensizlik cehennemi içinde yaşayan ve bu sebeple hayatın birçok renginden kendini mahrum eden insanlardan biriysen, öncelikle bunu dürüstçe kabullenmen gerekiyor.

Şunu iyi bil ki bu sorunu seninle birlikte yaşayan milyonlarca insan var ve bu insanların büyük çoğunluğu dışardan göründük…