Ana içeriğe atla

Dermatoloji Uzmanı Uzm.Dr.Çilem Kaya KOÇ hanımla görüşmemiz.

Dermatoloji Uzmanı sayın Uzm.Dr.Çilem Kaya KOÇ hanımı Alsancağın en güzel yerinde bulunan ve bizzat kendi tarafından son derece şık, estetik ve ferah dizayn edilmiş Dermatoloji ve Kozmetoloji Kliniğinde ziyaret ettim. Kendisiyle güzel bir sohbet gerçekleştirdiğimiz Çilem hanım yoğun programına rağmen çok çeşitli konulardaki görüşlerini benimle paylaştı. Hem kendi uzmanlık alanı olan Dermatoloji ve Kozmetoloji alanından hem de benim uzmanlık alanlarım olan Algı Yönetimi, Koçluk ve Kişisel Gelişim temalarından bahsettik.

Sohbetimiz sonrası kafamda oluşan bazı düşünceleri sizlerle paylaşmak isterim.

a) Öncelikle Türkiye’de son yıllarda pıtrak gibi biten Estetik ve Cilt bakım merkezlerinin konumlandırılmasında problemler var. Hiç bir eğitimi ve tecrübesi olmadan ortaya ben "Estetik Uzmanıyım" veya "Cilt bakım Uzmanıyım" diye çıkan insanların bazıları merdiven altı ortamlarda halk sağlığıyla oynamaları ve bu işten gelir elde etmeleri büyük bir skandal. Çilem hanım gibi yıllarca en seçkin üniversitelerde eğitim görmüş, bu eğitimi gene yıllarca binlerce hastaya uyguladığı tedavilerle tecrübe alanına aktarmış ve birçok zorlu sınavdan geçtikten sonra "Uzman" kelimesini kullanmaya hak kazanabilmiş değerli bir doktorumuz ortada dururken, hiç bir eğitimi olmayan ve sadece para kazanmak için insanların zaaflarına yönelik reklam faaliyetleriyle aldatıcı bir imaj çizen insanların "Uzman" kelimesini kullanabilmesinin kabul edilebilir hiç bir yanı yoktur. Ülkemizde her alanda olduğu gibi Estetik ve Cilt bakım alanlarında da büyük bir başıboşluk söz konusu. İşin komiği yasal olarak "Derma" gibi cilt alanıyla ilgili bir takım kelimeleri ancak bu işin uzmanı doktorların kullanabilmesi gerekirken ülkemizde bu işin kontrolü neredeyse hiç yapılmıyor. Dün bir kuaför dükkanı işleten bir bayan yarın dükkanı kapatıp çok rahatlıkla bir Estetik veya Cilt bakım merkezi açabiliyor ve kimse bu alanları doğru dürüst denetlemiyor. Lütfen sağlığınızla alakalı konularda doktorlarımıza danışmayı tercih edin çünkü dışarıdan çok süslü ve karizmatik gözüken bir kısım eğitimsiz cahiller sağlığınızla alakalı sadece paranızı almakla kalmaz size büyük zararlarda verebilir.

b) Doktor ve Hasta arasındaki ilişkide son yıllarda oldukça büyük bir dejenerasyona uğramış durumda. Mesela bundan yıllar önce siz bir doktorla konuşurken mutlaka belli bir saygı ölçüsünde davranırdınız örnek olarak paylaştığım resme bakarsanız genelde beden dili olarak pek kapalı poz veren bir insan olmamama rağmen otomatik olarak Çilem hanımın yanında kendimi toparlama ihtiyacı duymuşum. Bu tamamen bilinçaltı ve belli dönemde yetişen bizim gibi insanların doktorlara verdiği tepkidir. Bugünkü durumlara baktığımız zaman işler hiç de böyle yürümüyor. Devlet hastanelerinde doktorlar hem son derece ağır bir iş ve nöbet yükü altında zor şartlar altında çalışırken hem de hak ettikleri değeri görmüyorlar. Sağlık sektöründe bir takım düzenlemeler yapılırken işin sadece siyasi getirisi düşünülerek doktorların üzerindeki yük son derece arttırılmış durumda. Doktorların özel hastanelerdeki durumları da çok farklı değil. Buralarda bir taraftan kar odaklı bir kuruluşta hizmet vermeye çalışırken diğer yandan size para verdiği için istediği gibi davranabileceğini düşünen saygısız insanlarla muhatap oluyorlar. Eskiden doktorlar sağlığımızla alakalı bir görüş belirttiği zaman aklımıza bunu sorgulamak gelmezdi. Şimdiyse bir doktor hastasına tedavisi konusunda neyin olup neyin olamayacağı konulu bir görüş bildirirken hastasından "ben sana para veriyorum beni istediğim şekilde tedavi etmek zorundasın" gibi bir karşılık alabiliyor.

c) Doktorların mesleki baskıları o kadar artmış durumda ki birçoğu başkalarının yanında "doktorum" demekten bile çekinir duruma gelmiş. Bunun birçok sebebi var ama en önemlisi insanlarımızda doktorların bizler gibi dinlenmesi, eğlenmesi ve aileleriyle ilgilenmesi gereken "bireyler" değil 24 saat hastalarla ilgilenmek zorunda olan otomatik ve duygusuz makineler olması gerektiği algısının ağır basması. Bugün işler öyle hale gelmiş ki insanlar hiç utanmadan bir doktoru cep telefonundan gecenin on ikisinde arayıp son derece gereksiz bir soruyu o insanın özel hayatı var mıdır yok mudur düşünmeden sorabiliyorlar. Kısacası bir doktorun en azından özel hayatında kafasını dinlemesinin tek yolu kendisini saklaması haline gelmiş ki aslında eğer bir meslekle övünülecekse bunu hak eden bir kaç meslekten biri olan doktorların bu şekilde kendilerini saklamak zorunda kalması oldukça acı.

d) Dermatoloji ve Kozmetoloji alanında muayenehane açmış bir doktorun işi oldukça zorlu. Öncelikle hastalarına en son teknolojilerle hizmet vermeleri için birçok cihaz almaları gerekiyor ki bu cihazların fiyatları hiç de öyle ucuz değil. Uzmanlık alanı Dermatoloji ve Kozmetoloji olan bir doktor olması gerektiği gibi Sağlık Bakanlığı tarafından her türlü denetlemeye tabii tutulurken aynı alanda ticaret yapmak için gidip bir tane cihaz alıp süslü bir dükkanın içine koyan herhangi bir kişi, esnaf adı altında bir Cilt Bakım Merkezi açabiliyor ve bunun denetlemesini aynen bir dönerciyi denetlermiş gibi Belediye yapıyor. O merkezi açan kişi kimdir, insan sağlığı hakkında karar verebilecek bilgi ve tecrübeye sahip midir bakan eden yok, al bir makine, bul karizmatik bir isim ve seni sadece belediyenin zabıtaları denetleyebilsin. Bu garip ve halk sağlığını tehdit eden durum hakkında mutlaka ciddi önlemler alınması gerektiğini düşünüyorum.

Sayın Uzm. Dr. Çilem Kaya Koç hanımı değerlendirdiğim zaman işinde oldukça uzman, motivasyon sahibi, kişisel değerleriyle yaptığı işi çok iyi örtüştürmüş, iletişim yetenekleri gelişmiş ve hastalarını doğru şekilde algılayabilecek empatiye sahip ve ayağı yere basan somut hedefler çerçevesinde düşünen bir insan olduğunu ve kendisini yakın zamanda İzmir’de Dermatoloji alanında bilinen bir marka olarak görebileceğimizi düşünüyorum.

Kendisiyle tanışmak ve muayene olmak isteyen dostlarıma Çilem hanımı gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim.

Ek bilgi için resmi sitesi :

http://www.cilemkayakoc.com/

Sevgilerimle

Aydın Serdar Kuru

www.serdarkuru.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BİLGE SAVAŞÇININ NASİHATLERİ.

Bilge savaşçı bir akşam öğrencilerini bembeyaz mermerden yapılma okulunun geniş sütunlu giriş kapısı önünde toplayarak konuşmaya başladı.
"Bu akşam sizinle kendi yaşamımda öğrendiğim birtakım gerçekleri paylaşmak istiyorum ki üzerlerinde düşünebilesiniz.
İnsanların vicdanına güvenerek iş yapmayın çünkü birçok insanın vicdanı sandığınız şey üzerlerindeki toplum baskısından başka bir şey değildir. Eğer yakalanmayacaklarını ve ayıplanmayacaklarını bilirlerse size her kötülüğü yapabilirler.
Sizi korkutmaya çalışan bildiğiniz düşmanlardan korkmayın çünkü görebildiğiniz düşmanı yenebilirsiniz. Korkmanız gereken, varlıklarının farkında olmadığınız görünmez düşmanlardır.
Her masalın bir kötü canavarı bir de kahramanı bulunur. Eğer masallarda değil gerçek dünyada yaşamak istiyorsanız orada kötü canavarların ve kahramanların var olmadığını bilin.
Kara kalabalıklardan korkun. Çünkü kalabalığa karışan insanlar kendi karakterlerini kaybederek hipnotize olmuş bir şekilde tüm benliklerini o k…

MORAL BOZMA TEKNİKLERİ

Sevgili dostlar,

Ülkemizin pek çok cepheden saldırı altında olduğu bu günlerde en tehlikeli saldırılar görünmeyen ve psikolojik harp amaçlı hamlelerdir. Çünkü geldiğini gördüğünüz bir yumruğa önlem alabilirsiniz ama sizi deviren esas yumruk,görmediğiniz yumruktur.

Psikolojik harbin temel amaçlarından biri hedef ülke insanlarının moralini düşürmek ve mücadele azmini kırmaktır.Morali olmayan insanlar ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar direnmekten kolayca vazgeçerler ve kaybedilen her savaş önce insanların zihinlerinde kaybedilir.

Bugün sizlerle Psikolojik Harp çerçevesinde Moral Bozma (DEMORALIZATION) tekniklerinden bahsedeceğim böylece şahit olduğunuz pek çok olayda yapılan hamleleri görüp analiz etme şansınız olacaktır.Kullanılan tekniğin ne olduğunu bilirseniz etkisinden de kaçınmanız mümkündür.

1) Düşmanın moralini bozmak ya somut şekilde onu askeri açıdan yenmekle veya kendi durumuyla alakalı görüş açısını değiştirmekle olur. Görüş açısı değiştirmeye basit bir örnek verecek olursam,eğer…

DUYGUSAL BEYİN YIKAMA

FETÖ örgütü elebaşı Gülenin vaazlarını ilk ciddi analizim iki binli yılların başıdır. O dönemlerde hitabet yoluyla insanları ikna etmenin psikolojik temellerini araştırıyordum ve esas ilgi alanımı nutuklarıyla dünyayı ateşe veren Adolf Hitler ve Amerikan televizyonlarında canlı yayınlarda verdiği vaazları esnasında binlerce insanı toplu histeriye sokabilen ve sahneye çağırdığı seyircileri birkaç kelimesiyle bayıltıp sonra da ya içlerinden şeytanı çıkardığını ya da hastalıklarını iyi ettiğini iddia eden Evangelist rahip Benny Hinn oluşturuyordu.

Araştırmalarım esnasında mailleştiğim ve Amerika’da bir üniversitede sosyal psikoloji üzerine araştırmalar yapan eğitmen bir dostum bana Türkiye’de yaşadığım halde neden Gülenin vaazlarını incelemediğimi sordu. Tabi kendisine verecek mantıklı bir cevap bulamayınca oturdum Gülenin o dönemlerde Samanyolu televizyonunda sabaha karşı yayınlanan vaazlarını dikkatle incelemeye başladım.

Gördüklerim çok ilginçti ve ilk tepkim Gülenin “eğitilmiş” bir bey…