Ana içeriğe atla

KIZILAYIN “GÖRMEZDEN GELMEYİN” KAMU SPOTU.

Devletlerin belli amaçlar doğrultusunda algı yönetimi uygulamaları yapmasında bir problem yoktur zaten modern dünyanın yüksek nüfuslu ülkelerinin vatandaşlarını en iyi idare etme şekli onları ikna ederek yönlendirmesidir. Kamu spotu dediğimiz uygulamalarda devlet kurumlarının halkla ilişkiler ve bir anlamda propaganda çalışmalarıdır.

Yalnız burada sorun bu işlerin iyi Algı Yönetimi uzmanlarının kontrolünde kaliteli yapılması gerekliliğidir. Kötü reklam veya kötü propaganda amacınız doğrultusunda hiçbir işe yaramaması bir tarafa zararınıza da işleyebilir.

Bu bağlamda Kızılay'ın “Görmezden Gelmeyin” Kamu spotunu Algı Yönetimi teknikleri doğrultusunda incelemek isterim. İzlemek isteyenler için link : https://youtu.be/MVsrwCeHp_o

1)Spot aydınlık dünyadan karanlık dünyaya giren bir bayan figürüyle başlıyor. Yani her şeyin güzel ve aydınlık olduğu bir dünyadan gelerek karanlık bir dünyanın içinden geçmek zorunda kalan bir kadın ana karakterimiz ve hedef kitlemiz.

2)Ana kahraman genç, güzel, modern hatta neredeyse İskandinav ülkelerinden gelen bir bayan görünümünde. Bayanın temel imajından spotun ana hedefinin kendi kariyeri olan, batı türü eğitime ve dünya görüşüne sahip ve donuk bakışlarıyla kendini özellikle güncel olaylara duyarsızlaştırmış hatta apolitik bir kesimi hedef aldığını anlayabiliyoruz. Buradaki problem hedeflenen kitlenin toplumun çok ama çok az bir kısmını oluşturmasıdır. Bu tür çalışmalarda aslında toplumun genelini temsil eden sembollerin kullanılması daha faydalıdır ama spotu hazırlayanlar kendilerine son derece azınlık bir kesimi hedef almışlar.

3)Batılı ve duyarsız görünümlü bayanımız ilk olarak bir tel örgüden tırmanmaya çalışan genç ve yakışıklı bir erkek ve arkasında bekleyen küçük çocukları görür. Sınırdan ülkemize “kaçmaya” çalışan belki eşini kaybetmiş ve çocuklarıyla baş başa kalmış yakışıklı ve spotun hedef kitlesi kesime sempatik gelebilecek bir erkek imajı çizilmiş. Buradaki amaç kafadaki tehlikeli ve son derece “Arap” görünümlü Suriyeli erkek göçmen imajını kırmaktır. Baş roldeki bayanımız konuya gene duyarsız yaklaşır ve kafasını çevirmez. Bir süre sonra tırmanan erkek tel örgüye daha fazla tutunamaz ve düşerek yanındaki çocuklarla beraber yok olur. Bu sahnede verilmek istenen suçluluk duygusu umursayıp elini uzatıp yardım etseydin belki de yok olmayacaklardı üzerine temellenmekte. Sahnenin eleştirebileceğim unsuru şudur ki adam tırmanırken arkada bekleyen çocuklar görüntüsü çok yersiz olmuş bunun yerine önce çocuklarının tırmanmasına yardımcı olan çaresiz baba figürü kullansalar daha etkili olurdu. Buradaki sahnede arkadan gelen tehlikeye karşı çocuklarını geride bırakarak kaçmaya çalışan bir baba figürü kullanılmış ki son derece büyük bir hata olmuş.

4)Diğer sahnede duyarsız ve modern görünümlü bayanımız bu sefer üzerinde can yeleği olan ve kucağında gene can yeleği giydirilmiş bir çocukla çaresizlik içinde bekleyen bir erkek figürünün önünden geçiyor. Bir önceki sahnede daha batı görünümlü ve genç bir erkek imajı seçen yapımcılar burada çok daha “Arap” veya “Muhafazakar” görünümlü bir imaj kullanmış. Çocuğun dedesi, amcası veya bir ihtimal babası imajındaki karakterde “acımasız” bayanımızın pek ilgisini çekmiyor. Bayanımız tam önünden geçerken adamcağız dizlerinin üstüne çöküyor ve sanki çocuğu kurtarması için bayana uzatıyor. Ancak aşırı İskandinav ve batı görünümlü bayanımız gene umursamıyor ve adamla çocuk yan tarafa devriliyor.

5)Sonraki sahnemiz çok güzel esmer bir kız çocuğunun kar altındaki umutsuz bakışıyla başlamakta. Suriyeli kız imajının ortalamanın üstünde güzel seçilmesi gene “çirkin ve pis Suriyeli mülteciler” ön yargısının kırılması için tercih edilmiş. Kızın baş örtüsünün de mümkün olduğunca muhafazakar bir şekilde bağlanmamasına özen göstermişler. Sahne geniş açıya geçince bu güzel kızın yıkılmış bir duvarın altında kar fırtınası içinde paltosuz battaniyesiz bir şekilde bir şeyler yemeye çalışan Suriyeli bir ailenin üyesi olduğunu görüyoruz. Tüm aile umut dolu bakışlarla “modern ve batılı görünen umarsız bayana” bakmasına rağmen gene ana kahraman bayanımız yürüyüp geçiyor. Güzel mülteci kız yanlarından geçen kadına son bir yalvarıcı bakış attıktan sonra ailesiyle birlikte devrilip ölüyorlar. Burada gene spotun hedefindeki kesimde suçluluk duygusu yaratılmaya çalışılmış.

6)Spotun sonunda modern ve İskandinav görünümlü bayanımızı kötü bir sürpriz bekliyor. Son çıkan karakter aynen annesi gibi uzun sapsarı saçları ve Alman çocuğu görünümüyle kendi oğlu. O da kirli paslı elbiseler içinde annesine yalvarıcı ve biraz suçlayıcı gözlerle bakıyor. Burada amaçlanan şey, spot boyunca yaratılan suçluluk duygusunu en sonunda tüm Suriyeli mültecileri kadının kendi oğlu imajında toparlayarak maximize etmek. Hatta burada oğlunun sorgulayıcı bakışlarından “anne sen nasıl bu kadar acımasız olabilirsin” türü bir alt mesajda verilmek istenmiş. Çocuk son bir suçlayıcı bakış attıktan sonra annesinin dehşet ve şaşkınlık dolu bakışları altında devriliyor. Spotun sonu temel suçluluk ve korku güdülerine hitap eden “Ya senin çocuğun olsaydı” mesajıyla bitmekte.

“Görmezden Gelmeyin” spotu hakkında temel düşüncem bu işi yapanların niyetleri iyi olmasına rağmen Algı Yönetimi konusunda bilgisiz oldukları için büyük hatalar yapmaları ve spotun yarardan çok zarar verecek olması. Türkiye'de ve Dünyada büyük bir sorun haline gelen Suriyeli göçmenlere yönelik ülkemizde negatif tepkilerin artmaya başladığı bir gerçek. Bu insanlara yönelik sempatiyi arttırmak için kurgulanan bir çalışmada en yapılmaması gereken şey toplumun bir kısmını ötekileştirerek onlarda suçluluk duygusu yaratmak ve toplumun diğer kesimleri daha duyarlı ama sadece belli bir kesimi duyarsız olarak yansıtmaktır.

Bu işin doğru yapılma şekli toplumun genel kesiminde bir sempati duygusu oluşturmak doğrultusunda olmalıydı.

Örnek olarak toplumun büyük bir kısmının kendine benzer göreceği Suriyeli bir ailenin savaş öncesindeki mutlu ve düzenli hayatlarının aniden tepelerine düşen bombalarla sona ermesi ve bu ailenin bir çok trajedi yaşadıktan sonra Türkiye sınırlarına ulaşması gibisinden bir senaryo insanlarda ülkemize gelen göçmenlerin aynı kendileri gibi bir hayata sahip olan ve kendilerine benzer insanlar oldukları algısını yaratır ve onlara sempati duyulmasını sağlardı.

Başka bir yöntemde her gün on binlerce göçmene yardım için bin bir zorlukla mücadele eden ve gene ülkemizdeki insanların geneline benzeyen “bizden biri” olan hemşire, doktor, yardım görevlisi gibi insan karakterleri çizilir ve bu insanlara mücadelelerinde yardımcı olmamız gerektiği söylenirdi.

Kısacası bu kötü çekilmiş ve toplumun belli bir kesimini ötekileştiren spot dışında çok daha iyi çalışmalar yapılabilirdi. Umarım bu işleri yaparken bir daha ki sefere daha etkin Algı Yönetimi danışmanlığı alırlar çünkü bu spot hiç olmamış ve yaptıranlara yarardan çok zarar verecektir.

Sevgilerimle

Aydın Serdar Kuru

www.serdarkuru.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KENDİNE GÜVENSİZLİKTEN KURTULMAK İÇİN 10 TAVSİYE.

Sevgili Dostum,

Objektivizm isimli felsefi akımının kurucusu ve saygı duyduğum yazarlardan bir tanesi olan Ayn Rand hanımefendi şunu söyler : 

“Kendine değer vermeyen insan, hiçbir şeye ve hiç kimseye değer veremez”

Bu, kendine güvensizliğin insanların ve toplumların hayatlarını ne kadar zorlaştıran bir düşünce bozukluğu olduğunu açıklayan çok doğru bir sözdür.

Gerek koçluk ve eğitim çalışmalarımda, gerek günlük yaşamımda insanların kendilerini boğan kocaman güvensizlik mengeneleri içinde yaşamaya çabaladıkları mutsuz ve karamsar hayatlarına sık sık şahit olmaktayım

Bu sebeple kendine güvensizlik üreten düşünce ve algı bozuklukları, üzerinde en çok çalıştığım konulardan bir tanesi olmakta.

Eğer sende kendine güvensizlik cehennemi içinde yaşayan ve bu sebeple hayatın birçok renginden kendini mahrum eden insanlardan biriysen, öncelikle bunu dürüstçe kabullenmen gerekiyor.

Şunu iyi bil ki bu sorunu seninle birlikte yaşayan milyonlarca insan var ve bu insanların büyük çoğunluğu dışardan göründük…

MUTLU OLMAK İÇİN VAZGEÇMEN GEREKEN 15 ŞEY.

Sevgili Dostum,
Roma İmparatorlarından aynı zamanda Stoacı bir filozof da olan Marcus Aurelius yüzlerce yıl önce "Hayatınızdaki mutluluk düşüncelerinizin kalitesine bağlıdır" tespitinde bulunmuştur. 
Mutlu olmak için neler yapman gerektiği konusunda bir çok kitap ve yazı bulabilirsin ancak ben bu yazıda mutlu olmak için yapmaman ve vazgeçmen gereken şeyler üzerinde durmak istiyorum.
Bu yazıyı dikkatlice okur ve burada vazgeçmeni istediğim şeylerden en azından bir kaç tanesini hayatından çıkarmayı becerebilirsen yaşam hakkındaki olumsuz algın değişerek daha olumlu ve mutlu bir yaşamın kapısını arayabilirsin. 
Bunları yapamam dersen en azından bir kaç kere üst üste okumanı istiyorum. Buna da üşenirim diyorsan en azından bu yazıyı arkadaşlarına paylaş çünkü bu basit hareketinin bile kimin hayatını değiştireceğini  bilemezsin. Bunu da yapamam diyorsan sana söylenecek pek bir şey yok.
Hadi başlayalım bakalım yapmaman ve hayatından çıkarman gereken şeylere.
1) Her zaman haklı olm…

BAŞARISIZ BİR İNSAN OLMANIN DOKUZ YOLU

Sevgili Dostum,

Yıllardır seni daha başarılı bir insan yapmak için uğraşıp duruyorum. İşimi gücümü bırakıp sana güzel güzel yazılar yazıyorum ama okumuyorsun ve "hocam çok uzun yazıyorsunuz" diye bana mesajlar atıyorsun.

Tamam kardeşim diyorum ve sana kısacık kısacık resimli paragraflar yazıyorum bu sefer de "ee hani burada bir şey yazmıyor bana ne yapacağım tam anlatmamışsın" diye bana kızıyorsun. Bu sefer sana ulaşabilmek için minnacık minnacık uyandırıcı tweetler atıyorum onları da laf sokmalı ve esprikli söz değil diye beğenmiyor ve benim yerine trolleri takip ediyorsun.

Bu iş yazıyla olmuyor, gel bak sana eğitim düzenledik ve sadece bir akşam yemeği parasına bir günde sana otuz kitaplık bilgi vereceğim, üstelik benimle tanışıp istediğin soruyu da sorabilirsin diyorum "size şimdi para mı vereceğiz,hep paragözsünüz zaten" diyorsun (sanki cebindeki telefonla ayağındaki ayakkabıyı sana bedava verdiler de biz paragöz olduk).

Hele öyle sana "bak,ben …