Ana içeriğe atla

KARİYER KÖLESİ MURAT

Murat sabah gün ışımadan çalar saat yerine kullandığı telefonunun zırlayan melodileriyle uyandı. Deliler gibi uyumak istiyordu ancak iyi bir kariyer hedefi olan insanın uyumak gibi bir lüksü olamazdı. Bir süre evinde mi yoksa otelde mi olduğunu anlamaya çalıştı. O kadar fazla seyahat ediyordu ki bazen nerede olduğunu hatırlaması bile zaman alıyordu. Biraz düşündükten sonra artık kaçıncısına katıldığını bilemediği bayiler toplantısı için bambaşka bir şehirde olduğunu hatırladı.

Lüks otelin banyosunda elini yüzünü yıkayıp aceleyle tıraşını olurken babası aklına geldi. Yıllarca demiryollarında çalışan babasının zamanında “kariyer” diye bir kelime bilinmezdi. Babası “kariyer yapmaz” sadece işine giderdi. Zaten babasının kariyeri de yoktu onun “iyi bir işi” vardı. Babası yıllar boyunca aynı şehirde ve aynı şirin bahçeli evde yaşamış. Her sabah eşinin hazırladığı leziz kahvaltıları tadını çıkara çıkara ve gazetesini okuyarak yedikten sonra sallana sallana yürüyerek ve yoldan geçenlerle selamlaşarak çalıştığı dairesine gitmişti. Murat en son evinde ne zaman kahvaltı yaptığını bile hatırlamıyordu çünkü onun bir işi değil bir kariyeri vardı.

Kariyerine ilk başladığı yıllarda çalıştığı ufak firmadaki kendisinden daha tecrübeli arkadaşları eğer alanında çok başarılı olursa dikkat çekeceğini ve aranılan bir eleman olacağını söylemişlerdi. Eğer aranılan bir eleman olursa çok daha yüksek bir maaşla başka bir “kurumsal” şirkete de geçebilirdi. Murat bu tavsiyeye uyarak her gün deliler gibi çalışmış ve haftada altmış saatini ofiste geçirmeye başlamıştı. Tabii o dönemlerde bekardı ve sosyal hayatı tamamen bittiği için yakın bir zamanda evlenebilecek gibi de gözükmüyordu. Bu delicesine çalışması iş yaptıkları büyük bir firmanın dikkatini çekmiş ve kendisini oldukça yüklü bir maaşa transfer etmişlerdi. Yeni iş yerinde daha parlak bir ofisi ve banka hesabına yatan daha yüklü bir maaşı vardı ancak mutlu değildi. Çünkü bu sefer haftada altmış beş saat çalışmaya başlamış ve evindeki özel zamanını bile Excel tabloları başında geçirir olmuştu.

Bütün bu kariyer çabalarının nereye varacağını aslında hiç kestiremiyordu. İşini çok daha iyi yapsa hatta tüm şirkette o işi en iyi yapan kişi bile olsa ileride bir gün işten çıkartıldığı takdirde üzerinden birkaç ay geçmeden tüm yaptıklarının unutulacağını biliyordu. Bunu biliyordu çünkü yirmi iki senesini o kurumsal firma için çılgınlar gibi çalışarak geçirmiş şirketin en kıdemli çalışanı Haldun abisinin emekli olmasından üç ay sonra kim olduğunu bile insanlar unutmuştu. Kariyer tanrılarının acıması ve hafızası olmazdı.

Çok çalışır ve oyunu doğru oynarsa ufakta olsa şirketin en tepesindeki CEO Hamdi Bey gibi bir geleceğe sahip olma şansı vardı. Ancak Hamdi beyle yakından çalıştığı için dışarıdan gözüken havalı hayatın arka planında uykuda geçirdiği dakikalar dahil tüm zamanı ve hayatı şirkete ait bir adam olduğunu biliyordu. Hamdi Bey artık bir insan değildi, o şirketin cisimleşmiş haliydi ve çok sevdiği torunlarını bile senede ancak birkaç kere görebiliyor bundan sürekli yakınıyordu. CEO olmuştu ama mutlu olamamıştı.

Kaliteli bir üniversitenin iyi bir bölümünü bitirmiş üstelik Yurt Dışında master bile yapmıştı Murat. Bundan elli sene önce belki de bu kadar eğitimle bir bilim insanı olabilir veya kendi işini açabilirdi ancak bugünkü ortamda bu kadar eğitimden sonra övünebileceğiniz tek şey “kurumsal bir firmada orta düzey yönetici” olmaktı.

İş yaşamına girmeden kurumsal bir firmadaki iş hayatı ve yöneticilerinin hep çok zeki ve medeni insanlar olacağını düşünmüştü ancak işin içine girince ortaya tam ters bir görüntü çıkmıştı. Tüm gün enerjisini yaptığı işler değil muhatap olmak zorunda kaldığı kibirli ve geri zekalı insanlar sömürüyordu. Yıllarca okumasının ve deliler gibi çalışmasının sonucunda geldiği yerde onu kendisi gibi zeki ve donanımlı insanlar değil fırsatını bulsa onu bir kaşık suda boğacak, hepsi de birbirinden çapsız ve basiretsiz koca bir aptallar sürüsü karşılamıştı. Şu anda aldığı maaş şirketteki pek çok insandan kat kat fazla olmasına rağmen tüm gün uğraştığı ve enerjisini emip sömüren bu güruh yüzünden kazandığı para ona son derece anlamsız geliyor ve bu insanlardan birkaç gün bile uzak kalabilmek için tüm maaşını iade edebileceğine dair düşünceler beynini kemiriyordu. Kariyer yapmakla geçirdiği her ay biraz daha yaşlandığını, biraz daha hayatı ve en güzel günlerini ıskaladığını hissediyordu. Üstelik geceleri uyurken bile yaşadığı stres yüzünden kafasında saç kalmamış ve midesinde koca bir delik açılmıştı. Aralarda girdiği panik atakları engellemek için yuttuğu birbirinden kocaman uyuşturucu haplarda işin cabasıydı.

Birbirinden güzel çiçeklerin yetişebileceği verimli bir tarla gibi girdiği kariyer hayatında artık üstüne çirkin betonarme binaların dikildiği ot bitmeyen kupkuru bir çöle dönmüştü.

Etrafındaki diğer çalışanların önemli bir kısmı çok büyük üniversiteleri bitirmiş ve işlerinde çok tecrübeli insanlardı ve bu insanlar olmadan ortada şirket falan kalmazdı. Buna rağmen şirket hepsinin tepelerinden milyonlarca lira kazandığı ve şirketin sahibinin oğlu her hafta başka bir spor arabayı altına çektiği halde onlara ödenen maaş bile kılı kırk yararcasına hesaplanıyor ve tüm bu olanlara kendisi dahil kimse ses çıkarmıyordu. Çünkü onlar kariyer yapıyorlardı ve şirketlerde böyle adaletsizlik muhabbetleri fazla açılmazdı.

Aslında seslerini çıkarmamalarının sebebi korku değildi. Şirket onlara sanal rütbeler veriyor onlarda bu sanal saygınlık hissini kaybetmemek için işin başka boyutlarını fazla düşünmüyorlardı. Yıllar geçtikçe Murat'ın süslü rütbeleri artmış ve her aldığı terfide sırtına binen sorumluluk daha ağırlaşmasına rağmen kazandığı para da büyük değişimler olmamıştı. Bu sistemi öylesine kabul etmişti ki şu anki durumu ona bazen garip hissettirse de kendisine böyle bir “kariyer imkanı” sunan şirketi eleştirmek bile ona hainlik gibi gelmeye başlamıştı.

Giydiği takım elbiseler, kariyer planları ve sürekli takmak zorunda olduğu dalkavukluk maskesi artık onu boğuyordu. Bu sistem içinde artık yıllar önce neden çalışmaya başladığını bile unutmuştu. İşin kötüsü kariyeri artık herkes gibi üstüne yapışmış ve kişiliğinin yerini almıştı. Üniversitede okurken insanları kişilikleri ve karakterleriyle değerlendirirdi ama artık bu “kariyer dünyasında” insanlar önce sizin ne iş yaptığınıza, kariyer merdivenlerinde hangi basamakta olduğunuza bakıyor ve size olan tavırları da buna göre değişiyordu. Karşınızdaki insan kariyer bakımından sizden yüksek bir noktadaysa hemen kendisine dalkavukluk yapılmaya başlanıyor ancak eğer aşağıda olduğu hissedilirse tavırlar aniden kabalaşıyordu. Kısacası artık karakteriniz değil kariyeriniz önemliydi.

Murat tüm bunları düşünürken farkına bile varmadan kendisini üstüne takım elbisesini geçirmiş, pahalı deri çantasını eline almış ve odasından çıkarak lobiye inen asansörü beklerken buldu. Kimbilir hayatında bir tek gün bile “kariyer yapmamış” ve her gün evinden eşiyle çocuklarının gülücükleriyle uğurlanan babası onun bu robotlaşmış haline nasıl kahkahalarla gülerdi.

Neyse artık bu düşünceleri bırakmalı ve kendisini bekleyen toplantıya yoğunlaşmalıydı çünkü onun “düşünmesi gereken bir kariyeri vardı.”

Sevgilerimle

Aydın Serdar Kuru

www.serdarkuru.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ZARA İŞİNİN ALTINDAKİ FARE YENİĞİ

Önce haberimize bir bakalım.

http://www.hurriyet.com.tr/unlu-markanin-elbisesinden-fare-cikti-40280304

Efendim habere göre Amerikada ünlü bir markadan kendine elbise alan Amerikalı hanım kızımız kendini bir kaşıntı alınca elbiseyi kontrol etmiş ve şok geçirip bayılmış çünkü efendim elbisenin astarından minik ve ölü bir fareciğin pençeleri gözüküyormuş.Tabi hemen kıyameti koparmış ve ünlü firmayı dava etmiş. Firmada panik olmuş ve durumu inceleyeceklerini söylemiş.

Dikkat ederseniz haberde firma kimdir,nedir hiçbir bilgi yok.Haberdeki resimdeki marka kısmı da itinayla kapatılmış.

Şimdi işin daha bir detayı için size aynı olayı anlatan yabancı bir haber link'i veriyorum

http://gothamist.com/2016/11/14/zara_rat_dress_lawsuit.php

Bu verdiğim linkteki haber olayı daha da açıklığa kavuşturuyor ve bahsedilen firmanın hanımların ülkemizde de çok sevdiği Zaranın Amerika bayisi olduğunu anlıyoruz.

Şimdi benim takıldığım esas nokta firma değil, paylaştığım resimden de görebileceğiniz gibi söz konus…

MORAL BOZMA TEKNİKLERİ

Sevgili dostlar,

Ülkemizin pek çok cepheden saldırı altında olduğu bu günlerde en tehlikeli saldırılar görünmeyen ve psikolojik harp amaçlı hamlelerdir. Çünkü geldiğini gördüğünüz bir yumruğa önlem alabilirsiniz ama sizi deviren esas yumruk,görmediğiniz yumruktur.

Psikolojik harbin temel amaçlarından biri hedef ülke insanlarının moralini düşürmek ve mücadele azmini kırmaktır.Morali olmayan insanlar ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar direnmekten kolayca vazgeçerler ve kaybedilen her savaş önce insanların zihinlerinde kaybedilir.

Bugün sizlerle Psikolojik Harp çerçevesinde Moral Bozma (DEMORALIZATION) tekniklerinden bahsedeceğim böylece şahit olduğunuz pek çok olayda yapılan hamleleri görüp analiz etme şansınız olacaktır.Kullanılan tekniğin ne olduğunu bilirseniz etkisinden de kaçınmanız mümkündür.

1) Düşmanın moralini bozmak ya somut şekilde onu askeri açıdan yenmekle veya kendi durumuyla alakalı görüş açısını değiştirmekle olur. Görüş açısı değiştirmeye basit bir örnek verecek olursam,eğer…

BİLİNÇALTI TEMİZLİĞİ.

Sevgili dostlar,

Amerika’da 1970’ler sonrasında ülkemizde de son yirmi yıldır gözlemlemeye başladığım ilginç bir kişisel gelişim hizmeti insanlara sunulmakta. Bu büyük hizmetin ismine “Bilinçaltı Temizliği” diyorlar.
Google hazretlerinde böyle bir arama yaptığınız zaman hepsi de birbirinden “uzman” arkadaşların bilinçaltınızı temizleyip pırıl pırıl ve mis gibi yapacaklarını iddia eden reklamlarını, sitelerini hatta televizyon programlarını görebilirsiniz (reyting reyting)
Bu hepsi de birbirinden değerli “bilinçaltı temizlik uzmanlarının” farklı farklı sanatları var. Kimi Hindistan gezisinde yüz dolar verip katıldığı ve orada sokaktaki dilencilerin bile yaptığı bir takım meditasyon tavsiyelerinde bulunuyor, kimi hipnoz ve telkinle bilinçaltınızı Domestosla temizlenmiş gibi yaparım diyor, kimisi de ciddi şekilde eski transistörlü radyolardan bozulmuşa benzeyen uydurma makinelere sizi kablolarla bağlayarak bu işi çözdüklerini iddia ediyorlar.

İşin bence gerçeğini (bak bence dedim) söylemem g…