Ana içeriğe atla

NEDEN CAHİL KALDIK ?

Bu yazıyı İlber hocamın kulakları çınlasın veya "bakın herkes cahil ben ne kadar zekiyim" alt mesajı vermek için yazmıyorum ancak toplumun her kesiminde göze görünür şekilde belli olan "cehalet" günlük yaşamım ve iş hayatımda beni oldukça zorlamaya başladı. Söylediklerim ve yazdıklarımı sürekli basitleştirmeye çalışmaktan ve bana gün gibi açık görünen şeyleri bile sürekli anlatmaya uğraşmaktan açıkçası sıkılmaya başladım.

Ülkemizdeki bu sinir bozucu cehalet ve kafalarını her yandan çıkaran cahiller ordusunun sebeplerini biraz düşündüm ve sizlerle paylaşmak istiyorum. (Cahil olanlar gene anlamayacak ama küçük bir azınlığa da ulaşsak ne ala)

1) Cehaletin ilk sebeplerinden biri net olarak okumamaktır. Neden okumuyorlar çünkü merak etmiyorlar. Merak eden insanın en büyük keyfi merak ettiği konularda araştırmalar yapmak ve okumaktır. Halkımızın büyük kısmının merak duyduğu konular oynadığı İddaa kuponu için maçların sonuçları,izlediği dizinin sonraki bölümünde neler olacağı ve hayatındaki insanların neler yapıp ettikleridir. Peki neden merak etmiyorlar? Çünkü sorgulamıyorlar. İnsanlarımız her şeyin en doğrusunu bildiği için hayatlarındaki hiç bir şeyi sorgulamaz ve dolayısıyla merak da etmezler. Bu sorgulamama meselesinde ülkemizdeki sorgulayıcı beyinlerin tarihimiz boyunca başlarına neler geldiğinin de büyük etkisi vardır. (Hapse tıkılmak,kurşunlanmak ve havaya uçurulmak bunlardan sadece bir kaç tanesidir.)

2) Cehalet sadece Cumhuriyet dönemine mal edilebilecek bir konu değildir. Osmanlı döneminde de parlak zekalı bir avuç azınlık dışında imparatorluk tebaasının büyük kısmını her milletten yüz binlerce kara cahil oluşturmaktaydı. Atatürk zamanında eğitim konusunda biraz atılım yapıldıysa da ondan sonra gelenlerin esas derdi eğitim değil oy alma kaygısı olunca ve çok eğitimli,sorgulayan insanlar siyasetçilerin işine hiç gelmeyince bu eğitim meselesi de daha başlamadan bitti. Ülkemizin hastalıklarından biri olan sürekli eleştirme ve zeka parıltısı olan potansiyelli insanları kıskanıp sürekli onları yok etme güdüsü içinde olma faktörlerini de eklerseniz işin vahametini anlarsınız. Yüzyıllardır bir türlü düzeltemediğimiz yanlış din algılarını da tüm bu faktörlerin üstüne eklememiz şarttır. (OKU-İKRA emriyle başlayan bir dinin kutsal kitabını ömründe bir kere bile baştan sona anlayacağı dilde okumamış "çok dindar insanlardan" bahsediyorum.Sanki ilk inen ayet "SAKIN OKUMAYIN" emretmiş zannedersiniz.

3) İstisnasız her siyasi iktidarın Mill Eğitim Sistemini kendisine oy verecek potansiyel nesiller yetiştirme sistemi olarak görmesi meselesi de örgütlü cehaletimizin en büyük etkenlerinden biridir.

4) Hayatta her şey gibi cehalette bazen tercih olabilir. İnsanlarımızın hiç de az olmayan bir kısmı cehaleti ve cahil kalmayı bir çok imkanlara sahip olmalarına rağmen özellikle tercih etmişlerdir. Evimdeki iki oda dolusu kütüphaneyi gören hem de üniversite mezunu bir iş adamının bana "ben hiç kitap okumam o yüzden hayatta başarılıyım zaten" gibi aptalca bir laf ettiğini duydu bu kulaklar. Bu adam kendince başarılı olmak adına cehaleti bilerek tercih etmişti ve bunu alenen ilan ediyordu.

5) Cahil insanlarımız sadece okumamakla kalmazlar üstüne üstlük dinlemezlerde. Bu insanların dinleme zannettiği seni dinliyor gözüküp içinden sana laflar hazırlamaktır.Çünkü insanlarımızın çoğu ezik anne babaları tarafından sahte bir özgüven duygusuyla büyütülürler ve kendilerine saçma kurallar öğretilir. Bu kurallardan en saçması da kesinlikle "bilmiyorum" kelimesini kullanmamaktır. Bizim insanlarımız futboldan,uluslararası siyasete oradan tutun dini ilimlere kadar her haltı zaten çok iyi bildiğini sanır. Kesinlikle ağızlarından bilmiyorum kelimesini duyamazsınız. Hatta bu o hale gelmiştir ki birisine adres sorsanız sırf bilmiyorum dememek için sizi acaip acaip yerlere yönlendirir.

6) Belki tartışılabilir ve sadece benim görüşümdür ancak Osmanlının yıkılış döneminde önce Balkanlarda sonra Birinci Dünya savaşı ve özellikle Çanakkale'de ve hemen arkasından gelen Kurtuluş Savaşında ülkemizin ne kadar yetenekli ve birikimli insanı varsa kırıldı. Bunların arkasından geriye kalanların içinde çok parlak insanlar yoktu ve bu insanlar normal şartlarda gelemeyecekleri çok üst düzey makamlara geldiler ve içten içe yetersizliklerini bildikleri için kendilerine rakip çıkmasın diye cehaleti ve çapsızlığı yücelten bir sistem oluşturdular. Bu ağır miras günümüze kadar geldi diye düşünüyorum.

7) İnsanlarımızın cehaletinin en önemli sebeplerinden biri de hala kurtulamadığımız kabileci kafa yapımızdır. Buna göre insanların çoğu siyasi,ideolojik veya dini kabilelerin üyesidir ve bu insanlar kendi kabilelerinin dışında üretilmiş hiçbir bilgiyi dikkate almazlar. Sadece kendi gazete ve yazarlarını okur ve sadece kendi televizyonlarını izlerler. Bu sayede etrafta bir çok diplomalı ve okumuş cahil görebilirsiniz. Hatta sırf kendi büyükleri öyle söyledi diye dünyanın hala düz olduğuna ve güneşin dünyanın etrafında döndüğüne inanan "mühendis" bile gördük zamanında

8) Son sayabileceğim cehalet sebebimiz de tüm eğitim sistemimiz ve hayatımıza hakim olan ezberciliktir. Osmanlının medreselerinden tutun günümüzün en lüks özel okullarına kadar bir türlü kurtulamadığımız ezbercilik laneti yüzünden hiç kimse bir şeyi öğrenmek için öğrenmez sadece bir takım belgeleri,sıfatları alabilmek ve çeşitli sınavları geçebilmek için ezberler. Bu yüzden eğitim sistemimize rahatlıkla "ezberlemenin ezberletildiği" organizasyondur diyebiliriz.

Peki bu kadar negatif şeye rağmen sen nereden çıktın derseniz. Ben üretim hatasıyım efendim ve umarım sizde öylesinizdir. Zaten öyle olmasanız yazının sonunda sizinle buluşamazdık çünkü okumazdınız.

Sevgilerimle

Aydın Serdar Kuru

www.serdarkuru.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KENDİNE GÜVENSİZLİKTEN KURTULMAK İÇİN 10 TAVSİYE.

Sevgili Dostum,

Objektivizm isimli felsefi akımının kurucusu ve saygı duyduğum yazarlardan bir tanesi olan Ayn Rand hanımefendi şunu söyler : 

“Kendine değer vermeyen insan, hiçbir şeye ve hiç kimseye değer veremez”

Bu, kendine güvensizliğin insanların ve toplumların hayatlarını ne kadar zorlaştıran bir düşünce bozukluğu olduğunu açıklayan çok doğru bir sözdür.

Gerek koçluk ve eğitim çalışmalarımda, gerek günlük yaşamımda insanların kendilerini boğan kocaman güvensizlik mengeneleri içinde yaşamaya çabaladıkları mutsuz ve karamsar hayatlarına sık sık şahit olmaktayım

Bu sebeple kendine güvensizlik üreten düşünce ve algı bozuklukları, üzerinde en çok çalıştığım konulardan bir tanesi olmakta.

Eğer sende kendine güvensizlik cehennemi içinde yaşayan ve bu sebeple hayatın birçok renginden kendini mahrum eden insanlardan biriysen, öncelikle bunu dürüstçe kabullenmen gerekiyor.

Şunu iyi bil ki bu sorunu seninle birlikte yaşayan milyonlarca insan var ve bu insanların büyük çoğunluğu dışardan göründük…

MUTLU OLMAK İÇİN VAZGEÇMEN GEREKEN 15 ŞEY.

Sevgili Dostum,
Roma İmparatorlarından aynı zamanda Stoacı bir filozof da olan Marcus Aurelius yüzlerce yıl önce "Hayatınızdaki mutluluk düşüncelerinizin kalitesine bağlıdır" tespitinde bulunmuştur. 
Mutlu olmak için neler yapman gerektiği konusunda bir çok kitap ve yazı bulabilirsin ancak ben bu yazıda mutlu olmak için yapmaman ve vazgeçmen gereken şeyler üzerinde durmak istiyorum.
Bu yazıyı dikkatlice okur ve burada vazgeçmeni istediğim şeylerden en azından bir kaç tanesini hayatından çıkarmayı becerebilirsen yaşam hakkındaki olumsuz algın değişerek daha olumlu ve mutlu bir yaşamın kapısını arayabilirsin. 
Bunları yapamam dersen en azından bir kaç kere üst üste okumanı istiyorum. Buna da üşenirim diyorsan en azından bu yazıyı arkadaşlarına paylaş çünkü bu basit hareketinin bile kimin hayatını değiştireceğini  bilemezsin. Bunu da yapamam diyorsan sana söylenecek pek bir şey yok.
Hadi başlayalım bakalım yapmaman ve hayatından çıkarman gereken şeylere.
1) Her zaman haklı olm…

BAŞARISIZ BİR İNSAN OLMANIN DOKUZ YOLU

Sevgili Dostum,

Yıllardır seni daha başarılı bir insan yapmak için uğraşıp duruyorum. İşimi gücümü bırakıp sana güzel güzel yazılar yazıyorum ama okumuyorsun ve "hocam çok uzun yazıyorsunuz" diye bana mesajlar atıyorsun.

Tamam kardeşim diyorum ve sana kısacık kısacık resimli paragraflar yazıyorum bu sefer de "ee hani burada bir şey yazmıyor bana ne yapacağım tam anlatmamışsın" diye bana kızıyorsun. Bu sefer sana ulaşabilmek için minnacık minnacık uyandırıcı tweetler atıyorum onları da laf sokmalı ve esprikli söz değil diye beğenmiyor ve benim yerine trolleri takip ediyorsun.

Bu iş yazıyla olmuyor, gel bak sana eğitim düzenledik ve sadece bir akşam yemeği parasına bir günde sana otuz kitaplık bilgi vereceğim, üstelik benimle tanışıp istediğin soruyu da sorabilirsin diyorum "size şimdi para mı vereceğiz,hep paragözsünüz zaten" diyorsun (sanki cebindeki telefonla ayağındaki ayakkabıyı sana bedava verdiler de biz paragöz olduk).

Hele öyle sana "bak,ben …