Ana içeriğe atla

NE YAZACAĞIMI BİLMİYORUM.

40 yaşındayım. Bir zamanlar bu yaşa geldiğimiz zaman çok farklı bir ülkede ve çok farklı şartlarda yaşayacağımızı düşünürdüm. Yanılmışım. Küçükken Doğan Kardeş ve Milliyet Çocuk dergileri okurdum ve istisnasız her birinde iki binli yıllarda nasıl bir dünya olacağına dair öngörüler olurdu. O zamanlar çok merak ederdim iki binli yıllarda nasıl bir ülkede yaşarım diye. Çünkü teknoloji arttıkça medeniyetinde gelişeceği konulu bir yalan söylenmişti bize. Kandırılmışım.

Şu anda benim gibi orta yaşlarında olan milyonlarca insanın özellikle Berlin Duvarının yıkılıp Soğuk Savaşın bittiği ve herkesin geleceğe umutla baktığını dönemlerden sonra çok büyük bir hayal kırıklığı yaşadığını düşünüyorum. Bizim için gelecekteki dünya teknoloji ve bilgisayarların bir çok sorunumuza çözüm getireceği,ölümcül hastalıkların tedavisinin bulunacağı,insanların deliler gibi çalışmak zorunda kalmadan yaşamdan tat alabilecekleri,bilim ve sanatın her dalının çok şaşırtıcı gelişmeler içinde olacağı,saçma sapan ideoloji ve geri kafalılıkların ortadan kalkacağı bir çağ bekliyordu bizi. Aptalmışım

Şu an 2016 senesindeyiz ve içinde bulunduğumuz durum kısaca şudur.

İnsanlar halen birbirlerini bombalarla parçalayarak,kafalarını kütüğe yatırıp keserek ve mermilerle delik deşik ederek mutluluğa varabileceklerini ve kafalarındaki "ideal" neyse ona ulaşabileceklerini düşünüyor. Bilgisayar teknolojisi tabii gelişti ve artık dünyanın her yerindeki bilgiye elimizdeki minik bir "telefon bilgisayardan" ulaşabilme imkanına eriştik. Ancak bilgisayarlar akıllanırken insanlar aptallaştı. Ellerindeki müthiş bilgiye erişme cihazlarını sadece top patlatma oyunu oynamak,kedi ve bebek resimleri paylaşmak,akşam yemeğinde yediği köftenin fotoğrafını çekip dünyaya sunmak,türlü sapkın sapık görüntünün peşinde koşmak için kullandılar.

Bir zamanlar siyasetten,girişimciliğe pek çok idealim olan kendi vatanımda bile artık özgürce düşünmem,yazmam ve konuşmam imkansız hale geldi. Kırk parçaya bölündük ve her parça bir diğerinden nefret ediyor. Ne için ? Derdimiz ne ? Herkes kendi ideolojisinin,dininin,ırkının,siyasi partisinin ve siyasi liderinin diğerlerinden daha üstün olduğu ve diğerlerinin yok olması gereken aptallar olduğunu ispatlamakla ömür tüketiyor. Bilimden,keşiflerden,insanları daha mutlu ve refah yaşatacak girişimlerden bahseden yok. Kimse kendi düşüncesinin,inancının,dünya görüşünün ve siyasi partisinin en ufak bir şekilde yanlış olabileceğine inanmıyor. Herkes taraftarı veya mensubu bulunduğu şey her neyse kör bir fanatizmle bağlanmış durumda ve kendilerine karşıt gördükleri en ufak bir düşüncenin bile var olmasına tahammülsüz. Böyle bir ortam da özgür düşünmek,özgür konuşmak ve özgür yazmak imkansız olduğu için gitgide daha fazla bataklığın dibine batıyoruz.

Çok fazla uzatmadan söylemek istediğim şudur. Ben 1975 senesinde doğdum gün bu ülkenin şehirlerinde bombalar patlıyor ve insanlar birbirlerine ideoloji uğruna mermi sıkıyordu. Beş yaşındaydım askeri darbe oldu. On yaşıma geldim ASALA ve PKK terörü başladı. Ortaokul,Lise ve Üniversite yıllarım sürekli terör,ekonomik kriz ve savaş haberleriyle geçti. Üniversite bitti askerlik,iş hayatı evlilik derken yıllar yılları kovaladı ama tek bir günümüz geçmedi ki içinde terör olayımız veya krizimiz olmasın.

Bir ülke düşünün ki kurulduğu günden bu yana sürekli kan,terör, kriz,yolsuzluk,siyasi çekişmeler,darbeler ve türlü felaketler içinde sürekli kavrulsun ve rahat edebildiği tek bir haftası bile olmasın.

Şimdi anlıyorum ki galiba bir yerlerde,bir şeyler çok ters gitti ve bizler de hepimiz bu kapanın içinde sıkışıp kaldık. O sebeple artık ne düşüneceğimi ve ne yazıp ne konuşacağımı bile bilmiyorum. Allah hepimizin yardımcısı olsun.

Sevgilerimle

www.serdarkuru.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MORAL BOZMA TEKNİKLERİ

Sevgili dostlar,

Ülkemizin pek çok cepheden saldırı altında olduğu bu günlerde en tehlikeli saldırılar görünmeyen ve psikolojik harp amaçlı hamlelerdir. Çünkü geldiğini gördüğünüz bir yumruğa önlem alabilirsiniz ama sizi deviren esas yumruk,görmediğiniz yumruktur.

Psikolojik harbin temel amaçlarından biri hedef ülke insanlarının moralini düşürmek ve mücadele azmini kırmaktır.Morali olmayan insanlar ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar direnmekten kolayca vazgeçerler ve kaybedilen her savaş önce insanların zihinlerinde kaybedilir.

Bugün sizlerle Psikolojik Harp çerçevesinde Moral Bozma (DEMORALIZATION) tekniklerinden bahsedeceğim böylece şahit olduğunuz pek çok olayda yapılan hamleleri görüp analiz etme şansınız olacaktır.Kullanılan tekniğin ne olduğunu bilirseniz etkisinden de kaçınmanız mümkündür.

1) Düşmanın moralini bozmak ya somut şekilde onu askeri açıdan yenmekle veya kendi durumuyla alakalı görüş açısını değiştirmekle olur. Görüş açısı değiştirmeye basit bir örnek verecek olursam,eğer…

BİLİNÇALTI TEMİZLİĞİ.

Sevgili dostlar,

Amerika’da 1970’ler sonrasında ülkemizde de son yirmi yıldır gözlemlemeye başladığım ilginç bir kişisel gelişim hizmeti insanlara sunulmakta. Bu büyük hizmetin ismine “Bilinçaltı Temizliği” diyorlar.
Google hazretlerinde böyle bir arama yaptığınız zaman hepsi de birbirinden “uzman” arkadaşların bilinçaltınızı temizleyip pırıl pırıl ve mis gibi yapacaklarını iddia eden reklamlarını, sitelerini hatta televizyon programlarını görebilirsiniz (reyting reyting)
Bu hepsi de birbirinden değerli “bilinçaltı temizlik uzmanlarının” farklı farklı sanatları var. Kimi Hindistan gezisinde yüz dolar verip katıldığı ve orada sokaktaki dilencilerin bile yaptığı bir takım meditasyon tavsiyelerinde bulunuyor, kimi hipnoz ve telkinle bilinçaltınızı Domestosla temizlenmiş gibi yaparım diyor, kimisi de ciddi şekilde eski transistörlü radyolardan bozulmuşa benzeyen uydurma makinelere sizi kablolarla bağlayarak bu işi çözdüklerini iddia ediyorlar.

İşin bence gerçeğini (bak bence dedim) söylemem g…

KENDİNE GÜVENSİZLİKTEN KURTULMAK İÇİN 10 TAVSİYE.

Sevgili Dostum,

Objektivizm isimli felsefi akımının kurucusu ve saygı duyduğum yazarlardan bir tanesi olan Ayn Rand hanımefendi şunu söyler : 

“Kendine değer vermeyen insan, hiçbir şeye ve hiç kimseye değer veremez”

Bu, kendine güvensizliğin insanların ve toplumların hayatlarını ne kadar zorlaştıran bir düşünce bozukluğu olduğunu açıklayan çok doğru bir sözdür.

Gerek koçluk ve eğitim çalışmalarımda, gerek günlük yaşamımda insanların kendilerini boğan kocaman güvensizlik mengeneleri içinde yaşamaya çabaladıkları mutsuz ve karamsar hayatlarına sık sık şahit olmaktayım

Bu sebeple kendine güvensizlik üreten düşünce ve algı bozuklukları, üzerinde en çok çalıştığım konulardan bir tanesi olmakta.

Eğer sende kendine güvensizlik cehennemi içinde yaşayan ve bu sebeple hayatın birçok renginden kendini mahrum eden insanlardan biriysen, öncelikle bunu dürüstçe kabullenmen gerekiyor.

Şunu iyi bil ki bu sorunu seninle birlikte yaşayan milyonlarca insan var ve bu insanların büyük çoğunluğu dışardan göründük…