Ana içeriğe atla

TÜRK ŞİRKETLERİNİN NEDEN "EĞİTİMLE İŞİ OLMAZ" ?

Bugün tüm dünyada binlerce şirket çalışanlarına ve üst düzey yöneticilerine harıl harıl türlü eğitim ve kurumsal koçluk hizmeti almakta. Çünkü bu firmaların yöneticileri şunu çok iyi biliyorlar ki eğitimli ve motive insan gücü olmadan ne süslü binaları nede parıltılı ofislerinin öldürücü bir rekabetin yaşandığı global piyasada zırnık kadar değeri yoktur ve siz ne kadar iyi bir komutan olursanız olun savaşmayı bilmeyen bir ordunuz varsa zafer kazanmanız imkansızdır.

Bu sebeple tüm dünyada yüzlerce eğitim ve koçluk firmasına bağlı çalışan binlerce profesyonel eğitmen ve koç onbinlerce firmaya hizmet yetiştirmeye çalışmakta ama buna rağmen halen bu tip hizmetlere duyulan açlık tüm dünyada yükselerek devam etmektedir.

Gelelim güzel ülkemize..

Bizim canım ülkemizde adam gibi doğru dürüst eğitim ve kurumsal koçluk hizmeti veren firmaların sayısı oldukça az olduğu gibi bunların bünyesinde hizmet veren donanımlı,birikimli,ağzı laf yapan ve eğitim hizmetini hakkıyla verebilecek eğitmen sayısı da bir avuç insandan oluşmaktadır. Tabi her sektörde olan "üçkağıtçı" "dolandırıcı" tiplemeleri, yıllarca ev hanımlığı yaptıktan sonra bir kaç kişisel gelişim kitabı ve iki üç eğitim alıp sonra ortaya ben eğitimciyim veya Yaşam Koçuyum diye atılanları,hayatını bankada bir veznede para sayarak yada şirketlerin personel departmanlarında maaş bordrosu hesaplayarak geçirip daha sonra bu "anlamsız" hayatından depresyona girerek istifa eden ve gene bir kaç kişisel gelişim kitabı okuyup bir kaç tane de allamalı pullamalı sertifikayı duvarına astıktan sonra ortalarda "liderlik eğitmeni" veya "kurumsal koç" diye dolaşanları bu denklemin dışında tutuyorum. Ara not: Eğer Algı Yönetimi ve Siyasi Manipülasyonlar üzerine yazdığım iki kitap ve yüzlerce makaleyi ve bu konularda okuduğum,izlediğim binlerce yazılı ve görsel makaleyi saymıyorsanız beni de iki sertifika alıp ortaya atılmış Eğitmen ve Koç kategorisine koyarsanız alınmam gücenmem..

Peki o zaman soru şu ; tüm dünyada firmalar eğitim ve kurumsal koçluk diye kendilerini parçalarken ve ülkemizde zaten bu alanda hizmet veren kurum ve insan sayısı bu kadar azken bizim şirketlerimizin bu konular neden pek umurunda olmaz ?

Ülkemizdeki şirketleri kendimce üçe ayırarak bu soruya bir cevap bulabilirim düşüncesindeyim.

Birinci tip şirketler : Okuldan mezun olup yada çalıştığı firmadan istifa edip veya ailesinin tarlasını evini satarak "girişimcilik" hayatına atılan yeni yetme insanların kurduğu firmalar. Bunların kurucularında zaten ego tavandır ve başarılı olmak için gereken her şeyi zaten bildiklerini ve kısa zaman içinde çok başarılı olarak voleyi vuracaklarına iman etmişlerdir.Bu sebeple ne kendileri için ne de az sayıdaki çalışanları için eğitim falan almayı akıllarına bile getirmezler. Zaten bu tür yeni kurulan firmalardan yüzde doksanına yakını ilk bir kaç sene içinde güzel güzel batar ve kurucuları da "bu iş olmuyor lanet olsun" kafasıyla banka borçlarını ödemek için yeniden iş aramaya veya aile parası yemeye dönerler.

İkinci tip şirketler : Uzun yıllar önce kurulmuş aile şirketleridir. Genelde şirketin kurucusu birinci nesil ve arkadan gelen ikinci nesilin idaresindedirler. Eğitim meselesine bakışları genelde şöyledir. "Bizim zaten yıllardır alıştığımız bir iş yapma şeklimiz ve elli yıllık müşterilerimiz var, zaten bu işin en iyisini aile büyüklerimiz bilir ki arkadan gelen ikinci neslimize Amerikalarda eğitim aldırdık oralarda her bir şeyi öğrenmişlerdir, son olarak da çalışanların eğitimli olmasına gerek yok işe yaramayanları kovar yerine yenisini alırız her taraf üniversite mezunu kaynıyor." Bu tip firmalar genelde ikinci nesil işleri gerçekten ele alınca, elli yıllık müşteriler ve fikri sorulan aile büyükleri de ortadan kaybolunca zınk diye batarlar veya kavruk bir şekilde kendi yağlarıyla soğan gibi kavrulmaya devam ederler.

Üçüncü tip şirketler : İsimlerini reklamlarda gördüğümüz "kurumsal" dev şirketlerdir. Bunlarda aslında aile şirketleri olarak kurulmuşlar ve bir şekilde "doğru zamanda doğru ata oynamak" gibi faktörlerle kendileri de buna şaşırarak kocaman olmuşlar ve üstüne üstlük dünyadan dev gibi ortaklar edinmişlerdir. Bu Amerikalı ve Avrupalı profesyonel şirketler onlara "eğitim falan almanız lazım böyle olmaz" der. Bunlar da genelde Amerikalı ve Avrupalı ortaklarının kendilerine tavsiye ettiği gene Amerikalı ve Avrupalı eğitim şirketlerinden eğitim alırlar. Buradaki temel problem bu şirketler bünyesinde eğitim görecek çalışanların saf kan güzel ülkemizin insanları olmaları ve Amerikalarda tadı güzel gelen eğitimlerin bambaşka bir kültüre ait bir ülkenin çalışanlarına gerçekte hiç bir şey ifade etmemesidir.

Basit bir örnek verirsek Amerika'da insanlar konuşurken gözlerinin içine bakılmasını beklerler ve bunu yapmayanlara da pek güvenmezler siz aynı beden dili taktiğini ülkemizde verirseniz karşınızdakinin size pek iyi duygular beslemeyeceğine emin olabilirsiniz (gözün içine dik dik bakmak bizim buralarda pek hoş karşılanmaz çünkü o işin bir raconu vardır)

Tabi şirketlerin durumu bu olunca sonuçlar da pek iyi olmuyor.

Ek olarak eğitim veren kurumlarında yaptıkları üzerine pek fazla düşündükleri söylenemez. Mesela beş yüz çalışanı olan bir firmaya yönelik "liderlik ve takım çalışması" eğitimi vereceğiniz zaman o firmanın hayatlarını iş hayatında geçirmiş ve çelikleşmiş her biri ayrı ego zirvesi yöneticilerine komik t-shirtler giydirip ellerine acaip çubuklar vererek çocuk oyunları oynatmaya kalkarsanız bu tip şeyler belki her türlü oyunu çok seven Amerikan toplumunda karşılık bulur ama bizim Türk insanını fena rahatsız eder. Yani diyeceğim o ki eğitim programları bizim kendi kültürümüze göre özel olarak dizayn edilmelidir.

Bir diğer yapılan hata da eğitimcilerin hayatları Türk piyasalarında bin türlü acaiplik ve çakallık içinde pişmiş tecrübeli pazarlamacılar,satış uzmanları,yöneticiler gibisinden şirket çalışanlarına kendi yaptıkları işi öğretir bir seviyeden yaklaşmaları tabiri caizse tereciye tere satmaya uğraşmalarıdır. Örnek olarak benim hayatım sahada sigorta satmakla geçmişse ve karşımdaki takım elbiseli daha önce yüzünü bile görmediğim bir eğitimci bana "sigorta öyle satılmaz hep yanlış yapmışsınız işte böyle satılır" falan gibisinden ahkam keserse ben bir daha o kişiyi şirketimin kapısından bile sokmam ve haklıyımdır.

Sonuç olarak ..

Türkiyede hem şirketlerin eğitime bakışı sakattır hem de eğitim veriyoruz diye ortaya çıkan eğitimcilerin olaya bakışı problemlidir. Bu yüzden de güzel ülkemizde şirketlerimiz "eğitim" lafını duydukları anda "bizim eğitimle işimiz olmaz güzel abicim" modunda hayatlarını sürdürürken eğitim verenlerde "yahu biz her şeyi biliyoruz neden kimse bizden eğitim almıyor ki " laflarıyla ömür doldururlar.

(Bu eleştirilerimden işini bilen firmalar ve eğitim şirketleri üzerine alınmasınlar zaten herkes kimleri kastettiğimi çok iyi biliyor.) Sevgilerimle

www.serdarkuru.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MORAL BOZMA TEKNİKLERİ

Sevgili dostlar,

Ülkemizin pek çok cepheden saldırı altında olduğu bu günlerde en tehlikeli saldırılar görünmeyen ve psikolojik harp amaçlı hamlelerdir. Çünkü geldiğini gördüğünüz bir yumruğa önlem alabilirsiniz ama sizi deviren esas yumruk,görmediğiniz yumruktur.

Psikolojik harbin temel amaçlarından biri hedef ülke insanlarının moralini düşürmek ve mücadele azmini kırmaktır.Morali olmayan insanlar ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar direnmekten kolayca vazgeçerler ve kaybedilen her savaş önce insanların zihinlerinde kaybedilir.

Bugün sizlerle Psikolojik Harp çerçevesinde Moral Bozma (DEMORALIZATION) tekniklerinden bahsedeceğim böylece şahit olduğunuz pek çok olayda yapılan hamleleri görüp analiz etme şansınız olacaktır.Kullanılan tekniğin ne olduğunu bilirseniz etkisinden de kaçınmanız mümkündür.

1) Düşmanın moralini bozmak ya somut şekilde onu askeri açıdan yenmekle veya kendi durumuyla alakalı görüş açısını değiştirmekle olur. Görüş açısı değiştirmeye basit bir örnek verecek olursam,eğer…

BİLİNÇALTI TEMİZLİĞİ.

Sevgili dostlar,

Amerika’da 1970’ler sonrasında ülkemizde de son yirmi yıldır gözlemlemeye başladığım ilginç bir kişisel gelişim hizmeti insanlara sunulmakta. Bu büyük hizmetin ismine “Bilinçaltı Temizliği” diyorlar.
Google hazretlerinde böyle bir arama yaptığınız zaman hepsi de birbirinden “uzman” arkadaşların bilinçaltınızı temizleyip pırıl pırıl ve mis gibi yapacaklarını iddia eden reklamlarını, sitelerini hatta televizyon programlarını görebilirsiniz (reyting reyting)
Bu hepsi de birbirinden değerli “bilinçaltı temizlik uzmanlarının” farklı farklı sanatları var. Kimi Hindistan gezisinde yüz dolar verip katıldığı ve orada sokaktaki dilencilerin bile yaptığı bir takım meditasyon tavsiyelerinde bulunuyor, kimi hipnoz ve telkinle bilinçaltınızı Domestosla temizlenmiş gibi yaparım diyor, kimisi de ciddi şekilde eski transistörlü radyolardan bozulmuşa benzeyen uydurma makinelere sizi kablolarla bağlayarak bu işi çözdüklerini iddia ediyorlar.

İşin bence gerçeğini (bak bence dedim) söylemem g…

KENDİNE GÜVENSİZLİKTEN KURTULMAK İÇİN 10 TAVSİYE.

Sevgili Dostum,

Objektivizm isimli felsefi akımının kurucusu ve saygı duyduğum yazarlardan bir tanesi olan Ayn Rand hanımefendi şunu söyler : 

“Kendine değer vermeyen insan, hiçbir şeye ve hiç kimseye değer veremez”

Bu, kendine güvensizliğin insanların ve toplumların hayatlarını ne kadar zorlaştıran bir düşünce bozukluğu olduğunu açıklayan çok doğru bir sözdür.

Gerek koçluk ve eğitim çalışmalarımda, gerek günlük yaşamımda insanların kendilerini boğan kocaman güvensizlik mengeneleri içinde yaşamaya çabaladıkları mutsuz ve karamsar hayatlarına sık sık şahit olmaktayım

Bu sebeple kendine güvensizlik üreten düşünce ve algı bozuklukları, üzerinde en çok çalıştığım konulardan bir tanesi olmakta.

Eğer sende kendine güvensizlik cehennemi içinde yaşayan ve bu sebeple hayatın birçok renginden kendini mahrum eden insanlardan biriysen, öncelikle bunu dürüstçe kabullenmen gerekiyor.

Şunu iyi bil ki bu sorunu seninle birlikte yaşayan milyonlarca insan var ve bu insanların büyük çoğunluğu dışardan göründük…