Ana içeriğe atla

DONALD TRUMP NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR ?

Başkan olursa Müslümanları Amerikaya almayacağını ve olanları da İkinci Dünya savaşında Japonlara yaptıkları gibi kontrol ve takibe alacağını seçim kampanyasında beyan ederek başını belaya sokan "süper akıllı" Donald Trump konusunda ilginç bir teorim var ve bir Algı Operasyonu kokusu alıyorum ancak önce biraz ön bilgi vereyim.

Donald Trump'un babası Frederick Trump kısaca "Fred" Trump zamanının büyük arazi spekülatörlerindendi. Kendisine Fred dedirtmesinin sebebi de Alman kökenli olduğunu açık eden Frederick ismini kullanmamaktır. Donald Trumpda uzun süre Alman kökenli olduğunu saklamaya çalıştı hatta bir ara babasının İsveçli olduğunu bile iddia etti. (Sıradan Amerikalıların kafasında Birinci ve İkinci Dünya savaşlarında Almanlarla boğazlaştıkları için Alman asıllı kelimesi bir dönem pek hoş karşılanmıyordu çünkü Alman demek eşittir Nazi demekti. Hoş Trump efendinin son ırkçı lafları imajına hiç yardımcı olmuyor o başka)

Baba Fred Trump 1927 senesinde New York Times tarafından yayınlanan bir makalede bin kadar ırkçı Ku Klux Klan üyesiyle beraber polise saldıran ve tutuklanan grubun içinde olmakla suçlandı. Bu suçlamayı sonradan hem baba Trump hemde oğlu şiddetle red etse de işin gerçeğini bilemeyiz tabi. Hem Alman asıllı hemde Irkçı bir takım gruplarla bağlantılı olmak o dönemin Amerikasında bile çok hoş karşılanan bir durum değildi. Aynı senelerde baba Fred Trump emlak işine girdi. Şirketin ismiyse "Elizabeth Trump & Son". Bu Elizabeth kim derseniz öz be öz annesinden başkası değil. Yani şirket ve para esasında annesine aitti. Önce ufak tefek evler ve süpermarket binaları yaparak işe başladılar. İkinci Dünya savaşı başladığında da Amerikan Deniz üslerindeki asker ve subaylara barakalar ve askeri lojmanlar inşa ederek işleri büyüttüler. Savaş sonrasında cepheden dönen askerlere Amerikan Devleti beleş krediler dağıttığı ve bu askerler hemen ev sahibi olmak istedikleri için baba Fred Trump bu sefer savaş gazisi askerlere ev yapıp satmaya başladı. Giderek palazlanıyordu.1968 senesinde kadar bizim TOKİ benzeri 27 bin ucuz ev yapıp fakir fukaraya kiraladılar ve bu iştende büyük paralar kazandılar. Yalnız bir problem vardı Trump şirketi eğer zenciyseniz size ev kiralamakta o kadar istekli davranmıyordu. Hatta bu sebeple 1978'de mahkemeye verilip yargılandılar.

Yazımızın konusu Donald Trump işte böyle bir ortamda 14 Haziran 1946 senesinde doğdu (adam benimle aynı gün doğmuş iyi mi, şimdi çok da negatif yazamayacağım, burçlarımız falanda benziyor) Babasının yönetim kurulu üyesi olduğu özel bir okulda eğitimine başlayan Donald kardeşimiz okulda haylazlığın zirvesine varınca babası lisenin son iki senesi askeri bir okulda okuttu ve biraz disiplin almasına çabaladı. Liseden sonra Pensilvanya Üniversitesinde emlak sektörü üzerine bir bölümü okuyup bitirdi ki bu sektör alanında eğitim veren ilk üniversitelerden biriydi. Trump'ın gençlik dönemlerinde Vietnam savaşı devam ediyordu ve Amerikada bir çok genç askere alınıyordu ve kendisi her ne hikmetse yaşı tutmasına karşın askere alınmadı.Daha sonra yaptığı açıklamalarda kurada çektiği numara yüksek olduğu için alınmadığını ve sıra kendisine gelene kadar zaten savaşın bittiğini söylese de daha sonra ayağındaki bir şekil bozukluğu yüzünden alınmadığı ortaya çıkarıldı. ( Bu askere alınmamada baba Fredin katkıları varmıdır bilemeyiz tabii)

1970'lerde Trump yavaştan yavaşa babasının şirketinde ağırlığını koymaya ve belli projeleri bitirmeye başlamıştı. Sonraki yirmi sene boyunca genelde yerel yönetimlerden satın aldığı eski ve dökük binaları yıkıp yerlerine lüks binalar yaparak hızlıca zenginleşmeye başladı. İşler güzel giderken kumar işine girmeye karar verdi ve 1988 senesinde Taj Mahal Casinosunu satın aldı tabi hesaba katmadığı Casinonun tamamen batık olması ve kendisininde bu işi becerememesiydi. Bu işe o kadar fazla para koyup batırdı ki neredeyse tüm firma olarak iflas aşamasına geldi ve kendisini toplaması 1991 senesini buldu. Bu arada baba Fred Trumpda ona yüklü bir miras bırakarak ölmüş ve tüm Trump organizasyonunun başına kendisi geçmişti. Bu dönemden sonra akıllı yatırımlar yaparak,kendini marka haline getirerek, yaptığı her binaya Trump Tower,Trump Hotel gibisinden karizma isimler koyarak ve medyayı çok iyi kullanarak cebini doldurup şöhretini arttırdı. 2015 senesinde zenginlerin paracıklarını çok iyi hesaplayan Forbes dergisi Donaldın servetini net 4 milyar dolar olarak hesapladı. (Tabi kendisi bunun 10 milyar dolar olduğunu söylüyor ama ufaktan bir inandırıcılık problemi var Amerikan basınında)

Algı yönetimi ve markalaşma işini iyi bilen Trump elini kolunu attığı her yatırıma bir tane Trump ismi kondurdu. Trump Golf merkezinden tutun Trump Votkaya kadar bir çok marka üretti ve hepsinide kendi imajını güçlendirmek için kullandı. Trump kendi adını verdiği ve New York'da inşa ettiği Trump Tower projesinde de çok ilginç cevizler kırdı. Bu binanın yapıldığı yerde tarihi öneme sahip eski bir bina vardı ve özellikle bu binanın girişindeki heykeller çok kıymetliydi ve Metropolitan Müzesi Trumpla bu heykellerin yıkım sırasında dikkatlice çıkarılarak kendisine verilmesi konusunda anlaşmıştı. Trump ne yaptı peki, tabii ki o heykelleri kırıp döküp dozerlerle un ufak ettirdi. Aynı inşaat sırasında işçilerini de o kadar acımasız çalıştırdı ki hiç bir Amerikan işçisi o şartlarda çalışmayı kabul etmediği için 200 kadar Polonyalı işçiyi kaçak göçmen olarak şantiyeye sokup bir kaç dolar karşılığında sularını çıkartana kadar çalıştırdı. Olay mahkemelik oluncada ben şantiyeye pek uğramam haberim yok deyip çıktı işin içinden Donald Trump güzelliğe de çok önem veren bir insandır. Bu sebeple 1990 senesinden beri Miss Universe ve Miss USA gibi büyük güzellik yarışmaları markalarının sahibidir. Ancak haziran ayında gene başkan adaylığı uğruna yaptığı acaip bir konuşmada "bu göçmen meksikalıların hepsi katil,tecavüzcü hiç birisi gelmesin ülkemize" minvalli bir konuşma yapıp Latin Amerika kökenliler ayağa kalkınca NBC gibi büyük televizyon kanalları güzellik yarışmalarını yayınlamak için yaptıkları anlaşmaları feshetti. (Amerikada Televizyon izleyicilerinin büyük kısmı Latin kökenlidir, ne olur ne olmaz diye düşündüler herhalde) Televizyon kanallarıyla mahkemelik oldular ve mahkemeleri halen devam ediyor.

Tabi Trump deyince "Apprentice" denen ve program kapsamında insanları hokkabaz gibi oynatıp kameralar önünde bir ton laf sokarak işten kovduğu bir programda akla gelir. Bu programın İngiltere versiyonunu bende izlemiştim ancak Trumplı olan Amerikan versiyonu gerçekten son derece acıklıydı. Bu adamın yanında çalışmak nasıl bir şeydir konusunda insanı oldukça düşündürüyordu. Donald Trump'un kariyerine baktığımız zaman hakkında bir çok dava açıldığını görüyoruz. Para aklama suçlamalarından,Güzellik yarışmalarında hile yapılmasına,inşaat projelerinde topraklarını aldığı insanların kandırılmasından New York mafya aileleriyle ilişkilere kadar bir ton iddia,dava ve bilgi var.

Gelelim Trump hakkındaki teorime. İnsan düşünmeden edemiyor tabii, kamuoyu önünde bu kadar tepki çeken,hakkında bir ton iddia olan ve çenesini tutamayıp Müslümanlardan Latinlere herkesi verdiği demeçlerle kendine düşman etmeyi bilen bu adam Cumhuriyetçi partide nasıl başkan aday adayı olarak ortaya çıktı. Çünkü normal zekada bir Amerikalı böyle bir adama gidip başkan olsun diye oy vermez ve eline nükleer silahların düğmelerini emanet etmez. Acaba diyorum Demokrat Parti aday adayı eski başkan Bill Clintonun karısı Hillary Clinton karşısında onun seçimi kazanmasını garanti edecek "karikatür" bir aday konulup bir Algı Operasyonu mu yapılmakta. Bu doğrultuda bir kaç bilgi de yok değil. Mesela. Donald Trump şu anda Cumhuriyetçi gibi görünmesine rağmen geçmişte pek çok defa Demokrat Partiye seçmen kaydı yaptırmış ve başta Clintonlar olmak üzere bir çok Demokrat adaya para yardımı yapmıştır. Trump başkan adaylığını açıklamadan hemen önce eski başkan Bill Clintonla'da uzun bir telefon görüşmesi yaptığı pek çok medya kaynağı tarafından doğrulandı.

Toparlarsam Amerikan Seçimlerinden önce bu seçimlerde Hillary Clinton'u başkan seçtirmek için öyle bir Algı Yönetimi yapalım ve karşısına öyle bir başkan adayı çıkaralım ki hem geçmişinde ırkçılık,büyük yolsuzluk iddiaları,ne yapacağı belli olmama olsun hemde Amerikalıların en çok tepki duyacağı konularda sürekli boş boğaz demeç versin ve böylece Hillary hanım seçmenlerin zihinlerinde olduğundan daha etkili ve seçilebilir görünsün deseniz. Benim aklıma da Donald Trump gelebilirdi. Neyse göreceğiz bakalım bu bir Algı operasyonumu yoksa doğal bir süreç mi. Sevgilerimle www.serdarkuru.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MORAL BOZMA TEKNİKLERİ

Sevgili dostlar,

Ülkemizin pek çok cepheden saldırı altında olduğu bu günlerde en tehlikeli saldırılar görünmeyen ve psikolojik harp amaçlı hamlelerdir. Çünkü geldiğini gördüğünüz bir yumruğa önlem alabilirsiniz ama sizi deviren esas yumruk,görmediğiniz yumruktur.

Psikolojik harbin temel amaçlarından biri hedef ülke insanlarının moralini düşürmek ve mücadele azmini kırmaktır.Morali olmayan insanlar ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar direnmekten kolayca vazgeçerler ve kaybedilen her savaş önce insanların zihinlerinde kaybedilir.

Bugün sizlerle Psikolojik Harp çerçevesinde Moral Bozma (DEMORALIZATION) tekniklerinden bahsedeceğim böylece şahit olduğunuz pek çok olayda yapılan hamleleri görüp analiz etme şansınız olacaktır.Kullanılan tekniğin ne olduğunu bilirseniz etkisinden de kaçınmanız mümkündür.

1) Düşmanın moralini bozmak ya somut şekilde onu askeri açıdan yenmekle veya kendi durumuyla alakalı görüş açısını değiştirmekle olur. Görüş açısı değiştirmeye basit bir örnek verecek olursam,eğer…

DUYGUSAL BEYİN YIKAMA

FETÖ örgütü elebaşı Gülenin vaazlarını ilk ciddi analizim iki binli yılların başıdır. O dönemlerde hitabet yoluyla insanları ikna etmenin psikolojik temellerini araştırıyordum ve esas ilgi alanımı nutuklarıyla dünyayı ateşe veren Adolf Hitler ve Amerikan televizyonlarında canlı yayınlarda verdiği vaazları esnasında binlerce insanı toplu histeriye sokabilen ve sahneye çağırdığı seyircileri birkaç kelimesiyle bayıltıp sonra da ya içlerinden şeytanı çıkardığını ya da hastalıklarını iyi ettiğini iddia eden Evangelist rahip Benny Hinn oluşturuyordu.

Araştırmalarım esnasında mailleştiğim ve Amerika’da bir üniversitede sosyal psikoloji üzerine araştırmalar yapan eğitmen bir dostum bana Türkiye’de yaşadığım halde neden Gülenin vaazlarını incelemediğimi sordu. Tabi kendisine verecek mantıklı bir cevap bulamayınca oturdum Gülenin o dönemlerde Samanyolu televizyonunda sabaha karşı yayınlanan vaazlarını dikkatle incelemeye başladım.

Gördüklerim çok ilginçti ve ilk tepkim Gülenin “eğitilmiş” bir bey…
Konuştuğunuz kişinin yüzü ve gövdesi size dönük olsa bile ayak uçları başka yöne bakıyorsa konuşmayı bitirmenizin zamanı gelmiş demektir