Ana içeriğe atla

Böl ve Yönet

Güzel bir bayram günü her yerde birlik beraberlik mesajları verilirken ve "bayramınızı en içten dileklerimizle kutlarız eh artık bir oy verirsiniz" temalı seçim reklamları da ekranlardan akmaya başlamışken canım sıkıldı balkona çıkayım dedim. Tüm sokakları birbirinden "Polat Alemdar " giyinmiş erkekler ve her biri "Bu Tarz Benim" giyinmiş bayanlar doldurmuş ve arka plandan burnuma içten içe kavrulmuş kurban eti kokusu gelirken kulağımı da alt kat komşumun sesini sonuna kadar açtığı ve ne gerek varsa üst üste kanalları değiştirdiği televizyonunun sesi tırmalıyordu.

Birazdan bayram ziyaretine gideceğimiz ve hanım içeride on beş bininci kıyafetini "bu nasıl olmuş ?" soruları eşliğinde giyinirken vakit öldürmek için kulaklarımı komşumun hırsla basarak değiştirdiği televizyon kanallarının sesine iyice bir kabarttım.

Gelen sesler son derece ilginç bir kakofoni oluşturuyordu. İlk kulağıma gelen kanalda erkek bir televizyon yorumcusu hıçkırır gibi tiz bir sesle hükümetin terörle mücadelesini öven ve teröre karşı beraberliğimizi gösteren mitingi yere göğe sığdıramayan bir konuşma yaparken hemen arkasından gelen kanalda başka bir erkek yorumcu tok sesiyle terörü bu hale getirenin hükümet olduğunu ve zaten o milli beraberlik mitinginin de parti toplantısından daha fazla önem taşımadığını anlatıyordu.

Komşum kanalı değiştirince vaiz sesli bir hoca efendi tatlı tatlı kadınlarının saçının tek bir telinin bile gözükmemesi gerektiğini türlü hadis ve fıkıhlarla açıklarken hemen arkasından bikinili sosyetik ünlü bayanların sere serpe görüntülerinin büyük bir ciddiyetle haber olarak verildiği başka sesler kulağıma geldi.Bikinilerin arkasından zaplanan diğer kanaldaysa bayan bir yorumcu heyecanla ülkedeki her kötülüğü bir takım gizli yapılanmalara bağlarken hemen sonrasında balkonuma gelen seslerde para kazanmanın yollarını bayram bayram bize anlatıyordu.

Bu acaip karmaşaya daha fazla dayanamadım ve akıl sağlığımı korumak için evin içine çalışma odamın sessizliğine kaçtım. Tam bu sırada hanım "hadi ben hazırım çıkalım" buyurdu ve ayakkabılarımı giymeye başlamışken durup dururken aklıma nedense Latince "Divide et Impera" kelimeleri geldi. (evet acayip çalışan bir aklım var)

"Divide et Impera" kısaca "Böl ve Yönet" olarak çevirebileceğimiz ve antik çağlardan beri bir çok yayılmacı emperyal güç tarafından etkin bir şekilde kullanılan psikolojik bir harp tekniğidir. Roma İmparatorluğundan, Napolyona oradan da esaslı olarak İngiliz İmparatorluğu tarafından kullanılan ve bu sayede nüfusları kendilerinden kat kat büyük milletleri boynuna ip takılmış maymunlar gibi rahat rahat yönetebilmelerini sağlayan çok etkin bir psikolojik taktiktir.

Bu taktik sadece devletler arasında değil sert rekabet eden şirketler arasında da uygulanır. Rakip şirketi tamamen yok ederek pazarına hakim olmak isteyen bir firma bu taktiğin çeşitli varyasyonlarını kullanırsa ve buna hedef olan firmanın yöneticileri de konu hakkında eğitimli ve bilgili değillerse kendilerini savunmaları çok zordur. Bu teknik kullanılarak iflas ettirilen şirketlerin isimlerini yazsam çok şaşırırsınız ancak burası yeri değil.

Böl ve Yönet stratejisinin ana hatları şunlardan oluşur :

a) Hedeflediğiniz devlet,millet,insan grubu veya şirketin içinde halihazırda var olan bölünmüşlükleri tespit et ve ayrışmaları cesaretlendir. Eğer halihazırda bir bölünmüşlük yoksa insanların birbirlerine düşebilecekleri alanları tespit et ve ayrışma konularını kendin üret. Örnek olarak etnik,mezhepsel veya menfaat paylaşımı alanlarında üretilebilecek bölünmüşlükler verilebilir. (Ortadoğuda İngilizlerin sınırları çizerken veya yönetimleri paylaştırırken bunları belli mezhepsel,dinsel ve etnik fay hatları üzerinden yapması ilk aklıma gelen örnek. Bugün Ortadoğu kan gölüyse zamanında kurulmuş bu saatli bombaların büyük etkisi vardır.)

b) Sizinle ittifak yapabilecek ve çıkarlarınız doğrultusunda kullanabileceğiniz gruplara para ve propaganda desteği vererek çatışmaları kendi çıkarlarınıza doğru alevlendirmek.

c) İnsanlar arasındaki güven,iyi niyet ve sevgi gibi bağlılık unsurlarını çeşitli kışkırtma ve provokasyonlarla ortadan kaldırmak ve herkesin herkesten şüphe ettiği kırılgan bir ortam meydana getirmek. ( sosyal medya,gazete ve televizyonlardan ortaya saçılan bir ton komplo teorisinin esas amaçlarından birisi de budur)

d) Hedeflediğiniz devlet,kurum veya şirketin önüne saldırması için sahte düşmanlar ve hedefler atarak kaynaklarını (para,silah ve insan gücü gibi ) boş yere ve kendi lehine olmayan amaçlar doğrultusunda harcamasını sağlamak. (Bir firmayı dezinformasyon yoluyla kandırarak kendisini tüketecek yanlış bir üretime veya piyasaya sokmak buna iyi bir örnektir. Dünyaca ünlü bir cep telefonu firması tamda bu taktik kullanılarak tüketilmiş ve iflasa zorlanmıştır)

Kısacası ele geçirmek istediğiniz ülke veya şirketi türlü manipülasyonlarla içeriden yıpratmak ve sonrasında tek fiskeyle devrilecek kumdan bir kaleye dönüştürmek bu işin esasıdır.

Burada çok basit bir şekilde anlattığım "Böl ve Yönet" taktiğinin yüzlerce kombinasyonu ve tarih boyunca gerek devletler arasında gerek şirketler arasında uygulanmış binlerce örneği vardır.

İşte uzaktan gelen televizyon sesleriyle kulağıma gelen birbirinden farklı ve birbirine düşman sesler nedense kafamda bu düşünceleri oluşturdu.

Neyse şimdi bu güzelim bayram günü ciddi meseleleri düşünmeyelim. Şekerler kavurmalar bizi bekler.

Herkese güzel bir bayram dilerim.

Not: Yakın zamanda İzmir ve İstanbulda başlayacak "İkna Taktikleri" eğitim programım içinde eğer ciddi profesyonellerden yeterli talep gelirse açacağım çok kısıtlı ve özeli bir gruba yönelik olacak modülde bu ve benzeri teknikleri uygulama örnekleri ve korunma yöntemleriyle beraber anlatacağım inşAllah. Sevgilerimle

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KENDİNE GÜVENSİZLİKTEN KURTULMAK İÇİN 10 TAVSİYE.

Sevgili Dostum,

Objektivizm isimli felsefi akımının kurucusu ve saygı duyduğum yazarlardan bir tanesi olan Ayn Rand hanımefendi şunu söyler : 

“Kendine değer vermeyen insan, hiçbir şeye ve hiç kimseye değer veremez”

Bu, kendine güvensizliğin insanların ve toplumların hayatlarını ne kadar zorlaştıran bir düşünce bozukluğu olduğunu açıklayan çok doğru bir sözdür.

Gerek koçluk ve eğitim çalışmalarımda, gerek günlük yaşamımda insanların kendilerini boğan kocaman güvensizlik mengeneleri içinde yaşamaya çabaladıkları mutsuz ve karamsar hayatlarına sık sık şahit olmaktayım

Bu sebeple kendine güvensizlik üreten düşünce ve algı bozuklukları, üzerinde en çok çalıştığım konulardan bir tanesi olmakta.

Eğer sende kendine güvensizlik cehennemi içinde yaşayan ve bu sebeple hayatın birçok renginden kendini mahrum eden insanlardan biriysen, öncelikle bunu dürüstçe kabullenmen gerekiyor.

Şunu iyi bil ki bu sorunu seninle birlikte yaşayan milyonlarca insan var ve bu insanların büyük çoğunluğu dışardan göründük…

MUTLU OLMAK İÇİN VAZGEÇMEN GEREKEN 15 ŞEY.

Sevgili Dostum,
Roma İmparatorlarından aynı zamanda Stoacı bir filozof da olan Marcus Aurelius yüzlerce yıl önce "Hayatınızdaki mutluluk düşüncelerinizin kalitesine bağlıdır" tespitinde bulunmuştur. 
Mutlu olmak için neler yapman gerektiği konusunda bir çok kitap ve yazı bulabilirsin ancak ben bu yazıda mutlu olmak için yapmaman ve vazgeçmen gereken şeyler üzerinde durmak istiyorum.
Bu yazıyı dikkatlice okur ve burada vazgeçmeni istediğim şeylerden en azından bir kaç tanesini hayatından çıkarmayı becerebilirsen yaşam hakkındaki olumsuz algın değişerek daha olumlu ve mutlu bir yaşamın kapısını arayabilirsin. 
Bunları yapamam dersen en azından bir kaç kere üst üste okumanı istiyorum. Buna da üşenirim diyorsan en azından bu yazıyı arkadaşlarına paylaş çünkü bu basit hareketinin bile kimin hayatını değiştireceğini  bilemezsin. Bunu da yapamam diyorsan sana söylenecek pek bir şey yok.
Hadi başlayalım bakalım yapmaman ve hayatından çıkarman gereken şeylere.
1) Her zaman haklı olm…

BAŞARISIZ BİR İNSAN OLMANIN DOKUZ YOLU

Sevgili Dostum,

Yıllardır seni daha başarılı bir insan yapmak için uğraşıp duruyorum. İşimi gücümü bırakıp sana güzel güzel yazılar yazıyorum ama okumuyorsun ve "hocam çok uzun yazıyorsunuz" diye bana mesajlar atıyorsun.

Tamam kardeşim diyorum ve sana kısacık kısacık resimli paragraflar yazıyorum bu sefer de "ee hani burada bir şey yazmıyor bana ne yapacağım tam anlatmamışsın" diye bana kızıyorsun. Bu sefer sana ulaşabilmek için minnacık minnacık uyandırıcı tweetler atıyorum onları da laf sokmalı ve esprikli söz değil diye beğenmiyor ve benim yerine trolleri takip ediyorsun.

Bu iş yazıyla olmuyor, gel bak sana eğitim düzenledik ve sadece bir akşam yemeği parasına bir günde sana otuz kitaplık bilgi vereceğim, üstelik benimle tanışıp istediğin soruyu da sorabilirsin diyorum "size şimdi para mı vereceğiz,hep paragözsünüz zaten" diyorsun (sanki cebindeki telefonla ayağındaki ayakkabıyı sana bedava verdiler de biz paragöz olduk).

Hele öyle sana "bak,ben …